İlçemizde geçtiğimiz haftanın gündemini oluşturan başlıca konuları HADO toplantısı, angus taşıyan Lübnan bandıralı Julia Ak gemisinin İskenderun Limak Port Limanına gelmesi, muhtarlar günü toplantısı ve yerel seçime girecek aday adayları idi. Şimdi bu konuları kısa, kısa açıklayalım ve birbiriyle ne ilişkisi var, ortaya koymaya çalışalım.
Uzun zamandan beri İskenderun ve Kıbrıs arasında deniz otobüs işletmeciliği yapmak isteyen Büyükşehir Belediye Başkanı ile İskenderun Belediye Başkanı arasında bir HADO tartışması sürüp gidiyor. Bu tartışmaya odalarda dahil oldu ve 70 oda başkanı İskenderun Belediye Başkanını ziyaret ederek yardımcı olmasını istediler. Ancak görüşmeden olumlu bir sonuç çıkmadı. Oda başkanları herhalde bu görüşmeyi İskenderun- Kıbrıs arasında deniz otobüs seferleri yapılırsa İskenderun´da ticaretin canlanacağı umuduyla yaptılar. Belediye Başkanları arasındaki yetki tartışması onların ayrı partilerden oluşundan kaynaklanmaktadır.
2 Ekim´de İzmir Alsancak Limanına yanaşan ve yükü indirilmeden bekleyen 5 bin 391 angusu taşıyan Julia Ak adlı gemi, iki gün önce demirlediği Arsuz Konacık´tan hareket ederek İskenderun Limanı´na ulaştı. Bununla ilgili olarak İskenderun Çevre Koruma Derneğinin kitle örgütleri ile yaptığı basın açıklaması ve yetkililerle yaptıkları görüşmeleri bir sonuç vermedi.
Bu arada şunu hatırlatayım 17.07.2018 tarihli Ses gazetesindeki yazımda: “Bakanlar Kurulu Kararı ile Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğüne 31.12.2018 tarihine kadar geçerli olmak üzere, sıfır gümrükle 500 bin adet canlı büyükbaş, 475 bin adet canlı koyun ve keçi, 75 bin ton büyükbaş hayvan eti için ithalat yetkisi verildiğini yazmıştım. Tekrar belirtmiş olayım ki bu angus nakliyatı verilen ithalat yetkisi nedeniyle bu yılın sonuna kadar sürecek.
Elbette burada karşı çıkılması gereken ne geminin ülkeye girişi ne de canlı hayvan ve et girişi değildir ve olmamalıdır da. Ama esas olarak daha önceki yazımda belirttiğim gibi angusların sağlıksız koşullarda nakliyatı nedeniyle etrafı rahatsız eden koku yayması ve hastalıklı etlerin topluma yedirilmesi olayıdır. Yerli hayvan üretiminin engellenmesi işin başka bir boyutudur ve o uzun vadeli bir program işidir.
Geçtiğimiz günlerde vali, belediye başkanları ve muhtarların da katıldığı bir toplantı ile “Muhtarlar Günü” kutlaması yapıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfi Savaş muhtarları “belediye ile halk arasında önemli bir köprü” olarak tanımladı. Bilindiği gibi bu muhtarlarla yapılan ilk toplantı değil. Vali, Kaymakam ve belediye başkanları zaman zaman muhtarları toplayıp onlara talimat verip sorunları dinliyorlar.
Şimdi bütün bu olayların çözüm şekline baktığımızda gerek HADO, gerek angus nakliyatı, gerekse muhtarlar toplantısının karar vericisi, inisiyatif sahibi olarak bir kişi ya belediye başkanı ya da valiyi görüyoruz. Bütün ilgili kişileri ve yetkilileri ayrı ayrı zamanlarda ayrı ayrı yerlerde toplayıp sonra bir kişinin karar vermesini beklemek zaman ve enerji kaybı olduğu gibi halkın iradesini de hiçe saymak olmuyor mu? Örneğin bütün bu kişileri ve sorunları muhtarların, odaların, sendikaların, partilerin, belediye başkanları ve yetkilerin olduğu bir yerel mecliste toplayıp karar almak daha akılcı ve daha demokratik değil mi?
Şimdi gelelim yerel seçime katılacak belediye başkan adaylarına: Bütün adaylar, “ben şunu yapacağım, şöyle projelerim var” diye başlayan konuşmalarla halkı etkilemeye çalışmaktalar. Ancak şu sorulara da yanıt vermek durumundalar. Birincisi iktidar açıkça “beğenmediğim belediye başkanını alır; yerine kayyum atarım” anlamına gelecek sözler sarf ediyor. Bu duruma karşı adaylar ne yapacaklardır? Hukukun içinde adalet olmadığını düşünerek yanıtlasınlar.
İkinci sorum: Yukarıda belirttiğim ve defalarca da yazılarımda işlediğim gibi, kent konseyini, kent meclisi olarak işletecekler midir?


