HATAY NİTELİKLİ BİR POLİTİKACISINI VE HUKUKÇUSUNU KAYBETTİ: CASİM SÖNMEZ
Müslüm Kabadayı
Tarih: 21.6.2019 16:32:28
Müslüm KABADAYI

İnsanın çocukluğunun ve o dönemde yaşadığı yerin (köy-kent) yaşamı boyunca peşinden geldiğini biliriz. Yaşlıların çocukluk anılarını unutmaması, doğduğu ve çocukluğunun geçtiği yere özlem duyması bundandır. Bir bakıma genlerinize kodlanmıştır o dönem…

Doğup büyüdüğüm, Düziçi İlköğretmen Okulu´nu 1971-1972 Eğitim-Öğretim Yılı´nda kazanana kadar da hiç ayrılmadığım Hatay´ın Yayladağı ilçesinin Kışlak köyünün de peşimi hiç bırakmadığını belirtmeliyim. Öyle ki, bazen eşimin “O kadar yazdığın, o denli ilgilendiğin halde Kışlak´ı bir türlü bitiremiyorsun.” dediğini, paylaşmakta sakınca görmüyorum. Başkalarıyla paylaşmamda yarar gördüğüm sürece bulduğum, gördüğüm şeyleri yazmaya; ayrıca Kışlak´la ilgili gelişme sağlayacak çalışmalar için düşünce üretmeye, sorunların çözümüne katkıda bulunmaya nefesim yettiğince devam edeceğim. Bu da peşimizden gelen çocukluğumuza ve bizi yetiştiren toprağa duyduğum sorumluluğun gereği…
Yayladağı´nın, Türkiye siyasi haritasına bakıldığında en güneydeki ilçemiz olduğu hemen görülecektir. Doğduğum Kışlak da 1960´lı yıllarda bu ilçenin bir nahiyesi (bucağı) olup topraklarının bir bölümü Suriye sınırına uzanan bir yerleşimdi. Türkiye´nin genelinde olduğu gibi Kışlak´ta da 1960´lı yıllar en güzel, verimli ve aydınlanmanın yükseldiği çalışmalarla güzelleşmişti. Bunda, 23 yaşında muhtar olan dayım Mehmet Yıldız ve köy bekçisi olan babam Hüseyin Kabadayı başta olmak üzere o dönemin ihtiyar heyetlerinin payı büyüktür kuşkusuz. İşte o dönemde köy odası – aynı zamanda muhtar odasıydı – dergi ve gazetelerin okunduğu, büyük bataryasıyla yayın yapan radyodan haberlerin, türkülerin dinlendiği, özellikle akşamları köyün sorunlarının tartışılıp çözümler üretildiği bir mekandı. İşte o mekanda ilk kez adını duyduğum Casim Sönmez de, Yayladağı´nda 1920´li yılların sonunda doğmuş, ilkokulu ilçede okuduktan sonra ortaokulu ve liseyi Antakya´da bitirdikten sonra Ankara Hukuk Fakültesi´ne gitmiş aydın insanlardan biriydi. Özellikle dayım, kendisinden övgüyle söz eder, büyük saygı duyardı.

/resimler/2019-6/21/1634234565147.jpg
Casim Sönmez Ağabey´le yüz yüze tanışmamız 1978´de Ankara´da gerçekleşti. Kendisi, TBMM´nin Meclis Matbaa Müdür Yardımcısı olarak çalışıyordu. Eylül ayıydı, önce Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi´ne kaydımı yaptırmıştım. Sonra da babamla Casim Ağabey´in ziyaretine gitmiştik. Ablam Menekşe Kabadayı´nın ebe olarak görev yaptığı Malatya´dan Gaziantep´in İslahiye ilçesine atamasının yapılmasında etkili olmuştu. Ondan sonra da ilişkimiz hiç kopmadı. Sık sık ziyaretine gider, bazen de Zafer Çarşısı´nın üzerinde sahaflık yapan köylümüz Selim Sevim Ağabey´in yanında buluşurduk. O dönemde birlikte görüştüklerimizden Mustafa Varışlı, Yusuf Bilgin ve Mehmet Bilgin arkadaşlarımı da burada anmak isterim.
TBMM´den emekli olduktan sonra Ulus´ta yazıhane açarak avukatlığa başlayan Casim Sönmez Ağabey´le hukukumuz devam etti. Kendisi, 1987´de Trabzon´da öğretmenlik yaptığımda güvenlik soruşturması nedeniyle görevden alınmam üzerine davamı üstlendi ve Trabzon İdare Mahkemesi´ndeki davaya katılarak çok değerli bir savunma yapıp Türkiye´de ilk kez bu konuda yürütmeyi durdurma kararı aldırdı. Bunun haberi, Cumhuriyet Gazetesi´nde yayımlanmış ve benzer durumda olan birçok kamu emekçisi için emsal karar olarak kullanılmıştı. Bu çok önemli hukuk kazanımını, o zaman Ankara´da faaliyette olan Eğit-Der Genel Merkezi´ne bildirmiş ve özellikle eğitim emekçilerine ulaştırılmasını istemiştim. Bu önemli hukuk savaşımını başarıyla veren Casim Sönmez Ağabey´in adını hukuk tarihimize yazdırmak durumundayız.
Vakur, çalışkan ve dürüst bir kişilikti Casim Ağabey. Kaç kez CHP ve DSP´den milletvekili adayı oldu bilemiyorum ama yanına gelenlere, kendisinden yardım isteyenlere, bırakın yalan söylemeyi, onları oyalamayı bile zül sayardı. Oldukça gerekçiydi ve hukuk dışına çıkmazdı. Bildiğimiz, görmekten nefret ettiğimiz burjuva politikacısı değildi. Kentteşlerine değer verir ve onların sorunlarıyla ilgilenirdi ama ayrım yapmazdı. Hiç unutmuyorum, Ulus´taki Modern Çarşı´da Karslı bir avukat arkadaşıyla ortak büro kullanırlardı. Yanına her gittiğimizde Hataylılar kadar Karslılarla da karşılaşırdık. Hemen onların sorunlarıyla da ilgilenir, hizmet vermeye çalışırdı. 2003´te bu çarşı yandıktan sonra sanırım iki büro daha değiştiren Casim Ağabey´i, çocukluk arkadaşım ve candostum Mustafa Varışlı´yla 10 yıl önce ziyaret etmiştik. Yaşı 80´i bulmuştu ama çalışmaktan vazgeçmiyordu. Kalpağıyla bizimle fotoğraf çektirmiş ve babası Mehmet Bey´in Yayladağı´nın aydınlanmasındaki çalışmalarını anlatmıştı.
Bu değerli insanı son görüşümdü. Güçten düştüğü için evden pek çıkmaz olmuştu. Arada bir ev telefonundan arayıp halini hatırını soruyordum, dertleşiyorduk. Cep telefonu kullanmadığı için eşi ya da kızının yardımıyla görüşüyorduk son zamanlarda. Ankara´dan ayrılıp Antalya´ya gittikleri için de hiç görüşemez olduk son iki yılda. 29 Mayıs 2019´da çocukluk arkadaşım ve candostum Mehmet Gündüz, whatsapptan “Av.Casim Sönmez de ölmüş. Bilgin olsun…” mesajını gönderince beynimden vurulmuşa döndüm. Yüreğim çizildi, uzun süre kendime gelemedim. Peşimden gelen çocukluğumun ve kentimin güzel insanını değil sadece, bugüne kadar kişiliği ve yaptıklarıyla bende emeği olan, güzel izlenimler bırakan bir nitelikli hukukçuyu ve siyasetçiyi kaybetmiştik çünkü. Açık söylemek gerekirse, ülkemizde mevcut kapitalist düzen içinde bile kamucu ve dürüst bürokratlardan biriydi, ne yazık ki nesli giderek tükenenlerden…
Onu kaybettiğimizi öğrendiğim andan itibaren içimi kemiren bir duygu-durumdan da söz etmek istiyorum. Çevremde kayda değer birçok kişiyle ilgili yazılar, öyküler kaleme aldım. Kaçırdıklarım da oldu kuşkusuz. Casim Sönmez Ağabey´le yaşamına ve yaptıklarına dair bir söyleşi yapamadığım, fotoğrafla belgelere dayanarak hukuk ve politika alanlarındaki çalışmalarını değerlendiremediğim için üzgünüm. Onun çocukluğunun ve ilk gençlik döneminin geçtiği Yayladağı´nın kültürü, sosyolojik ve siyasal yapısı hakkında bilgi, gözlem ve deneyimlerini kayda alamadığım için de… Dilemekten öte öneriyorum: Eşi ve kızı, onun geride bıraktığı notlar, anı ve günlükler, belgeler ve fotoğraflar üzerinden geleceğe taşınabilecek metinler hazırlayabilirler. En azından bunu yapabileceklere olanak sunarlar. Bu anlamda benim tek tesellim, onun birkaç dakikalık video kaydını ve birkaç fotoğrafını arşivimde saklıyor olmam. Ayrıca birkaç yıl önceki bir yazımda Casim Sönmez adını anmış olmam, bir nebze de olsa üzüntümü azaltıyor. O yazımdan ilgili bölümü aşağıya aktarıyorum:
“Doğrusu renkli kişiliği ve her gelene kapısının açıklığıyla tanınan Selim Sevim´in, Hataylı sol ve sosyal-demokrat politikacılarla da yakın ilişkisi vardı. 1973-1977 arasında Hatay milletvekilliği, 1979-1980 yıllarında da senatörlük yapan Yayladağlı Mehmet Sönmez, TBMM Matbaa Müdür Yardımcılığı yapan Yayladağlı Casim Sönmez, İş Bulma Kurumu´nda yöneticilik yapan Erzinli Kubilay Aksay, Samandağlı Enver Özen, Dörtyollu ve İş Müfettişleri Derneği (İm-Der) Başkanlığı da yapan Ahmet Erol, Kültür Bakanlığı´nda çalışan Gözcüler Beldesi´nden Selahattin Güler başta olmak üzere birçok kişiyle onun yanında görüşürdük. 1970´li yıllarda Hatay Halk-Koop Başkanlığı´nı yapan Altınözlü Fariz Bayal ( Ankara´da Firik adlı bir işyeri açarak Hatay ürünlerini meraklılarıyla buluşturuyor şimdilerde.) ve aynı kooperatifin yöneticilerinden Harbiye Değirmenyolu köyünden İbrahim Hamurcu´yla da Selim Sevim ağabey aracılığıyla tanışmıştım. Böylece Hatay´da ne olup bittiğine dair geniş bir bilgi akışı sağlardık. Bu kentteşlik duyarlığımızın temelleri çok sağlam atılmış olsa gerek ki, o zaman dostluk kurduğumuz bu insanların çoğuyla bağımız bugün de sürüyor.” (https://www.insanokur.org/gezgin-kitapcimiz-selim-sevim-muslum-kabadayi/)
Anlaşıldığı üzere, her şey zamanında yapılmalı; yapraklar gazel olduktan sonra yeşillenmeleri beklemek nasıl hamhayalcilikse, güzel insanların değerini öldükten sonra anlamak önemli olmakla birlikte onları geri getiremeyeceğine göre yaşayan değerleri gün ışığına çıkarmak durumundayız, hatta zorundayız. Saygıdeğer Casim Sönmez Ağabey´in belleğimizde bıraktığı güzel değerleri yeni kuşaklara yazarak anlatmakla işe başlamalıyız. Bu yazıyla ilk adımı atarken, kardeşi Atalay Sönmez Ağabey olmak üzere onu yakından tanıyanları bu anlamlı görevi gerçekleştirmeye çağırıyorum.
Işıklar içinde yatsın Casim Ağabey´imiz.

Yazarın Diğer Yazıları
Yüreğimdeki ses: Ruhi Su (02 Temmuz 2021 - Cuma)
“İZLERİN PEŞİNDEN” ŞİİR KOŞMAK… (07 Nisan 2021 - Çarşamba)
GÖÇ VE BARIŞ KÜLTÜRÜ (21 Mart 2021 - Pazar)
Dostluk ölümü aşar (24 Şubat 2021 - Çarşamba)
ZITLIK EST-ETİĞİNDE İNSANLAŞMA (12 Ocak 2021 - Salı)
Açık Mektup (23 Aralık 2020 - Çarşamba)
ŞAİRİME MEKTUP: ALİ YÜCE (15 Aralık 2020 - Salı)
GÖÇ(MEN) SIÇRA(T)MASI (28 Ağustos 2020 - Cuma)
YAŞAMIMDA KIŞLAK-MALATYA İLİŞKİSİ (21 Mart 2020 - Cumartesi)
EDEBİYATÇILIĞIM (26 Ocak 2020 - Pazar)
İskandinavya´dan izlenimler-1 (23 Ocak 2020 - Perşembe)
Göç ve göçmen edebiyatı (14 Ekim 2019 - Pazartesi)
Fark ettirilmesi gereken kent: Arsuz (20 Eylül 2019 - Cuma)
YARALI SINAV (01 Eylül 2019 - Pazar)
KÜLTÜR HARMANINDA MEHMET VE DEMOKRASİ ŞEN (27 Temmuz 2019 - Cumartesi)
İNSAN İÇİN 3N (14 Haziran 2019 - Cuma)
GÖÇ(MEN) EDEBİYATI (14 Mayıs 2019 - Salı)
DEMLENMİŞ İZLENİMLER… (19 Mart 2019 - Salı)
DEMLENMİŞ İZLENİMLER… (16 Mart 2019 - Cumartesi)
ŞAMANLAR VE MİTLERİN SANATI (31 Ocak 2019 - Perşembe)
AÇIK MEKTUP (01 Ocak 2019 - Salı)
Kışlaklı aydınlar buluştu (02 Eylül 2018 - Pazar)
ÇAL ZENNUBE! (25 Temmuz 2018 - Çarşamba)
ÇAL ZENNUBE (24 Temmuz 2018 - Salı)
ORTADOĞU´NUN YARA(R)LI KALBİ: PALMİRA (31 Mayıs 2018 - Perşembe)
2. Hatay Kitap Fuarından İzlenimler (30 Mayıs 2018 - Çarşamba)
2. HATAY KİTAP FUARINDAN İZLENİMLER-I (26 Mayıs 2018 - Cumartesi)
YAZARIN GERÇEK(Çİ)LİĞİ (30 Mart 2018 - Cuma)
Mizahın Güçlü Estetik Oku: Aziz Nesin (19 Aralık 2017 - Salı)
ŞAİRİ GÜÇLÜ KILAN NEDİR? (07 Kasım 2017 - Salı)
“BURMARİS” NE YANA DÜŞER USTA? (07 Eylül 2017 - Perşembe)
SITKI ÖNER´İN ARDINDAN… (11 Temmuz 2017 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi