Lider yerine kitle iradesini önceleyen bir yapıya ihtiyaç var
Şaibeli bir seçim sistemiyle yapılan referandumla "atı alan Üsküdar´ı geçti" denerek, olan bitenin üstü örtülüp dayatılan bir dikta sistemi oldu bitti ile kabul ettirilmeye çalışılıyor.
Tarih: 9.5.2017 12:57:31
Halit KATKAT

Şaibeli bir seçim sistemiyle yapılan referandumla "atı alan Üsküdar´ı geçti" denerek, olan bitenin üstü örtülüp dayatılan bir dikta sistemi oldu bitti ile kabul ettirilmeye çalışılıyor. Böyle olduğu iktidar yanlısı yazarlar tarafından bile itiraf şeklinde dile getirilmişken bir bakıyoruz ana muhalefet partisinin ağır toplarından biri çıkıyor kabul edilmeyen Anayasaya göre 2019 yılında yapılacak olan Başkanlık Seçimi için aday öneriyor. 

Bu ne demektir? Daha önce karşı çıktıkları tek adam iktidarı ve diktatörlük sisteminin kabulü; seçimlerde yapılan usulsüzlük, hile ve devlet gücünün bir parti lehine kullanılması gibi ne kadar karşı çıkılan şey varsa sineye çekilmesi anlamına gelmektedir. Bundan iki hafta önceki "bizim bir Anayasamız var mı yok mu" yazımda sorduğum sorulardan biri bu sistemi kabul ettiğiniz takdirde sizin adayınız seçilirse o zaman sistemin adı yine diktatörlük olmayacak mı? Buna olmayacak diyorsanız bunun siyasi literatürde karşılığı ‘oportunistlik´tir. Bu soruya ne partilerin açıklamalarında ne de yorumlarda bir yanıt bulamadım.
Bu günlerde "hayır" cephesinde birlik arayışı tartışması üzerinden CHP´ye eleştiriler yoğunlaşıyor. Bunda CHP´nin iktidar partisinden sonra en büyük parti olmasının ve sol, sosyal demokrat söylemler kullanmasının payı büyük. Zaten bu partiye üye olanlar ve oy verenler de bu söylemlerinden dolayı onu desteklemektedirler. Buna ek olarak daha önceki söylemlerine ve vaatlerine uygun olmayan tavırlar içerisine girmek ve halkın taleplerine uygun siyaset üretmemek de eleştirilerin artmasına neden olmaktadır.
Meclis´teki partiler arasında siyaseti en belirgin olan iki parti var; biri AKP. Özet olarak "liderimizi kayıtsız şartsız destekleriz, onu başkan yapacağız, yoksa kaos olur" deyip kitlesini inandırmış. Yani net bir politika izliyor. Diğer parti ise HDP. "Seni başkan yaptırmayacağız" diyor; Kürtlerin siyasi ve demokratik taleplerini savunuyor. Seçmeni de ona inanıyor.
Meclis´teki partilerden CHP devamlı yalpalıyor, kendi seçmeni bile tam olarak neyi savunduğunu bilmiyor. MHP ise tabanı olmasa bile parti yönetimi AKP´nin destekçiliğini yapıyor.
Seçim sisteminin adaletsizliğinden dolayı meclis dışında kalmış partiler ve onların da kitlesi var.
Hepsi iktidar partisini ya da bir diğerini eleştirerek taraftar ya da seçmen sayısını artırmaya, ya da başka bir deyimle var olmaya çalışmaktadır.
Habire eleştiriler, eleştiriler ve yorumlar; bu döngü bıktırıncaya kadar tekrarlanıp durmakta... Sonuç: yerinde patinaj. Siyaseten ve yurttaşların yaşamında zerre kadar bir ilerleme yok.
Sıradan bir işçinin gözünden bakalım; bir işçi sorsa "demokrasi, demokrasi diyorsunuz; sizce bunun anlamı nedir? Sadece dört yılda bir oy verme benim yaşamımda ne değiştirecek? İstediğim yerde yeteneğime uygun iş bulabilecek miyim? İş güvenliğim olmadığında, ücretim yetmediğinde grev yapabilecek miyim? TİS´te söz hakkım olacak mı? Sendika seçme özgürlüğüm olacak mı? İş güvencem olacak mı? Bunları nasıl sağlayacaksınız?”
