Müslüm KABADAYI


Dostluk Abidesi: Remzi İnanç

Müslüm KABADAYI


İnsanlar vardır, her koşulda güler yüzü, ışıldayan gözü ve dinlemeye hazır kulağıyla karşılar sizi. İşte onlar, dostluk abidesidir ve 90 yaşındaki Remzi İnanç da onlardan biridir.

Remzi Ağabey’i 1978’de Ankara Zafer Çarşısı’ndaki Toplum Kitabevi’nde tanıdım. O yıl Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazanmıştım ve bu fakültede okumuş köylümüz Selim Sevim Ağabey’in sahaflık yaptığı Zafer Çarşısı’nın üzerindeki tezgahta, dersimin olmadığı zamanlar kitap satıyordum. O zamanlar Zafer Çarşısı, Ankara’nın kalbiydi; çünkü, burada çok sayıda kitabevi vardı. Oyuncakçılar, giysi dükkanları, kasetçiler yanında Resim Heykel Galerisi de çekim merkeziydi. Ankara’nın önemli hastanelerine, devlet kurumlarına ve üniversitelere yakın olduğu için il dışından gelenlerin uğrak yeriydi. Taşradan kitap, dergi, kartpostal, teyp kaseti siparişi alanlar buraya gelir; çantalarını, valizlerini doldurur, Anadolu’nun yolunu tutarlardı. Benim için köylümüz Selim Sevim’in burada sahaflık yapması bir olanaktı. Burada Hatay’dan gelen veya Ankara’da değişik kurumlarda çalışan birçok kentteşimizi tanıdığım gibi birçok şair-yazar, sanatçı ve siyasetçiyle de diyalog kurma olanağı buldum. Bu özelliğiyle biz buraya “Hatay Haymesi” adını vermiştik. Bunu bilenler, kendi aralarında “Haymede buluşalım.” derlerdi. Haymenin müdavimleri arasında Yayladağı Kışlaklı Yusuf Bilgin ve Mustafa Varışlı arkadaşlarım yanında Erzinli olup İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürlüğü’nde yönetici olan gazeteci Kubilay Aksay Ağabey vardı. Onlar da Remzi İnanç Ağabey’i yakından tanırlardı ve severlerdi. 

Bizim Zafer Çarşısı’na giriş yönümüz sahafların bulunduğu Adil Han tarafındandı. Buradan merdivenleri indiğimizde sağdan ilk kitapçı “Ayı Mahmut”tu, Savaş Kitabevi’ni oğluyla işletirdi. O dönemin sahafları arasında kültürüyle öne çıkan ve “Külüstür Turgut” olarak bilinen Turgut Koraltan’ın bilgisini ve ilişkilerini sömürdüğünü gözlemlerdik. Savaş Kitabevi’nin bitişiğindeki küçücük dükkanda Toplum Kitabevi’ni bir bakıma dostlarıyla buluşma durağı olarak değerlendiren Remzi Ağabey, benim gibi Ankara’ya okumak üzere gelen öğrencilerin de kültür kılavuzuydu. Bizim sahaf tezgahında olmayan, yeni yayınlanmış kitaplar için müşterileri kendisine gönderirdik. Eski kitapları arayanları da kendisi bize yönlendirirdi. Bu önemli dayanışmayı, kendisinin yanına gelen şair, yazar ve aydınları bizimle tanıştırarak sürdürürdü. Kimlerle o küçücük mekanın zengin kültür ortamında tanıştım? 30 yıl farkla aynı fakültede okuduğumuz toplumcu gerçekçi şair, sosyalist bir aydın olan Enver Gökçe’yle burada esenleştim ve onun Anadolu yüzünü devrimci duygularla okudum. Bir başka toplumcu gerçekçi şairimiz, lüle lüle saçlı Hasan Hüseyin Korkmazgil’le orada söyleştim. Daha sonra kızı Barış ve damadı Can’la yoldaşlık yaptım. Mizah edebiyatımızın usta yazarı ve TYS Başkanı Aziz Nesin’le orada tokalaştım. Daha sonraları bizim tezgahtan kitaplar alan Nesin’in sünnet çantasına benzeyen koca çantasında taşıdığı kitap ve evraklarla geleceğe yürüyüşünü izledim. Attila İlhan’ı da kahverengi şapkasıyla ve gözlüklerinin üzerinden bakışıyla konuşurken ilk kez Toplum Kitabevi’nde dinledim. Şimdi 47 yıl öncesine döndüğümde görüyorum ki biriktirdiğimiz dostluk ilişkilerine Remzi Ağabey’in katkısı ne kadar çok olmuş... İyi ki seninle yollarımız Zafer Çarşısı’nda kesişmiş engin gönüllü, dost yürekli güzel insan…

