Halkın iradesini doğru okuyamazsanız inandırıcılığınızı yitirirsiniz
Geçen hafta TBMM iç tüzük görüşmeleri vardı.
Tarih: 1.8.2017 10:42:59
Halit KATKAT

Geçen hafta TBMM iç tüzük görüşmeleri vardı. Meclis çoğunluğunu MHP´nin de katkısıyla arkasına alan AKP, iç tüzüğü Meclis´i iktidarın danışma organı haline getirecek şekilde değiştirmek istemektedir. Buna karşı çıkan CHP, Meclis´te demokrasi nöbeti başlatıyor. Ama TBMM´nin kapısı Meclis Başkanlığı tarafından gazetecilere kapatılıyor. Yani gerçeklerin halka ulaştırılması engellenmeye çalışılıyor. CHP Meclis gurubunun direnmesi sonucunda kapı açılıyor.

Diğer taraftan yine geçen hafta Halkların Demokratik Partisi´nin, “Durmayalım, Dur Diyelim, Faşizmi Durduralım” sloganıyla, Diyarbakır Ekin Ceren Parkı´nda başlattığı “Vicdan ve Adalet Nöbeti” vardı. 10 HDP milletvekili Ekin Ceren Parkı´nda gece gündüz beklerken yurttaşların alana yaklaşmasına polis izin vermiyor. HDP Grup Sözcüsü ve Urfa Milletvekili Osman Baydemir, “Parlamentoda muhalefetin sesi kısılıyor. Meclis noter haline dönüştürülüyor. Grup toplantımızı meclis yerine buraya almamızın nedeni budur” diyor.

Baktığımızda Meclis´in iki muhalefet partisi aynı nedenle, yani muhalefetin sesinin kısılmasına karşı, iki farklı yerde eylem koyuyor. İktidar da ikisini de engellemeye çalışıyor. Halkla ilişkisini koparmaya çalışıyor. Birinde gazetecilerle ilişkisini kesmeye çalışırken diğerinde polis halkla buluşmasına izin vermiyor.

Peki vatandaş olarak sorsak bu iki muhalefet partisine; madem aynı nedenle eylem yapıyorsunuz bu iki eylemi birleştiremez miydiniz? Siyaset aynı zamanda birleşme, birleştirme, bir araya gelme ve inandırma sanatıdır. Bazen güçlü rakibe karşı, halkın çıkarına geçici bir zaman için başka bir rakip parti ile ortak eylemlerde bir araya gelmeniz zorunlu olabilir. Bu o partiyle birleştiğiniz, programınızdan saptığınız anlamına gelmez. Halkın birleşmesini istiyorsanız bunu pratikte parti olarak göstermeniz gerekir.

Halk birleşme isteğini ve hangi taleplerde birleşebileceğini bir kaç defa göstermesine karşın muhalefetteki partiler özellikle de sosyal demokrat ve sol partiler bunu iyi okuyamadı.

Birincisi Gezi Parkı direnişiyle başlayan ve bir aya yakın süren eylemlerde halk, yaşam tarzına karışılmasına ve çevreye zarar verilmesine karşı CHP´li, HDP´li, MHP´li, EMEP´li, ÖDP´li demeden tüm halk kesimleri bu eyleme katılmıştı. Ama bu eyleme siyasi bir program sunulamadığı ve önderlik yapılamadığı için eylem iktidarın gazlı, joplu saldırıları sonucunda söndü.

İkincisi 7 Haziran seçimlerinde iktidar partisi yenilgi aldı ve hükümeti kuramaz duruma geldi. Seçmen çoğunluğu açıkça iktidar partisine güvenemedi. Ama muhalefet partilerinin hükümeti kurmada başarısız olması, özellikle de MHP´nin uzlaşmaz tutumu sayesinde bir kere daha iktidar bu durumu kendi lehine çevirdi ve yeniden seçime gitti.

16 Nisan referandumunda yine seçmenler Anayasa oylamasına yüzde elli “hayır” oyu vermesine karşın mühürsüz oylarla “atı alan Üsküdarı geçti” fırsatçı anlayışı ile Anayasa değişikliği geçerli sayıldı. Halkın iradesine, değişim isteğine muhalefet tutarlı bir karşı çıkış koyamadı ve referandum sonuçlarını sindirmeye çalışıyor.

Yine Kılıçdaroğlu´nun başlattığı “adalet” yürüyüşünde hemen hemen bütün partilere mensup kişiler ve HDP ve diğer sol partiler kurum olarak bu yürüyüşü desteklediler. Çünkü burada öne çıkarılan “adalet” talebi adalete susamış tüm kitlelerin talebiydi. Evet talep doğru yakalanmıştı, evet bir önderlik de vardı. Ama burada olmayan hedefti, yani programdı. Bir yürüyüşle adalet gelmeyecekti. Evet Kılıçdaroğlunun deyimiyle bu bir başlangıçtı. Ama bundan sonra ne yapılacaktı? Adaleti getirmek için hangi eylemler yapılıp hangi program izlenecekti? Bu eylemle iktidarın adaleti getireceğine mi inanılıyordu? Bunlar belli değildi. Nitekim eylemle hiç bir şey değişmedi.

Eğer topladığınız kitlelere doğru hedef gösteremez, kitle iradesini dikkate almaz, sonuç alıcı eylemler yapamazsanız bir süre sonra kitlelerin gözünde inandırıcılığınızı kaybedersiniz.

Yazarın Diğer Yazıları
Ekmek zammı ve düşündürdükleri (07 Ağustos 2018 - Salı)
Yanan Ormandan Daha Fazlası (31 Temmuz 2018 - Salı)
Angus kokusu aslında sistemin kokusudur (17 Temmuz 2018 - Salı)
Başka bir seçenek mümkün (10 Temmuz 2018 - Salı)
Çok bilinmeyenli bir seçim (26 Haziran 2018 - Salı)
‘OHAL Faturası´nı kim ödeyecek (19 Haziran 2018 - Salı)
AKP´nin taktikleri artık işe yaramıyor (12 Haziran 2018 - Salı)
Umutsuzluktan umut çıkarma seçimi (29 Mayıs 2018 - Salı)
Neyi vaat ettiler; neyi verdiler (22 Mayıs 2018 - Salı)
Burjuva politikasının iki yüzü (15 Mayıs 2018 - Salı)
CHP ve Büyükbabanın Hindileri (08 Mayıs 2018 - Salı)
Bu gün 1 Mayıs (01 Mayıs 2018 - Salı)
Şeker fabrikaları sadece şeker üretmez (12 Mart 2018 - Pazartesi)
Onaltı yılda ülke nereden nereye (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Metal sözleşmesinde kazançlı çıkan taraf (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Savaş işçi ve emekçilere ne getirecek? (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
İşçilere Düşen Pay Azalıyor (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
İyi Parti neye iyi gelecek? (31 Ekim 2017 - Salı)
Alternatif eğitim mümkün (03 Ekim 2017 - Salı)
Eğitim Sistemi neden yama tutmuyor? (26 Eylül 2017 - Salı)
Demokratik ve laik eğitim (19 Eylül 2017 - Salı)
TİS görüşmeleri ve işçi iradesi (08 Ağustos 2017 - Salı)
Yaşanacak bir cevre, kentlerimiz ve biz (25 Temmuz 2017 - Salı)
Adaleti her yerde aramaya devam (11 Temmuz 2017 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi