Bu sözler Barışa Ses Ver Projesi kapsamında düzenlenen ve 45 yerel gazeteci ile medyanın haber dilinin tartışmaya açıldığı 2. Barış Gazeteciliği Atölyesi´nin ev sahibi Demir Leblebi Kadın Derneği´nin başkanı Sevna Somuncuoğlu´nun. Ordu, Hatay, Gaziantep ve Osmaniye´den 45 yerel gazeteci ile gerçekleştirilen bir günlük çalışmada medyanın dili konuşuldu, barış haberciliğinin olanakları ve pratikleri değerlendirildi, önermeler gazete sayfası ile uygulamaya konuldu.
Demir Leblebi Derneği´nin evsahipliğinde Tüm İletişim ve Medya Federasyonu (T‹MEF) işbirliği ve Gazeteciler Cemiyeti ile Kanada Büyükelçiliği´nin katkısıyla düzenlenen Barış Gazeteciliği Atölyesi için 11 Şubatta Ankara Haymana´da Club Bizim Çatı´daydık.
Barış Gazeteciliği´ başlıklı sunumunda gazetecinin rolünü sorgulayan Demir Leblebi Dernek Başkanı Sevna Somuncuoğlu, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi´nde yer alan temel görev, sorumluluk ve ilkelerin çatışma çözüm ilkelerini benimseyen anlayışı kucakladığını vurguladı. Somuncuoğlu, barış gazeteciliği kavramını öneren ve uygulama çabası koyan iletişim bilimci McGoldrick ile Lynch´in barış gazeteciliğine yaklaşımını, ‘editörlerin ve muhabirlerin hangi hikayeleri başlığa çekin, onları nasıl işleyeceklerine dair seçimde toplum için fırsatlar doğuracak şekilde düşünmeleri ve çatışmaları şiddet dışı yaklaşımlarla değerlendirme´ olarak tanımladı.
Medyanın dili halkın dili mi?
Yerel medya çalışanıyla barış, şiddet, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet kavramların grup çalışması içinde yeniden tanımlandığı atölye çalışmasında Sevna Somuncuoğlu, çatışma sorunlarının her kesimin farkına vararak yaklaşacağı ve tüm tarafların kazanacağı portakal ağacı örneği ve çekirdeğinin paylaşımıyla örneklendirdi. Gazetelerin birinci sayfalarında şiddet, savaş ve çatışma dilini kullanan haber örneklerini de paylaştığı sunumunda Sevna Somuncuoğlu, bir çatışmanın çözümüne, bir habere yaklaşımda haberciliğin 5 N 1K´dan oluşan temel 6 sorusuna önermelerde bulundu, gazetecinin görülenin altında yatan etmenlerin, görünenin ardında yatan gerçekliğin ortaya çıkartarak yansıtmak gibi bir derdi olması gerektiğinde ısrarlı. ‘Halkın dili´ önermesini de tartışmaya açan Somuncuoğlu, barış dilinin inşa edilmesinde yerel gazetelerin ise önemli olduğu iddiasında...
“Yolun kendisi barıştır”
Kanada Büyükelçiliği tarafından da desteklenen atölyede dernek üyelerinden Mine Egbatan da ‘Barış; Ne, Nasıl, Nerede, Kiminle?´ sorularının yanıtlarını aradı. Sunumunda, Mahatma Gandi´nin ‘Barışa giden yol yoktur. Yolun kendisi barıştır´ sözünü hatırlattı. Pozitif barış, şiddet, toplumsal cinsiyet kavramlarının grup çalışmalarıyla tanımlandığı sunumda Egbatan, şiddeti patolojik bir durum olarak göstererek pozitif barışı şiddetin yokluğu olarak tanımladı. Sınıf, kültür, etnik, yaş, engellilik, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği gibi farklılıkların iktidar ilişkileri içinde kurgulandığını ve her eylem aracılığıyla yeniden üretildiğini de sözlerine ekleyen Egbatan, farklı olanların farklı değerlendirilmemesini, aynı olanlara aynı muamelenin yapılmamasının ayrımcılık olarak görülmesini istedi.
………….
