Bakanlığın resmi verilerine göre ülkemizde çalışan işçilerin yüzde 14’ü sendikalı, yüzde 86’sı sendikasızdır. Bu kadar büyük oranda sendikasız işçi varken işçi ücretlerini ya da işçilerin yaşam düzeylerini yukarı çekmek sendikalar ve işçiler açısından çok zordur.
Kapıda asgari ücrete hatta asgari ücretinde altında çalışmaya razı işçiler beklerken işverenlerin ve onları koruyan devletin asgari ücreti ya da toplu sözleşmelerle alınabilecek ücretlerin insanca yaşam düzeyine yükseltmelerini beklemek hayaldir. Onun için işverenler asgari ücreti, bir ailenin temel ihtiyaçlarını baz alarak hesaplanmasından yanadır; her yıl bu ihtiyaçlar üzerinden artışa göre hesaplanması yerine bir işçinin ancak ölmeyeceği kadar bir gıda harcaması üzerinden hesaplanmaktadır. İşverenlerin temel felsefesi şudur “en az masrafla en fazla kår”.
Bu durumda asgari ücretin yüksek tutulmasının da fazlaca bir önemi olmamaktadır. İşsiz bir insan evine ekmek götürmek için işverenin verdiğine razı olmak zorunda kalır. Resmî belgelerde işveren harcamayı asgari ücret üzerinden gösterse bile işçiye daha azını verip kalanını kasasına atabilir. Örgütsüz ve karnı aç olan bir işçi de bunu kabul etmek zorunda kalır.
Ücretlerin düşük olduğu sektörler; sendikal örgütlenmenin de olmadığı ya da zayıf olduğu sektörlerdir. Sendikasız çalışma ve taşeron işçiliğinin yaygın olduğu iş kolları; inşaat sektörü, gemi tamir atölyeleri, tarım işçiliği gibi iş kollarıdır. Buralarda çalışan işçiler birincisi çalıştığı işyerini geçici iş olarak gördüğü için, ikincisi arkasında kendini savunacak sendika olmadığı için, üçüncüsü kolayca işten çıkarılacağı için verilen ücretlere ve mesai dışı fazla çalışmalara razı olmaktadırlar. Bu sektörlerde çalışan işçiler üretim fabrikalarındaki gibi işlerinde devamlılık olmadığı için ustalaşamıyor, deneyim biriktiremiyor. Ayrıca bunların birleşip karşı duracak kitlesellikleri de yoktur.
Yine sendikasız çalışan işçileri rahatsız eden bir konu da iş kazalarıdır. Sendikal örgütlenmeleri olmadığı için tehlikeli yerlerde iş güvenliğinin olmadığı yerlerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Bu da işverenleri önlem almaya zorlayacak bir mekanizma olmadığı için, onların sık sık kaza geçirmelerine yaralanıp ölmelerine yol açmaktadır.
Evet yukarıda sayılan işyerlerinde işçiler dağınık yerlerde çalışmaktadırlar, geçici süre çalışmaktadırlar ve bu yüzden örgütlenmeleri zor olmaktadır. Sadece bu da değil sendikaların örgütlü olduğu işyerlerinde işçi işten atılırken sendika sahip çıkmazken, iş kazalarını önlemek için sendikalar eli kolu bağlı sistemin hukukuna sığınırken sendikasız işçiler bu sendikalara nasıl güveneceklerdir? Sendikaların işçilere sahip çıkmaması da sendikalaşmayı önleyen bir etkendir.
Ama her şeye karşın sendikalaşmak olanaksız değildir. Kapitalizmde işçilerin hukuk yoluyla, sadece burjuvazinin çıkarlarına göre çıkarılmış yasalara dayanarak hak alması zordur. Onun için sendika örgütlemesi ve mücadelesi burjuvaziye karşı sınıf mücadelesidir ve güç gerektirir. Bunun için öncelikle işçi sınıfının gücüne güvenen sendikalara gereksinimi vardır. İşçilerin de güçlü olmak için birleşmekten başka çareleri yoktur. Bu işkollarında ya mevcut sendikalar bu işçileri örgütleyecek ya da işçilerin egemenliğinde işçilere sahip çıkan yeni sınıf sendikaları kurulacaktır. Şunu da eklemeliyim eğer iş kazalarına karşı, bir işçinin işten çıkarılmasına karşı bir sendika topyekûn grev uyguluyor veya bu grev aracını işverene karşı tehdit olarak kullanıyorsa işçilerin böyle bir sendika çatısı altında toplanmama ihtimali yoktur.


