Büyük İskender’in İssos’ta (Erzin) Pers ordusunu dağıtıp kaçırdıktan sonra Körfez’e doğru ilerlediği ve zapt ettiği şehre Aleksandrette (Küçük İskenderiye) adını verdiği yazar kitaplarda. Milattan önce 300 yıllarında gerçekleşen bu olayın pek çok noktası belirsizdir. MS 5. Yy’ da bölgeye gelen seyyahlar İskenderun’un şimdiki konumunda herhangi bir yapıdan söz etmezler. Aksine bir an önce kurtulunması gereken bir yer olarak betimlerler İskenderun’u. Devasa bataklıklardan, sazlıklardan, her türlü sinek ve böcekten söz ederler.
Darius ile İskender kapıştığına göre, başka bir deyişle Makedonya ile İran kapıştığına göre o dönemin yerel halkı bu savaşı tribünlerden izlemiş olmalı.
Şehrin İskender istilasından önceki adının Mriandros olduğu söylenir. O şehrin kalıntılarının demir çelik fabrikasının ve lojmanlarının altında olduğu söylentisi yaygın. 70’li yılların başında çocuktum Mimar Adnan Üçok’un bürosunda çıraktım. Nafiz Soyer müteahhit idi. Lojman inşaatlarını üstlenmişti. Çocuk zihnime neredeyse her gün o bölgede antik lahit, mozaik, tarihsel yapılar çıktığı ve bunlara aldırış edilmediği işlendi. Mersin çayı çevresi ve kaynağı boyunca antik yapıların bulunduğu, organize sanayi bölgesinin aslında SİT alanı olması gerektiği hep dile getirildi. Nardüzü ve Hatun gibi yerleşim yerlerinde henüz hiçbir arkeolojik kazının yapılmadığı ve kentin en eski yerleşimlerine dair çok değerli yapılara sahip olduğu dile getiriliyor.
Arsuz bölgesinde gün geçmiyor ki yeni bir arkeolojik buluntuyla karşılaşılmasın. Çok değerli lahitler, steller Antakya Müzesinde sergileniyor. Konacık bölgesinde henüz derli toplu bir kazı yapılmadı. Tesadüfen bulunan lahit çok önemli bir komutana veya krala işaret ediyormuş. Yine bulunan Luwice, Akadça yazıtlar kadim bölge nitelemesini ne kadar hak ettiğini gösteriyor.
Fransızlara güvenli bir liman ve atları için de geniş bir düzlük (tavla) gerekiyordu. İskenderun’un bugünkü yerleşiminin bu saiklerle gerçekleştiği düşünülebilir.
Doğal ve tarihsel bir kent dokusu için çok geç mi kaldık? Evet, çok geç kaldık ama bu şehirde doğduk, bu şehirde büyüdük; ecdat mezarlarımız bu şehirde. Tarihin bizde kalanından, bize kalanından sorumluyuz.


