Kırk beş bin yurttaşımızı kaybettik, binlerce yurttaşımız yaralı, yine binlercesi evsiz kaldı.
Yüzlerce çocuk anasız-babasız, yüzlerce ana baba bir gecede çocuksuz kaldı.
İnsanlar günlerce sokakta soğuk ve aç bekledi yakınlarının enkaz altından sağ ya da ölü çıkarılmasını…
Bütün olanlar bizi çok üzdü. Elbette bu acıları unutmak ya da unutturmak mümkün değil. Ama bütün bunlara karşın insanların, sadece bizim yurttaşlarımız değil, dünyanın dört bir yanındaki insanların yardımlarını, yardım çağrılarını gördük. Bunlar insanların acı ve zor günlerde din farkı, dil farkı, siyasi görüş farkı ayırt etmeden birbirlerine sahip çıkabileceklerini bize gösterdi. Bunlardan onurlandık, sevindik.
Bu arada depremin ilk anlarında enkaz altındaki insanlara ulaşılamadığını bu yüzden binlerce insanımızı kaybettiğimizi öğrendik, yaşadık. Bir taraftan çok miktarda gelen yardımlar sağa sola atılırken, diğer taraftan ihtiyaç sahiplerinin susuz, yiyeceksiz kaldığını, tuvalet ihtiyaçlarının karşılanamadığına tanık olduk.
Ama hepsinden önemlisi depremde yıkılan binaların sanıldığı gibi sadece insan ihmalinden kaynaklanmadığını; zemin sağlamlığı, beton kalitesi, demirin yetersizliği, kum kalitesi, betonun sulanması; hepsinden önemlisi idarenin zeminin taşıyabileceğinden fazla kat çıkılmasına izin vermesi gibi bir çok nedenden kaynaklandığını teknik bilgisi olmayan sıradan insanlar bile öğrendi.
Bir bütün olarak bakıldığında depremin yıktığı binalar ve altında can veren insanların sorumluluğu, daha deprem dalgaları devam ederken, bir an önce enkazı kaldırıp inşaatlara başlamakta acele eden şirketler ve onlara devlet desteği veren sistemdedir.
Zaman zaman sorumluların istifa etmediği gibi bir itiraz yükseltilmektedir. Evet istifa işlemi hatadan ders çıkarmayı ve sorumluluğu kabul etmeyi ifade eder. Ama esas olan sorumluların yargılanması ve bu işlerden kazanç sağlamış, servetler biriktirmiş olanlardan zararın tahsil edilmesi gerekir.