Onunla sadece kitabevinde değil, resim sergilerinde, kültür-sanat ve siyaset programlarında, mitinglerde de buluştuk. Sakin, dipten giden gözlemci bakışıyla, sanatçılarla duygu ve düşüncelerini içten paylaşımıyla, her zamanki güler yüzüyle bulunduğu atmosferin kilit insanı olurdu. Genç şair ve yazarlara, ressam ve müzisyenlere de kapısı hep açıktı. Elinden ve dilinden geldiği kadarıyla onlara yardımcı olmak için çabalardı. Mütevazı olduğu gibi kimseyle çatışmaya, sert bir tartışmaya girmezdi. “Yumuşak huylu” olarak bilinirdi, ancak doğru bildiğinden de vazgeçmezdi. Onun en iyi anlaştığı kişilerden biri Ali Yüce’ydi. Düziçi Köy Enstitüsü mezunu, İngilizce Öğretmeni ve şair olan Ali Ağabey, komşu köyümüz Hisarcık’tandı. İlkokulu bizim köyde okumuştu. 29 Nisan 2015’te kendisini sonsuzluğa uğurlayana kadar kendisiyle görüşür, dertleşir, yazdıkları üzerine söyleşirdik. 2005’te Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde kendisiyle ilgili bir sanat gecesi düzenlediğimizde çok mutlu olmuştu. Orada yakın dostları Abdullah Özkucur ve Remzi İnanç’la birlikte sunumlar yapmıştık.

Zafer Çarşısı, 12 Eylül askeri faşist darbesinden sonra çok yoğun baskılara tanık oldu. Burada kitapçılık ve kasetçilik yapan İlhan Erdost Mamak Cezaevi’ne götürülürken işkenceyle öldürüldü.

Halk deyimiyle kültür atmosferi olan çarşının tadı kaçmaya başladı. Dokusu zamanla değişti.  Remzi Ağabey de 2000’lerde bir apartman dairesinde Toplum Kitabevi’ni sürdürdü ve birkaç yıl sonra kapatarak evinde yazma uğraşısına ağırlık verdi. Yazılarında ve kitaplarında anılarla resmettiği kişi, yapıt, duygu ve düşünce betimlemeleri öne çıkar. Onun anlatımını insani gerçekçiliğin ülkemizdeki kuramcısı olan Cengiz Gündoğdu şöyle dile getirir: “Remzi İnanç yazı sanatına ticari açıdan bakmıyor. Bundan ötürü, düşüncelerini, duygularını insanileştiriyor. Remzi İnanç, insan türünü içselleştirmiş. Kar Altında Güller Var adlı eseri güzel kılan bir nokta da kurgusu. Önemliyle önemsizi ayırmayan, vıdı vıdı gereksiz ayrıntılarla eseri boğan... yöntemle yazılmamış anılar. Remzi İnanç anlamlı, insani olanı anlatmış. Remzi İnanç’ı anı edebiyatımızı gerçekten zenginleştirdiği için kutluyorum." Cengiz Ağabey’le de 1995’te Antakya İnsancıl Dergisi Temsilciliğini açmamızla başlayan dostluğumuza dayanarak konuyla ilgili rahatlıkla dile getireceğim görüş şu: “Star sistemi”ne karşı kitabevi, yayınevi ve ilişkileri, yazılarıyla mücadele eden Remzi İnanç, her zaman geride durmayı ama toplumsal sıçramalara omuz vermeyi içselleştirmiş bir aydındır.