Gürel: İçerik üretimi belirleyici
Tüm İletişim ve Medya Federasyonu Genel Başkanı Şakir Gürel de Atölye çalışmasının açılışında yaptığı konuşmada, yerel medyanın çalışma koşulları, yayın alanları ve günümüzde giderek dijital alana kaymasına karşın belirleyici olanın üretilen içerik ve dil olduğunu söyledi. Bunun uydudan yayın yapan televizyon için de internet gazeteciliği için de geçerli olduğunu kaydeden Gürel, yerel medyanın sıkıntılarını paylaştı: “Yerel medyanın sıkıntılarını, hangi şartlarda çalıştığını biliyorum. Özellikle televizyonların 1994 yılından itibaren yaşadıkları sıkıntıları biliyorum. Artık medya dijital alana gidiyor. Ancak her şey içerik üretimiyle ilgili. Yani ne kadar iyi, kaliteli içeriğiniz olursa o kadar alıcınız oluyor, o kadar yer buluyorsunuz. ‹ster uyduda televizyon sahibi olun, ister bir internet portalının sahibi olun, isterseniz gazete çıkarın… eğer iyi içeriğiniz yoksa, kaliteli içerik üretemiyorsanız bir anlam ifade etmiyor. Bütün bunların yanı sıra bir de barış gazeteciliği diye adlandırılan çatışmadan uzak, uzlaşma kültürüne dayalı bir gazeteciliğin de geliştirilmesi Türkiye açısından, içinde bulunduğumuz coğrafya, coğrafyanın içerdiği farklılıklar açısından son derece önemli.”
………………
Gazeteciliğin havuzu, yandaşı olur mu?
Projeye cemiyetin mülkü Bizim Çat› tesislerini açan Ankara Gazeteciler Cemiyeti´nin Başkanı Nazmi Bilgin, açılış konuşmasında medyanın durumu ve iktidar ilişkilerini değerlendirdiği konuşmasında iktidara yakın meslek mensuplarının makbul olma halini eleştirerek, “Gazeteciliğin havuzu, yandaşı olmaz” dedi.
Projenin iki nedenle ilgilerini çektiğini anlatan Bilgin, Projenin sevgi, barışı içermesi yanında özellikle Anadolu´daki gazetecileri bir araya getirdiğini, Anadolu gazetecilerini kaynaşmalarının sağlanmasının başından beri savunarak yerine getirmeye çalıştığı bir ilke olduğunu, bir kadın derneğinin de bu projenin içinde olmasının da seçimlerinde belirleyicilik oluşturduğunu sözlerine ekledi. Bilgin, medyada kadına dönük dilin sorunlu yapısına da dikkat çekti: “Ülkenin barış diline çok ihtiyacı var. Uzun bir süreden beri mesleğimiz ciddi bir yozlaşma içerisinde. Özal döneminden bu yana meslektaşlar arasındaki ötekileştirme, maalesef son yıllarda yakıştıramadığım yandaş, havuz, daha önce paralel gibi bir takım isimlerle tanımlanması beni hep üzmüştür. Gazeteciliğin havuzu, yandaşı olmaz. Eğer tanımlarken bir isim konacaksa o da doğru olmalıdır. İki nokta arasındaki en kısa yolu tanımlayan doğru. Yine mesleğimizde yine maalesef hoşgörü… gazetecilerin yaptıkları işlere göre değil de iktidara en yakın olanların makbul olduğu bir dönemi yaşıyoruz maalesef.”
“Meslek ilkelerini patronlar imzalamalı”
Resmi ilan gibi bir prosedürle yaşatılmasının gazetelerin siyasetin ve gücün yanında olması gibi zorunluluğunu ortaya çıkarttığını da vurguladığı konuşmasında Bilgin, Basın İlan Kurumu´nun şubelerin olmadığı yerde valiliklerin ilan ile ilgili yetkili olduğunu ve ilan kesmeye kadar varan uygulamalara dikkat çekti. Bilgin, basındaki ‘ayrımcılık´ eleştirilerini değerlendirirken bunun sadece gazetelerin yayın anlayışlarından kaynaklanmadığının görülmesi gerektiğinde ısrarlı. Ve gazete patronlarına bir de ödev verirken ayrımların kaynağını bakın nasıl aktarıyor: “İktidarların medya üzerindeki baskılarından ya da özel reklamların dağıtılmasındaki adaletsizliklerinden, resmi ilan gibi bir Demokles´in kılıcının gazetelerin üzerinde sallanmasından geliyor. Basın meslek ilkelerini gazete patronlar› imzalamadığı süre içerisinde bu işi düzeltemeyiz. Anadolu´da basın kuruluşlarıyla, gazetecilerle bunlar› konuşuyoruz. Gazeteci eğer meslek ilkelerine birebir uyduğu takdirde önemli adımlar da atılmış olur.”
Kadın gazetecilerin ağırlıkta katıldığı bu atölyeden özet: Barış diliyle habercilik iktidarlara rağmen mümkün.


