Tarihin bazı tanıklıkları vardır yolları kesişen güzel kadınların geleceğe bıraktıkları mücadele mirası. Tıpkı 1903 yılında Clara Zetkin’e, “Bana kadın hareketi hakkında o uzun mektubu ne zaman yazacaksın? Aslında tek bir küçük mektup için bile sana yalvarabilirim!” diye yazan Rosa Luxemburg gibi.
Rosa Luxemburg, “Vardım, varım, var olacağım” sözleri ile kadınlara zamansız bir mücadele mirası bırakmıştır. 15 Ocak 1919 da çıkar odaklı kişiler tarafından başı ezilip nehire atılarak katledilmiştir. İşçi sınıfı kadın hareketi ve kapitalizmin kadını yok sayan düşünceleri ile mücadele etmiştir. Luxemburg, kadınların oy hakkına yönelik yürüttüğü tartışmalarda kadınların siyasal özgürleşmesinin işçi sınıfını ileriye taşıyan bir mücadele alanı olarak görmüştür. “Çünkü erkek proleterlerle aynı ekonomik işlevleri yerine getirmekte, aynı biçimde sermayeye kölelik etmekte, devlet de ona fark gözetmeden davranmakta; kanını emmekte ve ezmektedir. Çıkarları aynıdır ve savunmak için aynı silahları kuşanır. Siyasal talepleri, sömürülen sınıfı sömürücülerinden ayıran toplumsal uçurumun derinliklerine, erkek ile kadın arasındaki karşıtlığa değil, emek ile sermaye arasındaki karşıtlığa kök salmıştır.” diyen Luxemburg her cinsiyetin eşit ve özgür bir biçimde yaşayabilmesini savunmuştur.
Rosa Luxemburg kamusal alanda eşit ve özgür direnişin sembolüdür. Katledilişinin üzerinden geçen 107 yılda mücadelesi kadınların dönüştürücü gücüne evrilmiştir. Suriye’de kimlik mücadelesi veren kadınlar, Filistin’de, İran’da varız diyen kadınlar, Türkiye’de yaşam hakkı elinden alınanlar bu güçle hareket ediyor. Kadınlar çıkarılan yargı paketleri ile ellerinden alınmaya çalışılan yaşam hakkına inat 10 Ocak’ta Ankara’da tek ses “Hayatlarımıza ve haklarımıza sahip çıkıyoruz” dedi.
Siyasi iktidar kadınların değiştirme gücünü kırmak için elinden geleni yapıyor. Hakları için mücadele eden kadınlar fiziksel, psikolojik, cinsel şiddete maruz kalıyor. Orantısız güç kullanımına rağmen kadınlar alanlardan çekilmeyi ret ediyor. Susmuyor. Biz biliyoruz ki kadınları susturdukları gün demokrasinin iflas ettiği gündür. Bugün ülkede demokratik, laik, toplumcu hakların garantisi kadınların mücadelesidir. Zamansız Rosa Luxemburg’ un hayaleti alanlarda kadınlarla birlikte direnişi örgütlüyor.
Yeni yeni yargı paketleri çıkarıyorlar. Kadına şiddet faillerini aklamak için. 11. Yargı paketi çıkarılırken mecliste kadına şiddet dosyaları hariç şeklinde önerge veren AKP’liler şiddet dosyasından tahliye olup bir kadını katleden fail ile ilgili önergelerini sorguluyor mı? Paralel evrende gibiyiz. Siyasi iktidarın açıkladıkları ile sonuçları farklı sonuçlar söylüyor. Bildiğim bir şey varsa oda Avrupa bizi kıskanıyor.
Üstat Nazım diyor ki yeni yılda eskimek ama eksilmemek dileğiyle. 15 Ocak 1919’dan beri bir eksiğiz ama yüzleriz. Rosa’nın fikirlerini benimseyen, mücadelesine ışık tutan yüzlerce kadın var. 10 ocakta seslerini tüm Türkiye yaşayan her dille duydu. Tıpkı halkların kadınları için mücadele eden Rosa gibi hakların kadınları haklarına ve yaşamlarına sahip çıkacağının sözünü verdi. Türkiye meşakkatli bir yol. Daima ileriye gidemiyoruz. 2014 İstanbul sözleşmesinin yürürlüğe girdiği yıl gibi zirve yaptığımız zamanlarda oluyor 11. Yargı paketi gibi bir tık sarsıldığımız zamanlarda. Ama biz hep aynı kararlılıkla devam ediyoruz. Çünkü mücadeleyi bize getiren kadınlar vardı, şimdi biz taşıyoruz, gelecekte mirasımızı taşıyacak kadınlarda var. Tüm baskılara inat vardık, varız ve var olacağız. Yaşasın feminist dayanışma. 2026’da da sonsuz kızkardeşlik.


