Nurullah ER


DEPREMİN ACISI

Nurullah ER


Yıl 1994.

1980 24 Ocak Ekonomik kararlarıyla açlığa mahkum edilmişliğimizi, 12 Eylül darbesiyle susturulmuşluğumuzu, 1989 Greviyle tümünü yırtıp attığımız günlerdi.

Okuma tutkumu, yazma tutkuma dönüştürebilmek için arayış içerisinde olduğum zamanlardı.

Yazdığım şiirler karalama defterlerimde, emek konusundaki düşüncelerim not defterimde kalıyordu. Edebiyat dergilerine yazdığım şiirlerim, öykülerimin yayınlandığını uzun süre göremiyor, elime geçmiyordu.

İsdemir gibi bir iş yerinde çalışmam, emek mücadelesi içinde yer almamla oluşan sanayi kültürümü, yerel bazda  mutlaka yazıya dökme düşüncesinin arayışı içerisindeydim. Yerel gazeteleri tanımıyordum.

Bir gün Ulucami caddesinden sahile doğru yürürken, Kaptanpaşa Camisinin yanındaki işyerine gözüm kaydığında yüksek katlardan birinde Ses Gazetesi tabelasını görünce, gazetenin bulunduğu kata çıktığımda ayrı masalarda bir bayanla, bir erkek oturuyor, masalarının üstündeki notlarını karıştırıyorlardı. 

Bulundukları ofisinin içini içtikleri kırık tütünün kokusu doldurmuştu.

İşte o zaman tanıdım, Haluk Arlı ve Ayşe Figen Arlı’yı.

Kendimi tanıtıp, gazetede yaz yazmak istediğimde, daha önce yazıp yazmadığımı, yazacağım yazının konusunu sorulunca, İsdemir’de emek mücadelesine dair konuştuk. 137 günlük grevin daha külleri soğumadan, çalışan işçiler geriye doğru borçları bile bitmeden, refah düzeylerini yakalamadan emekliliği dolan 2000 işçi zorunlu emekliliğe sevk edilmiş, sendika dahil çaldıkları tüm kapılar yüzlerine  kapanmıştı. Onların yerini yavaş yavaş taşeron firmaların işçileriyle dolduruyorlar, fabrikanın açıkça özelleştirme yollarının açıldığı görülüyordu. Ayrıca iş sağlığı ve iş güvenliğine önem verilmediğinden iş kazaları ve meslek hastalıkları artıyordu. Bu ve benzeri konuların İskenderun’da haber olmasını, kamuoyu yaratmasını istiyordum. Konuştuğumda hoşlarına gitmiş, duyarlılık göstererek bana Ses Gazetesinin kapılarını açmışlardı. Ses Gazetesi bu vesile ile İsdemir ve çevrede bulunan sanayide çalışan emekçilerin sesi olmuştu. Hafta da bir benim köşe yazılarım çıkıyor,   emekçilerin sorunlarına dair haberler yer alıyordu. 

Sonraki yıllarda Akın’ı, Saadet Hanımı ve Nesrin’i tanıdım gazetede. Tümü birden Ses Gazetesi ailesi olmuşlardı. İskenderun’da ilkeli gazetecilik ve doğru haber peşinde koşuyorlardı. Yerel gazetelerin bitirilmesine, ulusal basının susturulmasına rağmen Akın Bodur, ödül üzerine ödül alıyor, İskenderun’da Ses Gazetesi güveninden kaybetmiyordu. Çevremdeki bazılarıyla Ses Gazetesine dair konuşurken bir çok tanıdık, Ses Gazetesini İskenderun’un “Cumhuriyet Gazetesi” olarak nitelendiriyorlardı.

Arlı ailesinin ve Akın Bodur’un İskenderun basın hayatına, emek dünyasına Ses Gazetesiyle kattıkları değerler unutulamaz ve inkar edilemez. Ayşe Hanım’ın “ Ayna Kültür Sanat” Derneğinde ki faaliyetleri İskenderun; sanatına, kültürüne verdiği en büyük değer ve bir ilkti.

6 Şubat gecesi yaşanan deprem İskenderun’u kötü vurdu. Birçok bina yıkıldı, enkaz altında can verenler, sağ kurtulanlar oldu. Maddi kaybın, manevi değerin telafisi İskenderun için zor artık. Şehrin yeniden yaratılması gerekiyor. Ses Gazetesi ailesi de bu acıdan nasibini aldı. Ayşe Figen Hanım ve eşi Haluk Bey hayatlarını kaybettiler. Akın Bodur, sağ olarak kurtulsa da, hastanede yatmakta, sağlığına kavuşmak için sağlık görevlilerinin desteğiyle hayata yeniden tutunmaya çalışmaktadır. Akın Bodur, sağlığına kavuştuktan sonra, yaşadığı travmaları, fiziksel yorgunluğu onun mücadeleci ruhu yok sayacak gazeteciliğe mutlaka bıraktığı yerden başlayacaktır. 

Ne var ki, Arlı ailesi bu şansı yakalayamadı. Depremde evleri enkaz altında kalınca tüm imkansızlıklara rağmen hayata tutunabilmek için içlerinde kopan fırtına onları yaşama döndüremedi. Kaldıkları enkaz altında eşiyle birlikte Ayşe Hanım can verdiler. Ayşe Hanımın yaşadığı depremle evinin enkaza dönmesi, kendisinin hayatını kaybetmesi, bölgemizde yaşanan deprem sorununun gerçeğini ve acısını ortaya koyuyor. 0n il de yaşanan depremle, on üç yazarımızın ve yirmi bir gazetecimizin can verdiği biliniyor. Basın, sanat ve edebiyat dünyamız için bölgemizin büyük bir kaybı.

Ayşe Hanımın; olgunluk yaşının, bilgi birikiminin, donanımlı kültürünün umut dünyasında oluşturduğu düşünceleri yaşama geçirebilmek adına İskenderun’a dair ne hayaller kuruyordu kim bilir? Ayna İskenderun Kültür Sanat Derneği ile Evimiz İskenderun Süpürge Dernekleri’nin Çarşamba konuklarını dinledikten sonra mutlaka konuşurdu. Konuşmalarındaki düşüncelerinin, yorumlarının, eleştirilerinin hangisi yabana atılırdı? 

Yaşama yeni başlamış gibi olan insanlara ölüm pek yakışmaz. Bazı insanlar geç, bazı insanlar erken ölürler. Ayşe Hanım’ın ölümü erken ölüm olsa da, geride bıraktığı izler kalplerde yaşayacak, birçok yıldız gibi gece göğüne doğru parlaklığının artıracaktır.

“Yas, sevme cesaretini gösterenlerin ödediği bedeldir.” Irvin Yalom.