Halit KATKAT


Güç, işçilerin kendisindedir

Halit Katkat


2019 yılı yıllık enflasyonu yüzde 11,84 olarak açıklandı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak´tan, “Enflasyonda 2019´u hedeflediğimiz yüzde 12 seviyesinin altında kapattık” diye açıklama yaptı. Bakanın “tutturduk” dediği ve tüketici enflasyonu olarak açıklanan 11,84´lük yıllık artış, 2018 aralık ayı ile 2019 aralık ayı fiyat karşılaştırması sonucu ortaya çıkan artıştır. Halbuki enflasyonda doğru ölçü, on iki aylık artış ortalamalarına bakarak yapılabilir. Dolayısıyla emekçilerin pazarda, markette karşılaştıkları enflasyon oranı da budur. TÜİK´in sunduğu verilere göre on iki aylık ortalamalarda fiyatlar yüzde 15,18 düzeyinde artış gerçekleşmiş. Bu da iki oran arasında yaklaşık 3,5 puanlık bir fark demektir. On iki aylık ortalamalara göre, gıda ürünlerindeki artış son bir yılda yüzde 19,54; ev eşyası fiyatlarındaki artış yüzde 19 olurken sağlıkta yüzde 17 oldu. Çeşitli mal ve hizmetlerdeki fiyat artış ortalaması ise yüzde 22´nin üzerinde. Hissedilen enflasyonun açıklanandan 8 puan daha fazla olduğu açık. Bu yılın ilk yarısında uygulanacak toplu sözleşme hükmü doğrultusunda memur maaşlarına yüzde 4 artış yapılması öngörülüyordu. Buna yüzde 1,5´lik enflasyon farkının eklenmesiyle memurlar, sözleşmeliler ve memur emeklilerinin maaş ve aylık artışı yüzde 5,5´e çıktı. Yıllık enflasyon farkını yüzde 11,84 üzerinden alan memurlar, on iki aylık ortalamada 15,18 düzeyinde olan enflasyona göre yüzde 3,5 oranında kayıpları var. Böylece bu yılın ilk 6 ayı için alacakları yüzde 4´lük zammın neredeyse tamamı, geçen yılın kayıplarının telafisine gitti. Ellerinde yüzde 4 değil sadece yarım puanlık (0.5) bir zam kaldı. İşçi, esnaf, çiftçi emeklilerinin yani SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin aylıkları yüzde 6,5 arttı.

İşçi ve memur maaşlarına yapılan artışlar; ya da başka bir deyişle maaşlardaki kayıplar işçi ve memurların güçlerini birleştirememeleriyle doğrudan ilintilidir. Bunun başlıca sorumlusu da onları temsil etme iddiasındaki sendikalar ve onların yöneticileridir. Asgari ücret tartışmalarının şekillenmesi ve bağlanmasında işçi ve emekçiler “ikiye karşı bir” formülünün nasıl işlediğini gördü. Heyetler olarak bir cephesinde emekçiler yer alırken karşı cephede işverenler ve siyasi otorite yani Hükumet yer aldı. İşçi cephesinde işçileri Türk-İş temsil ediyordu. Üç konfederasyon, Türk-İş, Hak-İş ve DİSK asgari ücret konusunda ortak tavır alacakları konusunda anlaşmışlardı. Ancak Türk İş toplantıdan çekilirken Hak İş te sadece sonucu kabul etmediğini söyledi. Disk ise, 'henüz her şey bitmiş değil, sonuna dek mücadele edilmelidir' diyerek olayın bir cephesinde kalmış görünüyor. Ama henüz buna karşı bir tavır ortaya koymuş değil. Acı gerçek budur. Bu tabloyu yaratanlar “ne yapalım, gücümüz yetmiyor” çaresizliğine sığınamazlar. Eğer örgütlülük bir güçse, örgütsel dayanışma, hatta gerekiyorsa birleşme daha büyük bir güçtür. Ayrışma ve parçalanma özelleştirme aşamalarında da acı şekilde yaşanmıştır. Her sektörde emekçi ve örgütleri ancak özelleştirme sırası kendilerine geldiğinde ortaya çıkabildi ve tabii ki sonuç hüsran oldu. Grev ya da sermayeye ve siyasi otoriteye karşı duruş güç ister, hatta buna girişilmesi durumunda bile maalesef şiddetle cezalandırılır. Peki bu düğümü emekçiler nasıl çözecektir? Bu sorunun yanıtı işçilerin elindedir. Bu düğümü çözmenin iki önemli ayağı vardır. Birisi sendikaların yönetim ve denetimine işçi iradesinin hakim olması; diğeri de işverenlerin siyasetlerine karşı kendi sınıf siyasetlerini ortaya koymalarıdır.