Korku ve birlik ihtiyacı
Halit KATKAT
Tarih: 8.1.2019 10:54:30
Halit KATKAT

Korku, her canlının yaşamını sürdürmek için kendini tehlikelerden korumak için sahip olduğu en kuvvetli içgüdüdür. Vücut için bir alarm görevi görür. Ancak bunların somut fiziksel olaylardan meydana gelenleri olduğu gibi hiçbir nedeni olmadığı halde takıntı haline gelenleri vardır. Korkuların bu takıntı haline gelenlerine fobi deniyor. Yılan, fare, örümcek, yükseklik fobileri yaygındır. Çocuklar üzerinde yapılan psikolojik deneylerde daha önce görmedikleri halde yılan, fare ya da örümceği ilk defa gören çocukların korkup irkildikleri görülmüştür. Ancak aynı çocukların daha tehlikeli olan ateşten korkmayıp ona eliyle dokunmak istedikleri, elektrikten korkmayıp parmağını prize soktukları bilinmektedir. Ya da yaşamında hiçbir zaman birinci kattan yukarıda oturmamış; yükseğe çıkmamış insanların düşme rüyası görmeleri, yani yükseklik fobisi nasıl açıklanabilir?

Trafik kazaları, dünyada ölüm nedenleri arasında 9.sırada yer alırken, 15-29 yaş aralığındaki gençler için birinci sıradadır. Hatta gerekli önlemler alınmadığı takdirde, 2030 yılında ölüm nedenleri arasında beşinci sıraya çıkabileceği tahmin ediliyor. Her gün haberlerde sürekli trafik kazaları görmemize ve bazen çevremizde, yakınlarımızda şahit olmamıza rağmen neden toplum genelinde “taşıt fobisi” ya da “trafik fobisi” oluşmaz? Trafik kazaları günümüzde insanların büyük ölçüde ölümüne sebep olurken neden günlük hayatta bile nadiren rastladığımız örümcek, yılan vs. gibi hayvanlardan korkarız da otomobilden korkmayız? Bunların nedeni genetik kodlarımızda yatıyor. Milyonlarca yıllık tarihsel süreç boyunca ağaçlarda ya da mağaralarda yaşayıp toplayıcılık yapan insanlar onlara zarar verebilecek hayvanlardan kaçmış ya da onlardan kendilerini korumak için bazı savunma teknikleri geliştirmişlerdir. Mağarada ve ağaçlarda yaşayan, avlanmak ya da toplayıcılıkla karnını doyurabilmek için birçok tehlikeli ve zehirli hayvanların doğal alanına giren insanın ataları, her an bu tehlikelere karşı tetikte olmak zorunda kalmış ve bu da genetik kodlarına işlenmiştir. Trafik kazaları, elektrik çarpması gibi modern yaşamın getirdiği korkular ise henüz genlerimize işlenecek kadar süre geçmediğinden fobi oluşturamamıştır.

Toplumsal yaşam içerisinde ortaya çıkan korkularımız da az değildir. Sınav korkusu, iş bulamama, işsiz kalma, işten çıkarılma, geçinememe, aç kalma, hapse atılma, düşüncelerini açıklayamama vb. bunlardan bazılarıdır. Elbette iktidarda olanlar için düşme korkusu da var.

Korkularımızla nasıl başa çıkabiliriz? Korkusuz insan yada canlı yoktur. Ancak korkularını yönetebilen onlarla başa çıkan insanlar vardır. Bazen bireysel kahramanlar çıkabilir; ama arkasında kitleler yoksa bu bireysel kahramanlıkların bir kazanımı olamaz. Doğada tek olan çoğul olandan korkar. Örneğin aslanlar tek olan yabani mandaya saldırır; manda sürüsü üzerlerine gelirse korkup kaçarlar. Bir serçe sürüsü kendinden çok büyük yılanı korkutup kaçırabilir. “Büyük balık küçük balığı yer” diye bir özdeyiş vardır. Bu özdeyişi doğru çıkaran küçük balıkların saldırıya karşı birlikte karşı duramamalarıdır. Saldıran direnenden korkar; kaçan kovalanır.

