Tarih: 18.07.2019 11:32

Eğitim Sen, sözleşme istemini sıraladı

Facebook Twitter Linked-in

İskenderun/SES

Kamu emekçileri ve emeklikleri olarak önemli bir sürece girdiklerini ifade eden Eğitim Sen İskenderun şube Başkanı Ali Karadaş, 3 milyon kamu çalışanı ve 2 milyon emekliyi ilgilendiren 2020-2021 yıllarını kapsayan toplu sözleşme görüşmelerinin 1 Ağustos Perşembe günü başlayacağını anımsattı. Karadaş, 'Bugüne kadar iktidar ve bu iktidarın ´sendikamız´ diye tanımladığı yapı arasında 2012 yılından bugüne tam dört kez danışıklı dövüş oyunlarına dayalı mutabakatlar imzalanmıştır. Mutabakatlarda; insanca yaşamaya yetecek bir ücretten, güvencesiz, sözleşmeli istihdama son verilmesine, gelir vergisi adaletsizliğinin ve ek gösterge adaletsizliğinin ortadan kaldırılmasından ek ödemelerimizin emekli aylıklarımıza yansıtılmasına kadar hiçbir temel sorunumuz çözülmemiştir. Ülkede bir yıldır devam eden ekonomik kriz, Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ve bunların kalıcı hale getirildiği düzenlemeler çalışma yaşamımızı daha güvencesiz hale getirmiş, yaşadığımız sorunları daha da derinleştirmiştir.
İş güvencemiz fiilen kullanılamaz hale getirilmiştir. Bugün kamuya kadrolu personel alımı durma noktasına gelmiştir. Kamu emekçilerinin sözleşmeli, kadro karşılığı sözleşmeli, geçici sözleşmeli, vekil ve ücretli gibi farklı biçimlerde güvencesiz istihdamı artarak sürmektedir. Hükümet yılardır kadro talep eden sözleşmelilerin sesine kulak tıkamaya, oyalama taktikleri geliştirmeye devam etmektedir. Nitekim bugünlerde TBMM´de görüşülmesine devam edilen torba yasa sadece 4+2 olarak bilinen sistemle sözleşmeli istihdam edilenleri kapsamaktadır. Buna göre altı yıl boyunca ailesinden koparılanların 3+1 sistemi ile yani ceza indirimi ile yetinmesi beklenmektedir. OHAL KHK´leri ile herhangi bir yargı süreci işletilmeden, sorgusuz, sualsiz işinden ekmeğinden edilen 4 bin 570´i konfederasyonumuza bağlı sendikaların üyesi olmak üzere 130 bine yakın kamu çalışanı kaderine terk edilmiştir. Maaşlardaki erime sürmektedir. Hedeflenen enflasyon oranlarına, hatta bazen bunun bile altındaki rakamlara imza atanların ‘tarihi başarıları´ sayesinde maaşlarımız her yıl açlık sınırına daha fazla yaklaşmıştır. TÜİK, krizin faturasını emekçi kesimlere yıkmanın bir aracı haline getirilmiştir. Nitekim yaklaşık bir yıldır iğneden ipliğe her şeyi kapsayan zam yağmuru TÜİK´in resmi enflasyon rakamlarına adeta damla olarak yansımaktadır. Ramazan ayından bugüne et ve et ürünlerinde, süt ve süt ürünlerinde yaşanan en az yüzde 20 artış görmezden gelinmiş, ´meyve ve sebze fiyatlarında yaşanan düşüşün etkisi ile enflasyon düştü´ denilmiştir. Adeta 81 milyonun tamamının vejetaryen ya da vegan olduğu varsayılmıştır. Yine şekerden çaya, akaryakıt ürünlerinden elektriğe uzanan zamlar, alkol ve sigaradaki ÖTV artışları göremezden gelinmektedir. Bunlara rağmen ne yazık ki bir kısım medya, kamuoyunu yanıltıcı haberlere imza atmaya devam etmektedir. 3 Temmuz´da enflasyonun açıklanmasından hemen sonra, hayatımızda bir arada görmediğimiz para destesi fotoğraflarının yer aldığı bu haberlerde büyük puntolarla ´memura 3 zam birden” manşetleri atılmıştır. ´En düşük memur maaşı 3.723 TL oldur´denilmiştir. Elimize geçen maaşlar tüm bu haberlerin koca bir palavradan ibaret olduğunu ispatlamaktadır. Ülkede yaşayan 81 milyon TÜİK´in resmi enflasyonu ile düşük gösterilmeye çalışılsa da sokakta, pazarda yaşanan gerçek enflasyonun en az yüzde 40 olduğunu biliyor. Buna karşın maaşlarımızda yüzde 5´lik ´toplu sözleşme´ zammını, yüzde 1,01´lik enflasyon farkını, iki günlük bebek bezi almaya yetmeyen çocuk yardımının üç beş kuruş artırılmasını ´memura üç zam birden´ diye sunanları, en düşük maaşı hesap oyunları ile 650-700 TL fazla gösterenleri, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeliğine atananların maaşlarında yüzde 40 zam yapılmasını görmeyip bizim maaşlarımızdaki sefalet artışını ‘müjde´ diye yutturmaya çalışanları kınıyoruz.'
En temel sorunlarımız arasında gelir vergisi adaletsizliğinin daha da yakıcı hale geldiğini, 3600 ek gösterge sözünün yerine getirilmediğini, kamuda siyasi kadrolaşma ve sendikal ayrımcılığın hiç olmadığı kadar arttığını, kamu görevine almada ve görevde yükselmede KPPS ve yazılı sınavların etkisinin azaltılması ile kariyer ve liyakat ilkeleri tamamen ortadan kaldırıldığını belirten Karadaş, toplu sözleşme sürecinde istekleri arasında şunları da sıraladı: 'Grevli, toplu sözleşme ve örgütlenme özgürlüğü; İnsanca yaşanabilir ücret; Sözleşmeli, taşeron, ücretli, vekil gibi hür türlü güvencesiz istihdama son verilmesi; Asgari ücretin vergi dışı bırakılması; Lisans ve ön lisans mezunu kamu emekçilerinin ek göstergesinin 3600´e çıkarılması, bunun dışında kalan kamu emekçilerinin mevcut ek göstergelerinin 800´er puan artırılması; Yardımcı Hizmetler Sınıfında çalışanların öğrenim durumlarına göre diğer hizmet sınıflarına sınavsız atanmalarını, ek gösterge konusunda en mağdur kesim olan Yardımcı hizmetlilere ek gösterge cetveli çıkarılması; Ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması; Emeklilikte Yaşa Takılmaya son verilmes; İşe almada ve görevde yükselmede, unvan değişikliğinde mülakatın güvenlik soruşturması arşiv kaydı araştırmasının kaldırılmas; Mahkeme kararı olmadan, KHK ile ihraç edilen tüm kamu emekçilerinin görevlerine iade edilmesi; 0-6 yaş grubundaki çocuklar için tüm kamu kurumlarında tam gün hizmet veren ücretsiz kreşler açılması; Maaşlardan istem dışında yüzde 3 kesinti yapmaya dayalı zorunlu BES sistemine son verilmesi.'




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —