Halit KATKAT


Öğrenme, itaat ve özgürlük

Halit Katkat


Tarihte ilk insan doğal çevresini gözlemleyerek öğrenmeye başlamıştır. Bu tür öğrenme bu gün de doğal çevrede yaşayanlar için mevcut eğitim sisteminden bağımsız olarak kullanılan bir yöntem olarak varlığını sürdürmektedir. Buna bireysel özgür öğrenme yöntemi denebilir. Ama tarihte ilk olarak tarımsal üretime geçişle birlikte mülkiyetin ortaya çıkışı ve mülkiyetin miras yoluyla devredilmesinin aracı olan ailenin ortaya çıkışı ve yine bu mülkiyetin korunmasının aracı olarak devlet kurumunun ortaya çıkışı bireyin özgürlüğünü yitirmesine; dolayısıyla bir otorite altına girmesine neden olmuştur. Bu otorite altına giriş ya da bir otoriteye boyun eğme giderek topluma egemen olmaya başlamıştır. Daha önce bilgi, beceri, tecrübe ve cesarete dayalı seçilen şefin yerini güce ve baskıya dayalı bir otorite olan kral, kraliçe ya da başkan almıştır. Bu noktada K. Marks şöyle diyor: 'İlkel toplumdaki şefin saygınlığı bu günkü krallardan bin kat daha fazlaydı.'

Bu tarihten yani ilk köleci devletin ortaya çıkışından itibaren iktidarlar insanların sorgulamasından ve öğrenmesinden korkarlar. Bunun için kölelere okuma yazma öğretmek suç hatta ölümcül bir suçtu. Ona öğreten de cezalandırılırdı. Tarihte otoriteye başkaldıran ya da başkaldırma potansiyeli taşıyan insanların ağır cezalara çarptırıldıkları, işkence gördükleri, sürgüne gönderildiklerine tanık oluruz.
İktidarlar öğrenmesi ve sorgulamasından korktukları için gerçekleri çarpıtmaya, gerçeğe giden yolu kapatmaya çalışırlar.
Peki okullar neyi öğretir? Okullar ilk olarak iktidarların birinci derece ihtiyacı olan otoriteye boyun eğmeyi, sonra da iktidardaki sınıfların ihtiyacı olan bilgileri. Dolayısıyla öğretmenini dinleyen ve verdiği dersi ezberleyen itaatkar öğrencilere ihtiyaç vardır. Öğretmen bilgi pompalayacak, öğrenci de bu bilgileri alıp sınavlarda daha sonra da üretim alanlarında kullanacaktır. Bu eğitim sistemi özgür, gerçekleri ve bilimselliği temel alan, manipulatif olmayan, öğrencinin ufkunu genişleten bir öğretim sistemi değildir. Bu şekilde yetişen bireyler gerçeği görse bile görmemeyi, bilmiyormuş gibi yapmayı tercih eder. Çünkü gerçekleri görmek ortaya çıkarmak tehlikelidir. Ama bilmiyormuş gibi yaparsanız size dokunmazlar. Bu bencil bir bakış açısıdır; gerçeği dile getirmeye özgürlük için kendini tehlikeye atmaya gerek yoktur. Mevcut eğitim böylece toplumun büyük çoğunluğunu itaatkar bireyler haline getirir. Eğitim sisteminin öğrenciye daha ana okulundan başlayarak ilk öğrettiği şey; öğretmene, otoriteye, devlete ve büyüklere itaat etmesidir.
Din insana otoriteye itaat etmesini öğretir. İslamiyette buna 'ulul emre itaat' denir. Devlet ise insana itaat etmesini yalnızca öğretmez, bireyi itaat etmeye mecbur kılar. Okul, fabrika, hastane, kışla ve aile insanı itaat etmeye yöneltir. Çoğu toplumsal sistemlerde itaat büyük erdem itaatsizlik büyük suç olarak nitelendirilmiştir. Camide, kilisede, kışlada, işyerinde ailede her yerde itaat birinci şarttır. Asırlar boyu krallar, padişahlar, derebeyleri, toprak ağaları, sanayi patronları ve anne babalar itaat etmenin bir erdem, itaatsizliğin ise ahlaksızlık olduğunda ısrar etmişlerdir. Hatta çalışanların haklarını koruması gereken sendikalarda bu eğilime uygun olarak davranmakta ve üyelerin düşüncelerine göre program ve TİS oluşturmak yerine onlardan yönetime itaat istemektedirler. Gerçekte ise itaatin erdem olduğu doğru değildir.
Bunun alternatifi bireyin özgürlüğünü esas alan sömürüsüz bir toplum seçeneğidir.