Toplumsal yaşamda korkularımızı yenmenin, onlarla baş etmenin yolu örgütlülükten geçmektedir. Bir işyerinde çalışıyorsanız işverene ya da devlete karşı tek başınıza güvencede değilsinizdir. Ancak bir sendikaya üye iseniz ve sendika size sahip çıkıyor ve işten atılmanızı engelleyebiliyorsa, işsiz kalma ve aç kalma korkunuzu yenebilirsiniz.

Örneğin internet ortamında ya da basılı yayınlarda, bağımsız yargının olmadığından ve yargıçların adil karar veremediğinden dolayı “cesur bir yargıç yok mu” ya da “cesur bir savcı yok mu” diye sorulur. Yargıçların ve savcıların da işsiz kalma, sürgün edilme hatta haksız ve hukuksuz olarak hapse atılma korkusu varsa bağımsız ve adil karar vermesi nasıl mümkün olacaktır? Ancak kendilerine sahip çıkacak ve kendilerinin yönettiği yönetimden bağımsız sendikaları varsa korkmadan adil karar verme olanağına sahip olabilirler.

Anahtar Kelimeler: Korku, birlik, ihtiyacı
Yazarın Diğer Yazıları
Yeni yıla aktarılanlar (02 Ocak 2019 - Çarşamba)
Birlik ihtiyacı ve yerel seçimler (26 Aralık 2018 - Çarşamba)
Ücretler asgari, kårlar azami (18 Aralık 2018 - Salı)
Sesiz kalabalıkların değişimi (11 Aralık 2018 - Salı)
Enflasyon artışı ve maaş zamları (04 Aralık 2018 - Salı)
Sel felaketi ve yerel yönetimler (20 Kasım 2018 - Salı)
Yerel yönetim seçimleri ve talepler (06 Kasım 2018 - Salı)
Asgari ücret ve maaş zamları (30 Ekim 2018 - Salı)
Yerel Seçimler ve Halk İradesi (02 Ekim 2018 - Salı)
Faturayı kim ödesin? (18 Eylül 2018 - Salı)
Önümüzdeki Dönemde Ekonominin Durumu (11 Eylül 2018 - Salı)
Ekmek zammı ve düşündürdükleri (07 Ağustos 2018 - Salı)
Yanan Ormandan Daha Fazlası (31 Temmuz 2018 - Salı)
Angus kokusu aslında sistemin kokusudur (17 Temmuz 2018 - Salı)
Başka bir seçenek mümkün (10 Temmuz 2018 - Salı)
Çok bilinmeyenli bir seçim (26 Haziran 2018 - Salı)
‘OHAL Faturası´nı kim ödeyecek (19 Haziran 2018 - Salı)
AKP´nin taktikleri artık işe yaramıyor (12 Haziran 2018 - Salı)
Umutsuzluktan umut çıkarma seçimi (29 Mayıs 2018 - Salı)
Neyi vaat ettiler; neyi verdiler (22 Mayıs 2018 - Salı)
Burjuva politikasının iki yüzü (15 Mayıs 2018 - Salı)
CHP ve Büyükbabanın Hindileri (08 Mayıs 2018 - Salı)
Bu gün 1 Mayıs (01 Mayıs 2018 - Salı)
Şeker fabrikaları sadece şeker üretmez (12 Mart 2018 - Pazartesi)
Onaltı yılda ülke nereden nereye (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Metal sözleşmesinde kazançlı çıkan taraf (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Savaş işçi ve emekçilere ne getirecek? (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
İşçilere Düşen Pay Azalıyor (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
İyi Parti neye iyi gelecek? (31 Ekim 2017 - Salı)
Alternatif eğitim mümkün (03 Ekim 2017 - Salı)
Eğitim Sistemi neden yama tutmuyor? (26 Eylül 2017 - Salı)
Demokratik ve laik eğitim (19 Eylül 2017 - Salı)
TİS görüşmeleri ve işçi iradesi (08 Ağustos 2017 - Salı)
Yaşanacak bir cevre, kentlerimiz ve biz (25 Temmuz 2017 - Salı)
Adaleti her yerde aramaya devam (11 Temmuz 2017 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi