Cumhuriyet,
Anadolu coğrafyasında asırlık ulu bir çınar.
Ölümsüz zeytin ağacı.
Kaynayan bir pınar
Uçsuz bucaksız nehir
Bir umman, bir deniz...
Yüz yaşına girdi.
Gökyüzünde parlayan sayısız yıldızlar gibi ışıldar,
Dolunay gibi karanlığı aydınlatır,
O bir güneş gibi Anadolu’ya hayat veren ışık ve ısı kaynağı...
Mavidir yüzü,
Yeşildir gözü.
Onunla hayat buldu Anadolu halkı.
Kocaman İmparatorluğu bitirmek isteyenlere dur dedi.
İşgalcileri kovdu,
Osmanlı bitmekle Türklük bitmez dedi.
Küllerinden doğdu yeniden.
Özgürlüğüne, bağımsızlığına düşkün bir milletin idare şekli Cumhuriyet olmalı diyerek, Kurtuluş Savaşımızın kahramanı, ulu önderimiz tarafından bağımsız Türk Devletimizin idare şekli 1923 yılı, 29 Ekim tarihinde Cumhuriyet olarak ilan edildi.
Atatürk’e ‘neden Cumhuriyet’in ilanı 29 Ekim’dir’ diye soranlara; “Mondros 30 Ekim’di, Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu Milletin, mazlum bir Milletin ahıdır sanırım, o zamanki devletler bunu anlamışlardır” diye cevap verir.
Atatürk, demokrasiye gidecek yolun Cumhuriyet’ten geçeceğini bildiğinden, Cumhuriyetle birlikte Anadolu’nun yollarını demokrasi taşlarıyla döşemeye başlamıştı. Ülkenin refahı ve mutluluğu için yapılacakları Cumhuriyet ilkleriyle projelendirmiş, devrimleriyle hayat buldurmuştu.
Toprağa tutunmuş, ilime ve fenne yüzünü döndürmüştü.
Bu yıl Anadolu Cumhuriyeti yüz yaşına girdi. Bir asırlık ömür... ‘Yüz yıldır var olan Cumhuriyet yönetimi Türk halkını Cumhuriyetin değeri olan demokrasiyle taçlandırdı mı, nimetlerinden yeterince yararlandırdı mı?’ sorusunun cevabını bence en iyi tarihçiler verecektir. Tarihçi Sinan Akşin’in bu konuda değerlendirmesi şöyle; “Bugün demokrasi Atatürk döneminin attığı, İnönü döneminin pekiştirdiği sağlam temeller sayesinde Atatürk döneminden daha ileride. Ama, Atatürk döneminde Avrupa ortalamasının ilerisindeyken, 1945’den beri o ortalamanın gerisindeyiz. Mutlak olarak ileride, ama Avrupa'ya göre gerideyiz."
Neden böyle olduğu sorusunun cevabını da o günden bu yana ülkeyi yöneten siyasi iktidarların vermesi gerekiyor.


