Sadet BERKYÜREK


Kurtarma operasyonundan uluslararası hukuk tartışmasına uzanan 21 gün

Sadet BERKYÜREK


Türkiye’nin Muğla açıklarında 15 Ekim’de bir can salında bulunan 17 Alevi mülteci ve yanlarındaki 5 çocuğun kurtarılmasıyla başlayan süreç, hem Yunanistan’ın geri itme politikalarını hem de Türkiye’deki idari gözetim uygulamalarını yeniden gündeme taşıdı.
The Institute for the Documentation of Human Rights Violations Against Religious Minorities in the Levant/IDHRV-ARMIL’in talebi üzerine hazırlanan ve üç araştırmacının imzasını taşıyan rapor, olayı uluslararası hukuk, Türkiye mevzuatı, saha tanıklıkları ve Avrupa’daki geri itme verileri üzerinden karşılaştırmalı biçimde inceliyor.

15 Ekim gecesi Muğla’nın Marmaris ilçesi açıklarında tespit edilen can salları, Türk Sahil Güvenliği tutanaklarına göre Yunan tarafınca geri itilmişti. Rapor, mültecilerin beyanlarına dayanarak şu iddiaları aktarıyor: Suriye’nin Lazkiye bölgesinden mezhepsel baskılar nedeniyle kaçan Alevi bir grup, Yunan kara sularında durduruldu. Üniformasız kişilerce darp edildiler. Telefon ve paralarına el konuldu. Motoru sökülen can sallarıyla Türk karasularına bırakıldılar. Bu eylemler, uluslararası hukukta “geri itme” olarak tanımlanan ve yaşam hakkının ihlali anlamına gelen çoklu ihlal şüphesi taşıyor.

IDHRV-ARMIL’in talebi üzerine hazırlanan rapor, üç araştırmacının ortak çalışmasına dayanıyor. Hamide Rencüs, antropolog Prof. Dr. Jens Kreinath ve insan hakları araştırmacısı Aytekin Aktaş, mültecilerin ifadelerini, Yunanistan ve Türkiye’deki uygulamaları, hukuki hükümleri ve daha önce belgelenmiş geri itme vakalarını karşılaştırmalı biçimde analiz etti. Raporda, hem Yunanistan’ın uygulamalarının sistematik geri itme modeline uyduğu, hem de Türkiye’de idari gözetim sürecinin hukuki sınırları aşan belirsizlikler taşıdığı vurgulandı.

Mültecilerin izi Ula'da kayboldu
21–24 Ekim: Ailelerin, gazeteci Hamide Rencüs’ün ve bazı Alevi derneklerinin girişimleriyle grup hakkında bilgi arayışı başladı. Avukatların Ula Geri Gönderme Merkezi’ne yaptığı başvuruda görevliler, “Burada değiller” yanıtını verdi. Aynı akşam bağımsız kaynaklar, grubun Şanlıurfa’ya nakledildiğini doğruladı.

Hukuka erişim mücadelesi
23–24 Ekim: DEM Partili milletvekilleri, ÖHD, Urfa Barosu Göç Komisyonu ve bağımsız avukatlar mültecilere ulaştı. Avukat Gökhan Dayık’ın aktardığı bulgular: "Mültecilerin Türkiye’ye ilk girişleri denizden kurtarıldıkları gün gerçekleşti. Yunanistan’da şiddet ve gasp mağduru oldular. Suriye’ye gönderilmeleri hâlinde işkence ve ölüm riski bulunuyor."

"Avukatlara engelleme"
29 Ekim: Rapora göre, Şanlıurfa’daki görüşmelere avukatların girişine çeşitli zorluklar çıkarıldı: Elle arama ısrarı, tercümanın uzaklaştırılması girişimi, görüşme sırasında personelin duyma mesafesinde tutulması. Bu uygulamalar Avukatlık Kanunu, AİHS ve BM Avukatların Rolüne Dair Temel İlkeler’e aykırı olarak değerlendirildi.

Aile ziyaretlerinin engellenmesi
5 Kasım: Yurt dışından gelen aile yakınının görüşmesine izin verilmedi. Telefonlar teslim alınmadı, nakit para ise yalnızca avukat ısrarıyla kabul edildi. Raporda, kamp koşullarına dair şu bulgular yer aldı: "Mültecilerin çoğu ayakkabısız ya da terliklerle dolaşıyor. Psikolojik destekte ciddi eksiklik var. Bazı mültecilerde intihar düşünceleri gelişmiş durumda. Çocuklar hâlâ okula kayıtlı değil."

Çoklu ihlal: Uluslararası hukuk perspektifi
Rapor olayın hem Yunanistan hem de Türkiye açısından ciddi hukuki sonuçlara yol açtığını belirtiyor: "Geri göndermeme (non-refoulement) ilkesinin ihlali, Denizde yaşamı koruma yükümlülüğü ihlali, avukata erişimin engellenmesi, Keyfi ve uzun süreli idari gözetim, çocuk hakları ihlalleri.

Araştırmacılar, dosyanın aşağıdaki uluslararası mekanizmaların dikkatine sunulmasını öneriyor: AİHM – Kural 9 Bildirimi kapsamında, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), BM IIIM (Suriye Uluslararası, Tarafsız ve Bağımsız Mekanizması), Avrupa Parlamentosu LIBE Komitesi, AB Ombudsmanı ve Frontex denetim organları.
Rapor, 15 Ekim’de başlayan sürecin yalnızca bir sahil güvenlik olayı değil; Avrupa’nın geri itme politikalarının, Türkiye’nin idari gözetim uygulamalarının ve uluslararası hukukun temel ilkelerinin kesiştiği bir insan hakları dosyası olduğunu vurguluyor.