Tarih: 08.11.2018 15:14

“Toplumsal umut devam ediyor”

Facebook Twitter Linked-in

Sadet Berkyürek/İskenderun

12 Martla başlayan, 12 Eylül darbesiyle sürdürülen koşulların sanat ve edebiyatı da da yaşamdan kopardığını, ancak ‘ekşime dönemi´ olarak adlandırdığı bu süreci 2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa´nın yeniden inşasına benzeterek geçici olduğu umudunu koruduğunu söyleyen Özer, sanatın duyuları harekete geçirerek zenginleştirici etkisinin ise emekle kazanılabileceğini kaydetti.
Adana´daki açılışın ardından İskenderun´da Ayna İskenderun Kültür Sanat Derneği´nin evsahipliğindeki ilk etkinliğin konuğu şair-yazar Ahmet Özer oldu. Bu yılın onur konuğu da olan Ahmet Özer, Toplumsal Yaşam ve Edebiyat konulu söyleşide sanatın işlevinden yola çıkarak toplumsal yaşamdaki sorunların sanata yansımalarını ele aldı, dönemsel kesitlerle örneklendirdi. Özer, “Sanat eserleri hayatımıza dokunuyorsa onu seviyoruz” dedi. 3. uluslararası Kültür Sanat Buluşması etkinliklerin İskenderun bağını kuran Dr. Ali Kurt´un ‘uzun yol şairi´ olarak tanımladığı Ahmet Özer, sorularla zenginleştirdiği söyleşide sanatçı olmanın bir bedeli olduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Birinin adamı olmayacaksın arkadaş. İktidarın adamı olduğunuz zaman sanatınız da gider, oradan kazanacağınız parayla hiçbir zaman vicdanınızı geri alamazsınız. Sanatçı olmanın bir bedeli vardır; o da ömürdür. Bir Ruhi Su gibi, bir Nazım Hikmet gibi…” 

Devletin her dönem sanatçıya bir bakış açısının olduğunu, tek parti yönetimi döneminde CHP´nin açtığı bir yarışmada Halide Edip Adıvar´ın Sinekli Bakkal romanının Roman Mükafatı´nı kazandığını, 1946 yılında yine tek parti yönetimi döneminde açılan bir başka yarışmada da Cahit Sıtkı Tarancı´nın Otuzbeş Yaş şiiriyle birinci geldiğini, aynı yarışmada Atilla İlhan´ın Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikinci olduğunu, üçüncülüğü ise Fazıl Hüsnü Dağlarca´nın Kızılırmak Kıyılarında şiirinin aldığını hatırlatan Özer, dönemi “Tek parti dönemi, bugünkü gibi ayrışma yok, herkesin temel olarak devletin farklı noktalarında bu ülkenin kalkınmasına yüreğini adamış insanlardan mürekkep bir Türkiye” olarak tanımladı. Bu yarışmaların, verilen ödüllerin o günden bugüne tartışılmadığı gibi Otuzbeş Yaş şiirinin hayatımıza giren bir eser olduğunu kaydeden Ahmet Özer, bugün devlet sanatçısı ödülünün arkasında süren tartışmaları ise ‘çürüme´ olarak nitelendirdi. Orhan Gencebay´ın plaklarının 70´li yıllarda harçlıklar biriktirilerek alındığını, müziğinin toplumdaki gecekondulaşmanın beraberinde getirdiği, acıdan beslenen bir arabesk kuşağın yaratıldığını sözlerine ekleyen Özer, kimliğini yitiren kesimin adeta ilacı olarak aynı durumun Müslüm Gürses´le de yaşandığını, Yavuz Bingöl´ün de beslendiği toplumsal kesimin dışına düştüğüne işaret etti.

“Belleği silmek isteseler de umut sürüyor”
Toplumların da iklimleri olduğunu ve silinmek istenen belleğe karşın toplumlarda umudun eksilmeyeceğine inandığını vurgulayan Özer, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Onun bunun aklıyla hareket etmeyelim, yüreğimizin sesini dinleyelim. Aklınızı kullanın. İnsanın en akıllısının bile akla ihtiyacı vardır. kendi toprağımızın insanını dışlarsanız, para üzerine imparatorluk koyarsanız, bu insan bu memlekete yabancılaşır, ülkenin sorunlarına sahip çıkmaz. Bugün ne yapabiliriz sorusunda insanımızı yönlendirmede, aklını kullanmada bilgiye ihtiyacımız vardır. bunu Cumhuriyetin başlangıcında Halkevleri, Köy Enstitüleri´yle, köylere kadar giden tiyatrolarla sağladılar. Bugün ise geçmişe ait her mekanı yıkıyorlar. Beraberinde belleğimiz de siliniyor. Ancak hiçbir zaman toplumlarda umut eksilmez. Ama sabır gerekir.”

“Edebiyat da ekşiyor ama…”
12 Martla toplumun dinamik güçlerinin örselenmesinin 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle sürdüğünü, bugüne ulaşan etkilerin kültür ve sanat yaşamını, ürünlerini de etkilediğini söyleyen Özer, “80´lerden sonra sanat ve edebiyat içine kapandı, içine hapsedildi. Hayattan koptu, hayata tepkisel bir bağı ortadan kaldırıldı. Sanat ve edebiyat alanında ne kadar yatırım yapılması gerekirse hepsi yok edildi. ‘Bale, ahlaksızlık. Sinema, ne gerek var. Tiyatroları kapatın. Edebiyat, karın doyurmuyor.´ Hepsi ayağımızın altından çekilince duygusuz oluyoruz. Yayıncı, yönetimler de dahil edebiyatın bütün güzellikleri bilinçli olarak yok oluyor. İnsanın insana anllattığı çok önemli. Onun için günümüzün edebiyatı politika gibi dünyadaki toplumsal yapı gibi bir ekşime dönemi yaşıyor. Ama bu geçicidir kesinlikle. İkinci Dünya Savaşı Avrupası o yıkımı yeniden inşa etmiştir. Ülkeleri korumak lazım. Elden çıktığı zaman bu kolay değil.

“İyiler girmeyince 3. sınıf politikacı yönetiyor”
Politikanın insan yaşamındaki önemine de bir soru üzerine dikkat çekerek dünyanın en iyi işlerinden biri olması gerektiğini söyleyen Özer, politikayla insanların yönetildiğini ve eğitildiğini, ancak günümde politik hayatın her türlü olumsuzlukları taşır duruma gelmesini eleştiren özer, bunun ‘iyi politikacıyı´ dışarı ittiğini belirtti. Özer, “Bizim ülkemiz de dahil olmak üzere politika hayatımızdan her türlü olumsuzlukları taşır oldu. Pırıl pırıl insanlarımız politikacı olamıyor. Onurlu insanlar bugün politikaya girmeyince de üçüncü sınıf insanlar politikacılık yapıyor. Dünyaya bakın öyle. Bakın bir Makron Fransa´yı yönetebiliyor” diye konuştu.

“Kenti iyi bileni getirin ve destekleyin”
Kentlerin yerel yöneticilerini ‘iyi seçmesini´ öneren, yerel yöneticilerin kenti iyi bilenler olduğunu sözlerine ekleyen Özer, kriterlerini ise şöyle aktardı: “Burayı, buranın değerlerini çok iyi bilen, bu memleketin bağlı olduğu coğrafyadaki kültürel dokuyu bilen, insanlarını, göçleri en iyi bileni getirin, koyun ve ona destek olun. Çünkü, kendisi de tek başına her şeyi bilmez. Siz destek olursanız başarılı olur. İyi yönetilmek istiyorsanız, iyi yönetici seçmek durumundayız.'




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —