Merak soru sormadır.
Önce kendine, sonra bir başkasına sorarak, cevabını toplumla paylaşmadır.
Filozoflar, matematikçiler, fizik ve kimyacılar, uzay bilimcileri... gibi bilim adamlarının bilgiye olan tutkuları yüzünden meraka sınır tanımazlar.
Elma ağacından başına elma düşen Nevton, hareket ve çekim kuvvetini, merakına yüklediği sorumluluk düşüncesiyle bulmadı mı?
Hangi icatı, hangi keşifi saysak benzerleri.
Dünyanın dönüşü, suyun kaldırma kuvveti, tekerleğin icadı, ateşin bulunması, güneş ışınlarının hızı... gibi ve yaşamamızı kolaylaştıran, bizleri rahata kavuşturan bir sürü icat ve buluş, bir çoğunun bu uğurda hayatlarını bedelleriyle ödediği bilim adamlarının merakları değil miydi?
Beklenmedik, bilinmedik bir şeyi keşfetmek ve bulmak, şüpheden doğan bir sorunun cevabı, değişimi ve gelişimi beraberinde getiren bilimsel ve teknolojik bir icat olup, insanlığa hizmet olarak ortaya çıkmıştır. Bu konuda tüm insanlığın bilim adamlarına karşı vefa borçları vardır.
Merak, öğrenme ve insan gelişiminin temelidir. Bilgiyi ayakta tutan odur. Bir insan merakını yitirdi mi yaratıcılığını, doğaçlamalarını ve mutluluk gibi hayati dürtülerini kaybedip, sahte bir kimliğe büründürüp, ilgisizliğini ortaya çıkarır, potansiyelini azaltıp motivasyonunu düşürünce merakı yavaş yavaş biter.
Herkes kendi içinde yaratıcıdır ve müthiş icatlar ve keşifler barındırır. Ne var ki eğitimsizlik, yaşatılan baskı kültürü ruhumuzu zayıflatır. Mevcut düzen geleneksel olanı ve doğru bilineni zorlayan insanı sürekli tehlike olarak görür.
Hislerimizi uyandırıp, şüphelerimizle görmeye çalıştığımız, meraklarımızla ortaya koyduğumuz her şeyin daha güzel olduğunu gördükçe mutlu oluruz. Dünyayı içimizde ki çocuğun gözünde görmek keşfettiklerimiz karşısında daha harika bir şeydir.
Toplum olarak bilimsel ve teknolojik alana fazla merakımız olmasa da, magazin dünyasına karşı daha meraklıyız.Komşusunun kızını istemeye gelenlerin kim olduğunu pencere aralığından dikizleyerek saatlerce merakımızı gidermeye çalışıp, “Meraklı Melahat” dizisini kaçırmak istemezdik.
Siyasi merakımızın da ondan kalır yanı da yok.
Yeni bir yıla girdik.
Cumhuriyetimizin yüzüncü yılı.
Hem Cumhurbaşkanlığı, hem de parlamento seçimi var.
İktidar partisi ve sayın Cumhurbaşkanımız, 2023'ü, “Türkiye Yüz Yılı” ilan etti. Muhalefet Partisinin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “İkinci Yüzyıl Çağımız” diyor.
Nerdeyse iki seneyi buldu. Halkımızın büyük çoğunluğu, enflasyonu, hayat pahalılığını, zamları, işsizliği, geçim derdini unutup Cumhurbaşkanlığına kimin seçilip seçilemeyeceğinin merakını taşıyor. Televizyon proğramcıları konuşmacılarla her gün aynı şeyi pişirip pişirip önümüze koyuyorlar.
Bana göre televizyon proğramcıları halkı bu yönde yönlendirmeseler, halkımızda siyasi partileri ve seçilecek Cumhurbaşkanı adayını düşüneceklerine, demokrasinin nasıl işlediği merakını taşısalardı, bu yaşadıkları ekonomik sıkıntıya girmeyip, bizler de bel ki bilim ve teknolojiyi merak eden bir toplum olurduk.


