Bekçi Görevini Yapıyor mu?
Halit Katkat
Tarih: 14.10.2020 15:37:51
Halit KATKAT

Hatay yangını geçen haftanın gündemine damgasını vuran önemli olaylardan biriydi. Saatte yetmiş kilometre hızla esen rüzgârın körüklemesiyle 33 saat süren yangında 400 -500 hektar alan yanıp kül oldu.
İskenderun, Belen ve Arsuz ilçelerini etkileyen yangında insanlar yanmadı ama onların evleri ve arabaları yandı. Evet insanlar ölmedi. Ama binlerce canlı, bitki ve hayvan alevler arasında acı içinde can verdi. Elbette bugün için acının derecesini ölçen bir alet henüz icat edilmemiş olsa da yangında yananla uzakta olanın acıları bir değildir.
Şimdi sizi empati yapmaya davet ediyorum. Elinizi, ayağınızı ya da herhangi bir yerinizi kızgın sobaya değdirdiğinizi düşünün. Bu deneyi daha önce yaşamış olanlarınız bu acıyı gayet iyi hatırlayacaklardır. Bir de kendinizi bu yangının içinde yanıp kavrulmuş ve çömeldiği yerde öylece simsiyah kömür haline gelmiş tavşanın ya da kabuğu içinde yanmış ve sadece kırık kabuğu kalmış kaplumbağanın yerine koyun. Ya da kendinizi on yıllarca toprağa kök salıp rüzgâra, yağmura, kuraklığa direnmiş; olduğu yerde dal budak salıp yaşayıp giderken cayır cayır yanan çam ağacının yerine koyun. Ya da kendinizi evi, arabası yanan ve çocukları ile dışarıda kalan yurttaşların yerine koyun ve bir kere daha düşünün. Evet bazıları kendilerini acı çekenlerin yerine koymayı bilmezler, koymazlar ya da koymak istemezler. Zaten insan olmanın ya da düşünsel evrimleşmenin ölçüsüdür “empati”. İnsandan başka canlılar empati yapamazlar. Peki, İnsan öldüreni “katil”, “cani” olarak niteliyorsak ; ormanı içindeki canlılarla beraber yakanı ne olarak niteleyeceğiz? Şurası açık ki empati kurmasını bilen birisi canlı yaşamına zarar vermeyi aklından geçirmez. Televizyon muhabiri yangın haberini verirken yanı başında yaşlı bir zeytin ağacı vardı. İçi boşalmış gövdesinden yüz yaşın üstünde olduğu görünüyordu. Ama dalları gür ve yeşildi. Etrafında alevler olmayan bu yaşlı zeytin ağacının gövdesinin içinde alevlerin boşluklardan döne döne dışarı gövdeyi yalayarak çıkışı bana ağacın için için ağladığını hissettirdi.
Orman yanarken sadece ağaçlar yanmaz elbette, başta o ağaçların yetişmesi için geçen zaman dilimi de yanmış olur. Üç ilçe sınırlarında yanan ormanlarda sadece çam ağaçları yok, aynı zamanda sadece buraya özgü başka yerde yetişmeyen endemik bitkiler ve hayvanlar da var. Bu canlıların ölümü türlerinin tükenmesi demek. Ayrıca şunu da belirtelim ki köylerde tarlalarda ekinler kaldırıldıktan sonra kalan saplar yakılırdı. Bilindiği gibi bu anız yakma işlemi bakanlık tarafından yasaklandı. Yasaklanmasının nedeni yangının toprakta bulunan ve toprağı verimli hale getiren bakterileri de saplarla beraber yok ettiği içindir. Bu şekilde düşüncesizce yakmalar toprağın bitki örtüsünü yok ettiği için çölleşmesine yol açar. Bir çam ağacı 40 kişinin bir saatte ürettiği karbondioksiti bir saatte oksijene çevirir. Atmosferin yüzde 20´sini oluşturan oksijenin yarısından fazlasını ağaçlar üretir. Yani soluduğumuz havanın büyük kısmını ağaçlara borçluyuz. Bunun yanında çam ağaçları kökleriyle suyu tutarak hem su rezervi sağlar hem de toprağın sular ve seller ile taşınmasını önlediği gibi bulunduğu tere serinlik de verir. Ayrıca kuşlar, memeliler, sürüngenler ve böcekler vb. canlıların yaşam alanıdır.
Bütün bu faydalarından sonra gelelim bu ormanları kim koruyacak noktasına.