Bir kadın sorsa: “İşyerlerinde kadın erkek ayrımcılığını kaldırmak için ne yapacaksınız? Taciz, tecavüz olaylarını nasıl önleyeceksiniz? Çocuğumu güvenle büyütmek ve eğitim yaptırmak için programınız nedir? Kadın cinayetlerini nasıl önleyeceksiniz? Bütün bunlar için benim görüşüm alınıp iradem hesaba katılacak mı?”
Benzer şekilde kamu emekçileri; işyerlerinin yönetiminde benim söz hakkım olacak mı? İş güvencem ne olacak? Sendika ve grev hakkım olacak mı?” diye soracaktır.
Yine tarım işçileri ve üreticileri kendi taleplerini nasıl çözeceğinizi soracaktır.
Ya da inanç gurupları; "İnançlarımı özgürce yaşayabilecek miyim? Laiklik diyorsunuz, ama sadece bir mezhebe ait diyanet işleri kurumunu devlet koruyup kolluyor.”
Bütün bu sorular vb´lerinin yanıtlarının açıkça verildiği bir programı savunacak parti ya da partiler yurttaşların desteğini alabilir, ikna ettiği ölçüde de güvenini kazanabilir.
İrili ufaklı partilere bakıyoruz içlerinde üye ve kadrolarının görüşlerini dikkate alan, karar süreçlerinde onların oyuna baş vuran ve bu kararlar doğrultusunda hareket eden bir parti yok.
Yani sonuçta mevcut sistemin dışına taşamayan görüşler taşımakta ve "liderin üstünlüğü" kavramı hepsinde hakim olmaktadır. Bu gün partilerde ve kitle örgütlerinde kitle iradesi sadece oy vermeye indirgenmiştir.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yerel Seçimler ve Halk İradesi (02 Ekim 2018 - Salı)
Faturayı kim ödesin? (18 Eylül 2018 - Salı)
Önümüzdeki Dönemde Ekonominin Durumu (11 Eylül 2018 - Salı)
Ekmek zammı ve düşündürdükleri (07 Ağustos 2018 - Salı)
Yanan Ormandan Daha Fazlası (31 Temmuz 2018 - Salı)
Angus kokusu aslında sistemin kokusudur (17 Temmuz 2018 - Salı)
Başka bir seçenek mümkün (10 Temmuz 2018 - Salı)
Çok bilinmeyenli bir seçim (26 Haziran 2018 - Salı)
‘OHAL Faturası´nı kim ödeyecek (19 Haziran 2018 - Salı)
AKP´nin taktikleri artık işe yaramıyor (12 Haziran 2018 - Salı)
Umutsuzluktan umut çıkarma seçimi (29 Mayıs 2018 - Salı)
Neyi vaat ettiler; neyi verdiler (22 Mayıs 2018 - Salı)
Burjuva politikasının iki yüzü (15 Mayıs 2018 - Salı)
CHP ve Büyükbabanın Hindileri (08 Mayıs 2018 - Salı)
Bu gün 1 Mayıs (01 Mayıs 2018 - Salı)
Şeker fabrikaları sadece şeker üretmez (12 Mart 2018 - Pazartesi)
Onaltı yılda ülke nereden nereye (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Metal sözleşmesinde kazançlı çıkan taraf (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Savaş işçi ve emekçilere ne getirecek? (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
İşçilere Düşen Pay Azalıyor (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
İyi Parti neye iyi gelecek? (31 Ekim 2017 - Salı)
Alternatif eğitim mümkün (03 Ekim 2017 - Salı)
Eğitim Sistemi neden yama tutmuyor? (26 Eylül 2017 - Salı)
Demokratik ve laik eğitim (19 Eylül 2017 - Salı)
TİS görüşmeleri ve işçi iradesi (08 Ağustos 2017 - Salı)
Yaşanacak bir cevre, kentlerimiz ve biz (25 Temmuz 2017 - Salı)
Adaleti her yerde aramaya devam (11 Temmuz 2017 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi