Bilgisayarın başına geçtiğimde aklımda farklı bir konu vardı. Ama ne olduysa bir anda, son zamanlarda gözlemlediğim, duyduğum olayların kafamda iç içe geçtiğini ve bu nedenle karışık ruh halinde olduğumu fark ettim. Hepsi birbirinden bağımsız, çoğu olumsuz olan konuların arasında ufak tefek mutluluklar da vardı.
Olaylar karşısında hissettiklerimizi anlatmakta ya da yazmakta zorlanabiliyoruz. Çükü o duyguyu anlatabilecek sözcükler yeterli gelmeyebiliyor. Bazen de hissettiklerimizi yazmamamız gerekiyor. Etrafımızda olanlara, ülkemizde ve dünyada yaşananlara baktığımızda hiç iç açıcı durum yok gibi. Sadece unvanının ve mali durumunun verdiği güç nedeniyle, kimsenin kale almayacağı bir adam dünyayı parmağında oynatıyor. “Delidir, ne yapsa yeridir” misali, aklına eseni yapmaya çekinmiyor; gece yarısı baskınıyla bir ülkenin Cumhurbaşkanını eşkıya gibi kaçırabiliyor. En kabul edilmez olanı da onu durdurmaya kimsenin yeltenmemesi. Yılmaz Özdil, 6 Ocak tarihli “Venezuela” isimli yazısında Tramp’ın seceresini ortalığa dökmüş. Bir kısmını biliyorduk ama bombalardan haberimiz yokmuş meğer. Okuyan herkesin ağzının açık kaldığını tahmin ediyorum. Nasıl da gurur duyulacak bir hayat hikâyesi ama…
İkinci kez başkan seçildiğine göre, Amerika halkını bu durumlar çok etkilememiş görünüyor.
Ya da bizim de yabancısı olmadığımız ‘sorgusuz biat’ hâlinde olabilirler.
***
Birkaç gün önce çarşıya indiğimizde sahili dolaşıp gelişmeleri görmek istedik. Oturduğumuz yerde (Şekere Köyü civarı) fırtınadan dışarı çıkılmazken sahil durgun, hava da güzeldi. Biraz rahatsız olmama rağmen yürümek iyi geldi.
İnşaat çalışmalarından dolayı sahilin ön tarafı panolarla kapatılmıştı, biliyorsunuz. O panoların kaldırılması bile normale dönmenin bir işareti oldu sanki. Artık deniz kıyısında olmasa bile yürümek daha keyifli hâle geldi.
Çayır çimeni seyrederek sahildeki çalışmaları, yapılacak şeyleri tahmin etmeye çalışırken açık olan bir yerden girip kıyıdaki değişiklikleri görmek istedik. Sadece bakıp çıkacaktık ama yasakmış; güvenlikçi hanımın ikazıyla gerisin geriye döndük tabi.
Biraz daha yürüdükten sonra kütüphanenin açıldığını görünce hemen içeri daldık. Doktor randevum olduğu için ancak yarım saat kadar etrafa göz atabildik. Kendimden çok gençler ve öğrenciler için sevindiğimi söyleyecektim ama anaokulu ve ilkokul öğrencileri için de ayrı ayrı salonlar vardı. Okuma salonlarını dolu görmek umut veriyor insana. Neredeyse hepsi de gençlerden oluşuyordu.
Bizim dolaştığımız sırada elektrik kesikti; jeneratör alınacakmış. Kafeterya henüz açık değildi, ihaleye verilmiş galiba. Yerel gazetelerin bulunduğu rafların birinde Ses Gazetesi’ni görünce gözlerim ışıldadı. ( Bu sözü daha önce bir yerden hatırlıyorum sanki:) ) Hemen elime alıp daha görünür bir şekilde rafa yerleştirdim.
Mutlu olmak ne kadar kolay, değil mi? Mümkün olsa da oradan dışarıya hiç çıkmasaydım…
Umudumu yeşerten o gençlerle, çocuklarla kalsaydım. Üzüleceğimi, kızacağımı bile bile akşam haberlerini izlemeseydim…
***
Toki Devlet Hastanesine Şekere Köyü’nden gittiniz mi hiç? Biz Şekere’nin altında oturduğumuz için hep bu yolu kullanıyoruz. Ne zaman gitsem tellere, çalılara, otlara, aklınıza gelecek her yere tutunmuş naylon poşetlerle karşılaşıyorum. Her geçen gün daha da çoğalıyorlar. Sanırsınız çalılar poşet açmış ya da araziye poşet tohumu serpiştirilmiş.
Bu kadar ilkel bir görüntü olamaz gerçekten de. Karşımızdan Envitec firmasının kamyonları geliyor; araçtan savrulan atıklara bakınca, üzerine branda çekilmeden taşındığı anlaşılıyor.
Belediyenin çevre temizlik bölümünü arıyorum, yetkili olan Mahmut Bey’e durumu aktarıyorum.
Zaman zaman temizlendiğini ama rüzgârın etkisiyle aşağıdaki çöplükten uçtuğunu söylüyor. (Ben oraları hiç temiz görmedim ama denk gelmemiş de olabilirim.)
Ben de gidip mutlaka görmelerini rica ediyorum. Ekip göndereceğini ve beni de bilgilendireceğini söylüyor. Mahmut Bey sözünü tutup bir gün sonra beni arıyor; olumsuz hava şartları nedeniyle 3 – 4 gün sonra temizleneceği bilgisini veriyor.
Asıl mesele kirliliğin önlenmesi. Aksi hâlde bir yandan temizlerken, diğer yandan kirletiyor ve yol alamıyoruz.
Sorunu ortadan kaldırmak için çöplük taşınacak; sonra taşındığı yerde sorunlar başlayacak. Aslında taşınmadan başlamış durumda. Çünkü çöplük için düşünülen yer; Karahüseyinli Mahallesi sınırları içinde kalan 768.000 metrekarelik, orman statüsündeki bir alan…
(Bu bölümde Sadet Berkyürek’in Ses Gazetesinde 19/02/2025 tarihinde yayınlanan yazısından yararlanılmıştır.)
***
Emekli maaşına ve asgari ücrete beklenen zam yine hayal kırıklığına uğrattı. Zam vermek yerine, her zaman olduğu gibi tutumlu olma önerileri yapılıyor. Unutulmamalı ki bu millet, tutumluluk hakkında ciltlerce ansiklopedi yazacak tecrübeye sahip. Allah var, bu tecrübeye katkınız inkâr edilemez. Tavsiye değil enflasyon (gerçek enflasyon) oranında zam yapmanız yeterli.
Bir diğeri çıkıyor; bilmem nerde, kayak merkezinde açılan otelleri, lüks villaları TBMM kürsüsünden anlatıp reklamını yapıyor, Bahsettiği yere bir günlüğüne asgari ücretin yetmeyeceği aklına gelmiyor. Ama onların seslendiği kitle asgari ücretliler ya da emekliler değil zaten, değil mi?
Maaşların zamanında ödenmesini lütuf gibi gösteren bir anlayışla ne konuşulabilir?
Transferlere ne diyorsunuz peki? Kaç tane başkomutanımız olduğu da öğrendik, çok şükür(!) Biz başkomutanımızı biliyoruz da… bugün karşısında olduğunun, yarın önünde eğilenler var ya…