Kapitalist sistem bilindiği gibi ranta ve kåra dayalı bir sistemdir ve yararlanmadığı ağacı keser. Araştırmalar yangınların yüzde 95´inin insan kaynaklı olduğunu gösteriyor. Onun için bu alanların yakılmasında kimlerin çıkarı varsa onlardan şüphe edilmelidir. Ancak sorumluları bulup yakalamak kolluk kuvvetlerinin, adalete teslim etmek de savcıların işidir elbette… Ama bir örnek vermek gerekirse bir patron kendi arazisini, evini ya da işyerini korumak için kameralar koyar, bekçi tutar, güvenlik görevlileri koyar. Bunlar eğer kendi mülkünü koruyamıyorsa, sorumluları hemen işten çıkarır. Ülkenin pek çok yerinde yangınlar çıkıyor ve her yıl bu yangınların sayısı artıyor.
Yanan ormanlar tüm halka ait olan mülktür. Bu mülkü koruma görevi hükümete aittir. Halk adına hükümetler bu ortak mülkü, halkın canını ve malını korumakla yükümlüdür. Yani hükümetler halkın bekçisidirler. Eskiden mahalle bekçileri vardı, gece yurttaşlar uyurken o mahalleyi hırsızlıktan ya da herhangi kundaklama olayından korurdu. Yurttaşta ona güvenerek gece rahat yatardı. O zaman kamera, İHA, kamera, gece görüşlü kameralar, insanın yerini alacağı iddia edilen yapay zekalar yoktu. Şimdi her türlü olanak olduğu halde ne insanların canı, malı ne de ormanlar korunabiliyor. Her yıl artan sayıda yangın, can güvenliği, taciz, tecavüz olayı ile karşı karşıya kalıyor yurttaşlar.
Geçen hafta Ankara Gar Katliamının da yıldönümüydü. Bu olayda da yetkililer barış isteyen kitlenin can güvenliğini sağlayamamış ve atılan bomba yüz üç yurttaşın ölmesine neden olmuştur.
Ülkenin topraklarını, ormanlarını, yurttaşların can ve mal güvenliğinden sorumlu olan, yani ülkenin bekçisi olan Hükümet görevini yapıyor mu size göre. Demokratik bir ülkede hükümet, yurttaşın can güvenliğini ve ormanlarını korumak için gereken önlemleri alır, alamıyorsa yapamıyorum deyip çekilir. Suçluları bulup yargı önüne çıkarmakta onların görevidir. Bir kısım medyanın yaptığı gibi onu bunu delilsiz ispatsız suçlamanın, lanetlemenin olayın çözümüne zerre kadar katkısı yoktur.

Anahtar Kelimeler: Bekçi, Görevini, Yapıyor
Yazarın Diğer Yazıları
12 Eylül Darbesinin 40 Yılı (16 Eylül 2020 - Çarşamba)
Pandemi ve Demokratik Şekil (01 Eylül 2020 - Salı)
Gaz müjdesi ve muhalefetin tavrı (25 Ağustos 2020 - Salı)
İş Kazalarında Sınıf Tavrı (07 Temmuz 2020 - Salı)
Seçilmişler, Atanmışlar ve Demokrasi (22 Haziran 2020 - Pazartesi)
Çemberin Dışına Çıkamama Hali (02 Haziran 2020 - Salı)
Yaşlıların Suçsuz Ev Hapsi (25 Mayıs 2020 - Pazartesi)
Korona ve evrim kuramı (18 Mayıs 2020 - Pazartesi)
Eskisi Gibi Olmayacak Anlayışı (11 Mayıs 2020 - Pazartesi)
Salgınlar Sistemi Nasıl Değiştirir (05 Mayıs 2020 - Salı)
Pandemi ve Ekonomik Kriz Arasında (28 Nisan 2020 - Salı)
Koronanın Düşündürdüğü Değişim (06 Nisan 2020 - Pazartesi)
Kapitalizmin koronoyla savaşı (17 Mart 2020 - Salı)
Politikasızlık diye bir şey yoktur (10 Mart 2020 - Salı)
Sendika içi demokrasi nasıl olmalı (03 Mart 2020 - Salı)
İskenderun Kent Konseyi toplanırken (25 Şubat 2020 - Salı)
Demokrasi gözden mi düşüyor? (18 Şubat 2020 - Salı)
Beslenme önerilerine evrimsel itirazlar (11 Şubat 2020 - Salı)
Depremle yaşamayı öğrenmek (28 Ocak 2020 - Salı)
Değişim isteği (14 Ocak 2020 - Salı)
Güç, işçilerin kendisindedir (07 Ocak 2020 - Salı)
2019 yılı biterken (31 Aralık 2019 - Salı)
Siyasette eski ve yeni karşıtlığı (17 Aralık 2019 - Salı)
Bireysel ve toplumsal irade (03 Aralık 2019 - Salı)
Emekli maaşlarının ekonomiye etkisi (19 Kasım 2019 - Salı)
Çağımızın çelişkileri (29 Ekim 2019 - Salı)
Birlik üzerine (15 Ekim 2019 - Salı)
Krizin sermaye ve emekçi tarafı (08 Ekim 2019 - Salı)
Kapitalist üretim ve doğal afetler (17 Eylül 2019 - Salı)
Kayyum ve demokrasi (10 Eylül 2019 - Salı)
Halk meclisleri söylemleri ve kent konseyi (04 Eylül 2019 - Çarşamba)
Memurlarla Hükumet masada anlaşamadı (27 Ağustos 2019 - Salı)
Metalde TİS görüşmeleri ve bir örnek (06 Ağustos 2019 - Salı)
Öğrenme, itaat ve özgürlük (09 Temmuz 2019 - Salı)
Politika, ittifaklar ve iktidar (02 Temmuz 2019 - Salı)
İstanbul seçimi ve halk iradesi (25 Haziran 2019 - Salı)
Demokrasi dedikleri... (28 Mayıs 2019 - Salı)
Cığızlığın çözümü ne (14 Mayıs 2019 - Salı)
İşsizlik rakamlarının söylediği (16 Nisan 2019 - Salı)
Sandık birlik sorununu çözemedi (09 Nisan 2019 - Salı)
Kent yönetimi, projeler ve demokrasi (19 Mart 2019 - Salı)
İki siyasetin etkisindeki seçmen (12 Mart 2019 - Salı)
Tanzim satış gereklidir ama nasıl? (05 Mart 2019 - Salı)
Ekonomik kriz ve etkileri (26 Şubat 2019 - Salı)
Değişim Umudu ve Seçimler (19 Şubat 2019 - Salı)
Yerel yönetimler ve çöken binalar (12 Şubat 2019 - Salı)
Yerel seçimler ve kent konseyi (06 Şubat 2019 - Çarşamba)
Fiyatları piyasa belirler (29 Ocak 2019 - Salı)
Asgari ücret ve sendikalaşma (22 Ocak 2019 - Salı)
Korku ve birlik ihtiyacı (08 Ocak 2019 - Salı)
Yeni yıla aktarılanlar (02 Ocak 2019 - Çarşamba)
Birlik ihtiyacı ve yerel seçimler (26 Aralık 2018 - Çarşamba)
Ücretler asgari, kårlar azami (18 Aralık 2018 - Salı)
Sesiz kalabalıkların değişimi (11 Aralık 2018 - Salı)
Enflasyon artışı ve maaş zamları (04 Aralık 2018 - Salı)
Sel felaketi ve yerel yönetimler (20 Kasım 2018 - Salı)
Yerel yönetim seçimleri ve talepler (06 Kasım 2018 - Salı)
Asgari ücret ve maaş zamları (30 Ekim 2018 - Salı)
Yerel Seçimler ve Halk İradesi (02 Ekim 2018 - Salı)
Faturayı kim ödesin? (18 Eylül 2018 - Salı)
Önümüzdeki Dönemde Ekonominin Durumu (11 Eylül 2018 - Salı)
Ekmek zammı ve düşündürdükleri (07 Ağustos 2018 - Salı)
Yanan Ormandan Daha Fazlası (31 Temmuz 2018 - Salı)
Angus kokusu aslında sistemin kokusudur (17 Temmuz 2018 - Salı)
Başka bir seçenek mümkün (10 Temmuz 2018 - Salı)
Çok bilinmeyenli bir seçim (26 Haziran 2018 - Salı)
‘OHAL Faturası´nı kim ödeyecek (19 Haziran 2018 - Salı)
AKP´nin taktikleri artık işe yaramıyor (12 Haziran 2018 - Salı)
Umutsuzluktan umut çıkarma seçimi (29 Mayıs 2018 - Salı)
Neyi vaat ettiler; neyi verdiler (22 Mayıs 2018 - Salı)
Burjuva politikasının iki yüzü (15 Mayıs 2018 - Salı)
CHP ve Büyükbabanın Hindileri (08 Mayıs 2018 - Salı)
Bu gün 1 Mayıs (01 Mayıs 2018 - Salı)
Şeker fabrikaları sadece şeker üretmez (12 Mart 2018 - Pazartesi)
Onaltı yılda ülke nereden nereye (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Metal sözleşmesinde kazançlı çıkan taraf (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Savaş işçi ve emekçilere ne getirecek? (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
İşçilere Düşen Pay Azalıyor (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
İyi Parti neye iyi gelecek? (31 Ekim 2017 - Salı)
Alternatif eğitim mümkün (03 Ekim 2017 - Salı)
Eğitim Sistemi neden yama tutmuyor? (26 Eylül 2017 - Salı)
Demokratik ve laik eğitim (19 Eylül 2017 - Salı)
TİS görüşmeleri ve işçi iradesi (08 Ağustos 2017 - Salı)
Yaşanacak bir cevre, kentlerimiz ve biz (25 Temmuz 2017 - Salı)
Adaleti her yerde aramaya devam (11 Temmuz 2017 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi