Cuma akşamı pandemi dolayısıyla saat 22.00´de başlayan iki günlük sokağa çıkma yasağı öncesinde yurttaşların caddelerde kalabalıklar oluşturması ve pandemi kurallarına uymaması çeşitli yayın organlarında ve sosyal medyada kınamalara neden olmuştu. Konuyla ilgili bilim insanlarının pandemi kurallarına uymayan vatandaşların bu hareketlerinin vaka sayısının artmasına, bir aydan fazla süredir alınan önlemlerin boşa çıkaracağını dillendirdiler. Tepkilerin yükselmesi üzerine İç İşleri Bakanı istifasını verdi. İstifa mektubunda bütün sorumluluğun kendisinde olduğunu belirtmesi inandırıcı bulunmadı. Çünkü Cuma günü sokağa çıkma yasağını ilan ederken 'talimatı Cumhurbaşkanımız verdi' demişti.
Yurttaşlar suçlanmadan önce bir empati yapılmalıydı. Evet ortada bir salgın ve buna bağlı olarak hastalanma ya da ölüm korkusu var. Ancak diğer tarafta çocuğunun mamasını almak isteyen, iki günlük yiyecek içecek ihtiyacını karşılamak isteyen insanlar var. Şimdi bu insanlara hiç bir hükumet iki gün aç kalın demez, diyemez. Olay tamamen plansız, programsız, kendinden başkasının görüşünü hiçe sayan, ben yaptım oldu anlayışının bir uygulamasıdır. Toplum iradesi yerine bir kişinin iradesinin geçirilmesinin sonucudur.
Bu pandemi eğer tüm toplumu tehdit ediyorsa ki 'hepimiz aynı gemideyiz' diyorsunuz. O zaman toplumun tüm temsilcilerinin ortak görüşü alınmalı ve hepsi, tüm bu işe katkı sunmak isteyenler seferber edilmeliydi. Bir defa bilim kurulu oluşturulurken bir kişinin seçimi ile değil bu işin içinde olan kitle örgütleri ve üniversitelerin ortak görüşü ile oluşturulmalıydı. Halbuki ta baştan TTB, sağlıkçıların sendikaları ve Eczacılar Odasının bu işin dışında tutulması doğru olmamıştır. Yine sokağa çıkma yasağı ilan edilecekse Bilim Kurulunun önerisi doğrultusunda bu sağlık kuruluşları, yerel yönetim yetkilileri, lojistik destek sağlayacak kitle örgütleriyle birlikte organize yapılabilirdi. Yurttaşlara ihtiyaçlarını sağlayacakları zaman ve yer gösterilebilirdi. Öyle anlaşılıyor ki bu yasaktan ne bilim kurulunun, ne meclisin ne de ilgili sağlık bakanının haberi var. İlgili meslek odaları ve sendikaların işe karıştırılmaması bir yana, iktidar, bu dönemde belediyelerin katkılarını bile reddetmiş ve engellemiştir. Cuma günü çoğu marketin kapalı olduğu bir zamanda yasak ilen edilmiş ve yurttaşlar da az sayıda açık olan bu market ve fırınlara hücum ederek bu kargaşaya yol açmıştır.
Ekonomik krizin varlığı koşullarında, işsizliğin ve yoksulluğun artacağı konuşulurken bir baktık bir hastalık salgını çıktı. Çıkan bu virüs salgını, tüm dünyayı ölümle tehdit ederek, bütün ülkelerin bütçelerinde derin yarıklar açarak, ekonomik krizi dahada derinleştirmektedir. Şimdi ülkemiz de bu iki krizle uğraşırken bir baktık İç işleri Bakanı istifa etmiş(*). Bu gün bakıyoruz herkes hükumet krizini yazıp konuşuyor. İnsan iki önemli kriz nasıl sonuçlara yol açacak diye düşünürken bir de hükumet krizi mi olacak demeden edemiyor.
Bütün bunlar demokrasiden uzaklaşılması ve iradenin tek kişiye verilmesinin sonucudur. Bütün bunlardan sonra merak ediyorum siyasi partiler, sendikalar ve kitle örgütleri kent konseyini hatırlayacaklar mı? Kent konseyleri yetkili meclisler olarak çalışsaydı bu gün pandemi ile mücadele daha başarılı olurdu. En azından başlangıçta bir maske krizi yaşanmaz, esnaf odaları seferber olabilirdi. Muhtarlar seferber edilip maske ve ihtiyaç sahiplerine ihtiyaçları daha kolay ve ayrımsız ulaştırılabilirdi. Bilim insanları odaları ya da üniversite temsilcileri aracılığıyla kent konseyi bilgilendirilebilirdi. Hatta ekipler oluşturup evlere kadar gidilip insanların virüsten korunma yolları hakkında bilgi verilebilirdi. Ama bir şey geçmiş değil umarım kent konseyinin önemi tüm taraflarca anlaşılır ve bundan sonra da toplumun demokratikleşmesi için bir araç olarak kullanılır.
(*)İçişleri Bakanı Süleyman Soylu´nun istifası, Cumhurbaşkanı Recep tayyip Erdoğan tarafından kabul edilmeyerek göreve devam kararı verilmiştir.


