Halit KATKAT


Kapitalist tarımın çevreye etkileri ve çözüm

Küresel iklim grevi haftasının başladığı 20 Eylül tarihinden beri dünyanın dört bir yanında milyonlarca kişi sokaklardaydı.


 Peki bu milyonların sokaklarda olması, dünyayı kirleten tekelleri karlarından vaz geçirip temiz bir dünya yaratmaya ikna edebilir mi? 

Geçen haftaki yazımda betonlaşmanın çevre üzerindeki etkilerini yazmıştım. Bu yazımda ticari tarım işletmelerinin çevre etkilerine değinmek istiyorum.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) tahminlerine göre toplam sera gazı salınımının yüzde 26´sını tarım ve gıda sektörünün ürettiği gazlar oluşturuyor. Bu oran sanayi sektöründen sonra ikinci sırada gelmektedir. Şunu belirtmek gerekirki tarım ve gıda kaynaklı bu sera gazı salınımı, esas olarak çok uluslu tarım ve gıda tekellerinin yön verdiği kapitalist-emperyalist politikalar aracılığıyla yer kürenin dört bir yanına dayattığı kapitalist tarım sisteminin eseridir. Kar amacıyla ve standardizasyon temelinde toprağın sürekli ve yoğun kullanıldığı bu modelde tarım ve gıda, toplumsal ve ekolojik bağlamından koparılarak en gelişmiş ifadesini rekolte ve verim hesaplarında bulan bir anlayışla topluma sunulmaktadır. Diğer bir deyişle kapitalist tarım işletmeciliğinin, yani tarımsal üretimin, amacı doğa ve ekolojik dengelerle uyum içinde toplumun ihtiyacını karşılamak değil; mümkün olan en kısa sürede elde edilen karı tekrar yatırıma dönüştürerek daha fazla kar elde etmektir.
Kapitalist tekelci şirketlerin tarımda yoğun enerji ve su kullanımı, küresel ısınma ve iklim değişikliğine karşı en önemli savunma mekanizmalarından olan biyo çeşitliliğin kaybına, ekolojik tahribata ve iklim krizlerine yol açmaktadır.Toprağın çölleşmesine ve ürün veriminin düşmesine çözüm olarak sunulan ise yoğun kimyasal kullanımdır. Azot bazlı tarım kimyasallarının yoğun kullanımı sonucu bu kimyasalların kalıntıları soframızdaki gıdalara kadar uzanmaktadır.
Küresel ısınma sonucu yıllarca yazların bile bol yağışlı, soğuk geçtiği kuzey ve batı Avrupa ülkeleri bu yıl sıcaktan bunaldılar. Paris 1947´den bu yana ilk kez 40,5, Berlin ise 41 dereceyi gördü.
Tekellerin kar hırsı böyle devam ettikçe kutuplardaki buzullar erimeye, dünyanın akciğeri sayılan Amazonlar yanmaya, kuraklık artmaya, sıcaklık yükselmeye devam edecek. Küresel ısınmanın 2 dereceyi bulması durumunda insanlığın nasıl bir felaketle karşı karşıya kalacağı tahmin bile edilemiyor.
Çekilmez hale gelen sıcaklığın, yangınların, kuraklığın asıl nedeni atmosferdeki karbondioksit gazlarının artmasıdır. Bu gazların üretimine sebep olanlar asıl olarak sanayileşmiş ülkeler; Çin (yüzde 28,03), ABD (yüzde 15,9), Hindistan (yüzde 5,81), Rusya (yüzde 4,79), Japonya (yüzde 3,84), Almanya (yüzde 2,36) oranlarında katkı sağlıyorlar.
Peki bütün bunları önlemenin, yani doğayı ve insanı kurtarmanın bir yolu yok mudur? Bunun başlıca yolu kar hırsına göre değil; toplumun ihtiyaçlarına göre bilim ışığında üretim yapmak. Biyo çeşitliliği artıracak ekolojik tarım, çevreyi kirletmeyen enerji üretimi ve sanayi idealinden vaz geçmeyen bir ekonomiden geçmektedir. Bu da kapitalist ekonomik modelden vaz geçip planlı ekonomik modele geçmekle mümkündür. Kapitalistlerin kar hırsından vazgeçerek dünyayı ve çevreyi kurtarmaya zaman ve para ayırmasını beklemek kapitalist sistemin kendini inkar etmesini beklemek anlamına gelir ki bu mümkün değildir.