Emperyalizm bir taraftan halka karşı saldırganlığını artırırken diğer taraftan pazarlar ve zenginlik kaynakları üzerinde dünyanın yeniden paylaşımı talepleri, emperyalistlerin aralarındaki gerginliği de tırmandırıyor. Ukrayna´da çıkarılan savaş bu gerilimin bir sonucuydu.
Emperyalist burjuvazinin çelişkileri ve bunalımları arttıkça emekçilerin yaşamını daha çekilmez hale getirmesi de kaçınılmaz oluyor. Ekonomik olarak üretim ve pazar daralmaları yaşayan emperyalistler, bunalımı işçi ve emekçilerin sırtına yükleyerek aşmaya çalışıyorlar. Bu da emekçilerin giderek yoksullaşmasına ve üzerlerindeki baskının artmasına neden oluyor. Elbette işçi ve emekçiler bu yoksullaşma ve baskıyı kolayca sineye çekmiyorlar. İngiltere grevlerle çalkalanıyor. Demir yolcuların grevi ulaşımı felce uğratırken havaalanlarının yer hizmetleri işçileri işten çıkarmalara tepki olarak iş yavaşlatarak, ulaşımın aksamasına neden oluyor. Elbette aksayan sadece toplu taşıma değil. Öğretmenler, postacılar ve çeşitli iş kollarının işçileri de grevdeler. İngiltere “burjuva demokrasinin beşiği” olarak kabul edilen, ama işçi sınıfı açısından yasalarında grev yasaklarının yer aldığı bir ülke... İngiltere´de grevlerin nedeni enflasyonun yüzde 10´a yaklaşmış olması, enerji başta olmak üzere tüm zorunlu tüketim maddelerinin zamlanması ve buna karşı tekellerin ücretleri artırmak bir yana işçi çıkarmaya devam ediyor olması.
İskenderun Demir ve Çelik (İSDEMİR) işvereni İSO 500 firma arasında üretim açısından 5. sıraya yükseldiğini övünerek açıklıyor. Ancak şirketin kårı artarken işçilere düşen pay aynı oranda artmıyor. İşveren çıkarları gereği daha az işçi ile daha fazla üretim yapmak istiyor. İş Kanunu´na göre bir işçinin haftalık çalışma süresi 45 saat olması gerekirken sanayi iş kollarında bu 50-60 saati buluyor. Bir taraftan işçi çıkarıyorlar diğer taraftan işleri kalan az sayıdaki işçilere yüklüyorlar, böylece işgücü maliyetini düşürmüş oluyorlar; ama işçi sömürüsü de kat be kat artıyor.
Petrol-İş´in örgütlü olduğu İskenderun Gübre AŞ´de geçen yıl yaz aylarında toplu iş sözleşmesi (TİS) yüzde 50 olarak imzalamıştı, ama aralık ayında asgari ücrete yüzde 50 civarında zam geldi. Böylece toplu sözleşmeyle alınan ücret, asgari ücretin altında kaldı. Halbuki geçen bir yıl için devletin kurumu TÜİK, yıllık enflasyonu yüzde 70, bağımsız iktisatçıların oluşturduğu ENAG ise yüzde 160 olarak açıklamıştı.
Sendikalar sözleşmeleri işçilerin ürettikleri ürünlerin fiyatlarına bağlı olarak yapsalar, fabrikanın kårlılığı oranında yapsalar, bu durum ortaya çıkmayacak. Sendikalar mevcut durumda işçilerin kayıplarını karşılayacak yeni bir protokolle ek zam talep etmeleri gerekir, ama işverenle ters düşmemek için uzlaşmacı bir yaklaşımla bunu bile yapmıyorlar.
Görüldüğü gibi İngiltere´deki işçinin talebi ile ülkemizdeki, hatta bütün ülkelerdeki işçilerin talepleri aynı. İngiltere işçisi meydanlarda protesto yerine grev mekanizmasını kullanarak hak almanın daha etkin olduğunun bilincinde. Bu da onların tarih sürecine sınıf olarak daha önce çıkmasından kaynaklanmaktadır.
Emperyalizmin sömürü sisteminden kurtulmak isteyen işçi sınıfı Marks´ın “bütün dünya işçileri birleşin” sözünü akıllarından çıkarmamalıdır. Emperyalist sistem tüm dünyada sömürüsünü sürdürüyorsa ona karşı da ancak dünya çapında örgütlü bir güç karşı durabilir: O da birleşik işçi sınıfıdır.


