27 Kasım’da Ses Gazetesi 38. yaşına girdi. Gazetenin kurucusu Ayşe Figen Arlı ve değerli eşi Haluk Arlı’yı 6 Şubat 2023 depreminde ne yazık ki kaybettik. Kendilerini özlemle ve rahmetle anıyoruz. Mekânları cennet olsun.
Yazı İşleri Müdürümüz Sadet Berkyürek, gazetenin kuruluş yıldönümü amacıyla emeği geçenlere teşekkür etmek için kaleme aldığı kısa bir bildiriyi bizlerle paylaştı. Bildiride, yayıncı kuruluşa, imtiyaz sahipliğini üstlenenlere, yazı işleri kadrosuna, köşe yazarlarına, abonelere ve okurlara şükranlarını sunarken; kendisinden ve değerli eşi Mehmet Berkyürek’in emeğinde söz etmediği için ben de şahsım ve okurlarımız adına her ikisine de gönülden teşekkür ediyorum.
Altı Şubat depreminden on ay sonra, 14 Aralık 2023’ten bu yana basılı yayına devam eden, binlerce okuruna da PDF formatında ulaşan SES Gazetesi, İskenderun’un hafızası olmayı başarıyla sürdürüyor. Bu başarı hikâyesinin daha uzun yıllar sürmesini temenni ediyorum.
***
Tedbirsizlik hayatımızın her alanında canımızı yakamaya devam ediyor. Hem de artarak…
Almanya’dan Türkiye’ye tatil için gelen Böcek ailesinin zehirlenme sonucu hayatlarını kaybetmeleri, büyük tepkilere yol açtı. Bu olayın hemen ardından ülkemizin farklı kentlerinden de zehirlenme haberleri gelmeye başladı. İnsanın aklına ister istemez birçok soru geliyor: Bunların hepsi tesadüf mü? Yoksa şimdiye dek haber değeri mi taşımıyordu? Haber değeri olması için ille de ölmek mi gerekiyordu diye…
13 Kasım tarihli yazımda da dikkat çektiğim gibi, ülkemizde ucuzlayan tek şeyin insan hayatı olduğu düşüncesi, yaşanan her olayla bir kez daha kanıtlanıyor. İşin uzmanı olmayanların gelişigüzel yaptığı, ciddiyetsiz bir ilaçlama nelere mal oldu…
“Ciğerimiz yandı, Acınızı paylaşıyoruz” gibi ezberlenmiş lafları artık kimse ağzına almamalı. Bizim üzülmemizle, çocuklarını ve torunlarını kaybeden anne ve babanın, kardeşlerin acısı bir olabilir mi?
Bir de “Sorumlular en ağır cezaya çarptırılacaktır” cümlesi var ki her olaydan sonra duyduğumuz ezber lakırdılardan biri haline geldi. Bir zahmet, en ağır cezayı gerçekten verin artık! Ama ne yazık ki çoğu zaman en ağır ceza, en hafif cezayla karışıyor.
Önlem almak diye bir şey var, haberiniz var değil mi?
Cezaların daha sonra işlenecek suçlar üzerinde caydırıcı etkileri olduğu tartışılmaz. Fakat bir aile yok olduktan sonra verilen ceza, en fazla acıyı bir nebze hafifletir, o kadar.
Bu olayın etkisiyle, belki bir süreliğine işi sıkıya alırlar… Ama devamı gelmez; unutulur, unutturulur.
Ama artık böyle olmayacak. Olmamalı…
***
6 Şubat 2023’te deyim yerindeyse 11 ilde kıyamet koptu. Normal bir ülkede böyle bir felaketten sonra deprem yönetmeliğine aykırı tek bir bina yapılması mümkün olur muydu sizce? Bir süre önce İskenderun Ayna Kültür Sanat Derneğine Antakyalı harita mühendisi Kenan Kantarcı’yı davet etmiştik. Antakya’da deprem sonrası gelişmeleri, (Belki de gelişmemeleri) yetkin bir ağızdan öğrenmek istiyorduk.
Kantarcı’nın verdiği bilgiler, işlerin yine “eski tas, eski hamam” şeklinde devam ettiğini gösterir nitelikteydi.
Dinleyen arkadaşlar hatırlayacaktır: Haritadan silinen bir kentte birkaç ciddi firma hariç, inşaatların nasıl yapıldığını hayretle dinledik. Yeni yapılmış binaların kolonlarına dokunduğunda un gibi ufalandığından bahsetti. Tarihin nasıl yok edildiğinden ve kentin ruhunu koruma kaygısı gütmeyen yapılaşmadan. Her vurulan kepçeyle ortaya saçılan mirasın üstünün hunharca kapatıldığından…
Nasıl bir vicdan, nasıl bir hırs, nasıl bir cehalet, böylesi bir hazineye bu hoyratlığı reva görebilir?


