Halit KATKAT


İttifaklar, talepler ve gerçekleşebilirlikler

Halit KATKAT


 

Bugünden yani daha ufukta seçim yokken, seçimin tarihi ya da yapılıp yapılamayacağı belli değilken sağ ve sol partiler ittifak arayışına girmişler. Bir tarafta mevcut iktidarın oluşturduğu Cumhur ittifakı diğer tarafta burjuva muhalefet partilerinin oluşturduğu Millet ittifakı. Her ikisi de kendi cephesini genişletmeye çalışırken şimdi bir de sol ve sosyalist partiler üçüncü bir ittifak arayışı içerisine girdiler.

İktidar bloğunun oluşturduğu Cumhur ittifakı ve burjuva muhalefetin oluşturduğu Millet İttifakı HDP´nin ya da tabanındaki kitlenin oyunu almak için manevralar yaparken şimdi HDP´nin de yer aldığı üçüncü bir ittifakın çıkması işleri biraz karıştırmış gibi gözüküyor. Elbette bu noktada partilerin tabanında onlara oy veren kitlelerin büyük bir kısmının özellikle emekçilerin kafaları daha da karışacaktır. Kendi sınıf çıkarları açısından bakarak hangi ittifakın kendisine ne vereceğini, ülkedeki kaosu nasıl düzelteceğini, bütçede emekçilere mi yoksa sermayeye mi pay ayrılacağını, işsizliğe ve yoksulluğa nasıl çare olacağını tartacaklardır elbette. İktidar cephesi elbette yirmi yıldır emekçilerden alarak ve bütçe olanaklarını ağzına kadar açarak zengin ettiği sermayedarların oyu ile iktidar olunamayacağını iyi bildiği için onlara seslenmiyor; emekçi kesimlere ve her zaman olduğu gibi özellikle de dindar ve milliyetçi kesimlere hoş görünmeye, onlardan oy almaya çalışıyor. Dindar Anayasa konusunu gündeme taşıması ve başkanlıktan kısmen vaz geçilerek yarı başkanlık içeren anayasa önerisi boşuna değil. Ama yirmi yıldır iktidarda olan ve aynı argümanı kullanan bir partiye tabanında ne kadar inanan olur o belli değil.

Muhalefet cephesi de benzer argümanları kullanıyor, yani onlar da milliyetçi ve dini argümanları iktidar partisi kadar olmasa da kullanıyor, fakat bu cephede bir fark var; laiklik ve tek adam yerine güçlü meclis vurgusu yaparak. Daha önceki deneyimlerden meclise emekçilerin giremediği, girme olanaklarının olmadığı herkesin malumudur. Bu durumda kastedilen güçlü meclisin nasıl bir meclis olacağını önceki meclis bileşimlerine bakarak anlamak zor değil. Sonra burada birinci adım olarak yetkileri itibariyle her şeye kadir bir cumhurbaşkanı seçilmesi önceliği var. Diyelim bu ittifak istediği birini cumhurbaşkanı seçti. Seçilen bu kişi nezdinde bu ittifak partileri, tek adam yetkilerinden birazda biz yararlanalım deyip güçlü meclis isteklerinden vaz geçerse ne olacaktır?

Bu iki bloğun dışında sol, sosyalist partilerin oluşturacağı bloka gelince, bu blok halkın diğer iki bloka mecbur olmadığı noktasından hareketle üçüncü bir seçenek olsun diye çıktığı görülüyor. Eğer bu blok tek adam rejiminden kurtulmak istiyorsa seçimlerin birinci turunda olmasa da ikinci turunda Millet İttifakıyla beraber davranmak zorunda. Ortak adaya oy verme çağrısı yaptıklarında seçilen yeni cumhurbaşkanı istenilenleri yapmazsa bu bloktakiler de kitleler tarafından sorumlu olacaklardır. Diyelim istenilen oldu ve “güçlü meclis” talepleri gerçekleşti ve diyelim o takdirde bu blok seçimleri kazanıp iktidar oldu kitlelerin taleplerini yerine getirebilecek midir? Bunu somut örneği Yunanistan´da Siriza´dır. Bilindiği gibi Siriza büyük çoğunluğu sol olan 10 partinin birleşimi ile oluşturulan ittifak seçimi kazanarak hükümeti kurmuştu. Bu partileri birleştiren Çipras iktidara gelmeden önce vaat ettiklerini iktidara gelince gerçekleştirmek istedi ki bunlar içinde işçi, emekçi ve emeklilerin maaşlarını artırma ve birikmiş olan Avrupa Birliğine olan borçları vaat edilenden daha uzun süreye yayma vardı. Bu programı hayata geçirmek için referanduma sunup kabul da ettirdi. Ama bu taleplerin başta da borçların uzun vadeye yayılmasını, AB ve özellikle Merkel karşı çıkarak programı engelledi. Çipras geri adım atmak zorunda kaldı. Günümüz emperyalist sisteminde burjuva tarz demokrasi ile halkçı bir program uygulanamaz.