Geçen hafta Politeknik Dergisi adına Zeynel Korkmaz ve ekonomi politik alanındaki sağlam duruşuyla kılavuzumuz olan Halit Suiçmez’le Ardıç Kafe’de yapmayı planladığımız konferans için söyleşirken whatsapptan Remzi Ağabey beni aradı. O heyecanla yüksek sesli konuştuğumuz için uyarı aldığımız diyalog üzerine toplantı sonrası kendisini ziyarete gittim. Sağlık Sokağı’ndaki evinde kucaklaştığımız Remzi Ağabey’in yardımcısı Bibican Hanım’ın ince davranışıyla kendimi evimizde gibi hissettim. Esenleştikten sonra yaşına göre bedenen dinç olan Remzi Ağabey’in unutkanlıkla baş etmek durumunda kalması zordu. Düşündüm; biz onun yaşına gelebilecek miyiz? Aramızda yirmi beş yıl yaş farkı olmasına karşın, bazı şeyleri hatırlamakta zorlanıyorum. Belki bunun farkında olduğumdan gençliğimden beri yaşlılarla hep bağ kurdum, onların dünyasına girmeyi başardım. 98’inde aramızdan ayrılan eğitimci, yazar ve siyasetçi Yusuf Ziya Bahadınlı, 94 yaşında kaybettiğimiz edebiyat öğretmeni, şair-yazar Mehmet Aydın, 77’sinde sonsuzluğa uğurladığımız Pol-Der Başkanı Sıtkı Öner ve üretmeye devam eden, uzun yıllar İHD İskenderun İHD Başkanlığını yapan 87’sindeki Sadullah Çağlar,  91 yaşındaki su mühendisi, şair Sabahattin Yalkın, 95’indeki halk ozanı Ali Çuhadar bunlardan birkaçı… Onların yapıtları, dünya görüşleri ve kişilikleri üzerine makaleler, incelemeler yazdım. Anılarımızdan söz ettim. “Anılarınız ve ananlarınız çok olsun.” dileğini hak edenlerin emsallerinin çok olması, insanlığın kazanımıdır. 

“Dostluk abidesi” olarak betimlediğim Remzi İnanç Ağabey’le son görüşmemizde tanık olduğum bir durumdan aldığım mesajı not düşmekte yarar görüyorum. Hani insan yaşlandıkça çocukluğuna döner, denir. Çocukluğun en çok bu dönemde peşimizden geldiği gerçeği yanında çocukluğumuzun geçtiği kentin, köyün de peşimizi bırakmadığını biliriz. Remzi Ağabey’de sohbetimiz sırasında sık sık kendisini Diyarbakır’daymış gibi hissediyor ve “Ankara’ya gittiğimde o fotoğrafı, kitabı bulup sana veririm.” diyordu. Üç kızından sıklıkla söz ettiğinde, öğretmen eşinin desteğini vurguladığında gözlerinin içi gülüyordu. Dört kardeş olarak çekindikleri fotoğrafı gösterdiğinde ailesinden söz ediyordu. Babasının Mardinli olup Diyarbakır’daki Mardinkapı’da ticaretle uğraştığını, annesinin de Diyarbakırlı bir Kürt ailenin kızı olduğunun altını çiziyordu. Sıcak bir yuvada yetişmenin kazandırdığı sevgiyle dostluklar kuran Remzi İnanç, “Ortak Belleğimizdir Dostlar”, “Kar Altında Güller Var” ve “Gün Gördüm Yüzler Gördüm” kitaplarında anılarla bezediği bu dostlukları metinlere ilmek ilmek işliyor. Bir hazine olan bu kitapları yeni kuşağımızın okumasını sağlamamız gerekiyor. 

Son olarak, bu ziyaretimde güzel insan Bibican Hanım’ın hatırlatmaları ve yönlendirmeleriyle kitaplığını, fotoğraf ve resimleri incelediğimizde adından en çok söz ettiği insan güzeli şair Ömer Faruk Hatipoğlu’ndan “manevi oğlum” olarak söz ettiğini belirtmek isterim. Onun fotoğrafıyla birlikte kartpostal olarak düzenlenmiş bir şiirine eline alarak bana birkaç kez gösterdiğinde çok sevindim. Gerçekten de Ömer Faruk dostumun onun belleğinde derin iz bırakması ne güzel… Remzi Ağabey’le çekindiğimiz fotoğrafları kendisiyle paylaştığımda şöyle yazıştık:

“Oooo! Selam olsun! Tanıdı mı Remzi Babam?”

“Evet dostum. Yalnız kendisini hep Diyaribekir'de hissediyor. Çocukluk kalıcı hafıza...”

“İki hafta önce salt o’nu ziyaret için bir dostumuzla gittiğimizde, ‘Ankara’ya geldiğimde görüşürüz!’ Demişti ve çok üzülmüştüm! Oysa biz gitmezden birkaç gün önce yardımcısı Bibican’a bizim

Parçalanmış Yalnızlık’ı eline alarak; ‘Bak, üç kızım var ama bir de oğlum var, bu işte!’ demişmiş! Çok duygulanmıştım… Selam ve sevgi ile…”

“Seni birkaç kez andık. Şiirli kartpostalını gösterdi.”

“Şükür anımsıyor! Teşekkür ederim dost…”

Güzel insanlar derin belleğimizden geleceğe ışılamaya devam ediyor. Remzi Ağabey’e uzun ömürler şehrinde sağlık ve esenlik diliyorum.