Her sınıf kendi siyasetini yapar
Seçimler yaklaşırken seçim kampanyası yürüten partilerin propaganda faaliyetleri yoğunlaşmakta, buna paralel olarak her parti ve köşe yazarları kendine göre analizler yapmaktadır. Ama bu analizlerin boyutu düzen sınırlarını aşmamaktadır.
Seçimlere odaklanan siyasal analizler, ne kadar geçim şartlarını veya kültürel değerlerin etkisini ölçmeye çalışırsa çalışsın bunun kitleler üzerinde gözle görülür bir etkisinin olmadığı da anketlere yansımaktadır. Muhalefet, toplumdaki sınıfların güç aygıtları ve kitlelerin örgütlülüğünü hesaba katmadığı sürece iktidarın bu iki belirleyenin arasındaki denge üzerinde bir yol bulacağı açıktır. İktidarın acı bir şekilde gündemimize tekrar soktuğu terör ve savaş olaylarını bu açıdan ele almak gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.
2015 yılında 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri arasında yaşanan terör saldırılarıyla Beyoğlu’ndaki terör olayı arasında benzerlik kuran değerlendirmelerin gözden kaçırdığı önemli bir ayrıntı var. 2015’te kitlelerin sadece sandıkta değil, sokakta da tepki taleplerini ifade edebilecek kadar örgütlü eylemlilikleri vardı. 2015’ten 2017’ye kadar uzanan bir zaman dilimi içinde kitlelerin gücü şiddet ve şiddet korkusuyla ezildi. Mevcut rejim bu güç dengesinin üzerine inşa edildi ve ancak bu dengeyi değiştirebilecek bir gelişme ülkeyi demokratikleştirecek bir yola sokabilir. İktidarın, kitlelerin eylemliliklerini zorla bastırma isteği onun iktidarını sürdürme refleksinden ve sınıfsal karakterinden gelmektedir. Buna karşı yapılacak mücadele sadece onu kınama ve sokak eylemleriyle sınırlı kaldığı sürece işçi ve emekçiler ne siyasi ne de ekonomik bir kazanım elde edemeyeceklerdir. Kaldı ki 2015’teki kitle eylemliliği de bu gün yoktur. Bu bakımdan durumun sınıfların güçleri ve konumları açısından yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü kınamak ya da sokak eylemleri iktidarlara geri adım attıracak eylemler değildir. Gerek 2015’teki eylemler, gerekse Gezi eylemleri bunu ispatlamıştır.
Toplumda sınıflar olduğuna göre mücadele de sınıfsaldır. Burjuvazi kendi güç ve yöntemlerini kullanırken işçi sınıfı onun yol ve yöntemleri ile ona karşı duramaz. İşçi sınıfı da kendi yol ve yöntemlerini bulma ve kullanmayı öğrenmelidir. Bir kere daha burada belirtmeliyim ki, işçi sınıfının yolu kendi iradesinde örgütlendiği güçlü sendikalar, sendika birlikleri ve kullanacağı en etkili araçta grev ve genel grev araçlarıdır. Burjuvazinin karşı duramayacağı eylem biçimi budur.
İnanç ve inandırma temelinde propaganda yürüten muhalefet, sadece iktidarın günlük manevralarına laf yetiştirmekle bir yere varamayacağını anlamalıdır. İktidar elindeki somut uygulamalarla kitlelere giderken muhalefet varsayımlarla ve ona cevap yetiştirmeye çalışmaktadır.
Kendi programını oluşturmamış, kitlelerin acil olan işsizlik, pahalılık ve şiddet olaylarının önlenmesi gibi ihtiyaçlarını karşılamak için iktidara geldiklerinde nasıl yapacaklarını kitlelere ikna edecek şekilde anlatamamış bir muhalefetin başarı şansı nedir? Herkes bu soruyu kendine sorsun.


