Halit KATKAT


Türk İş başkanı “iş cinayetlerine isyan etmiş”

Halit Katkat


İş kazalarının her gün arttığı ve tedbirsizliğin kasıtlı ihmal boyutuna vardığı; dolayısıyla iş kazalarının iş cinayetleri olarak anıldığı günümüzde ülkemizin en büyük sendikasının en üst yöneticisinden bir açıklama geldi: “Baret, yelek, iş gözlüğü, maske, eldiven, iş ayakkabısı ve emniyet kemerinden oluşan koruyucu malzemelerin toplam fiyatı yaklaşık 300 lira. Bu malzemeler hayat kurtarıyor ama bunları almayan, bunları kullandırtmayan bazı işverenler var. İşverenlerimiz 300 liradan imtina etmemeli” diyor. Diyen kim? 35 sendika ve 925 bin üyesi bulunan Türkiye´nin en eski, en büyük konfederasyonunun Genel Başkanı. Bunu sıradan bir işçi söylese “işçi şartlara isyan ediyor, haklı” deyip geçebiliriz. Bunu bu kadar büyük üretici gücü elinde bulunduran bir konfederasyonun başındaki kişi söylüyorsa o zaman bu düşündürücüdür ve bu güne kadar yaptıklarına bakmak gerek.

Türk İş Genel Başkanı Ergün Atalay konuşmasının devamında, “Türkiye´de her gün ortalama beş çalışanın iş kazaları nedeniyle yaşamını yitirdiğini, kazaların büyük bölümünün sendikal örgütlülüğün olmadığı işyerlerinde gerçekleştiğini” söylüyor. Ama 301 işçinin yaşamını yitirdiği Soma´da Maden-İş yetkili değil miydi? Atalay, Soma için de “Soma Davası´nda verilen karar, kamu vicdanını rahatlatmadı. Madene inen yüzlerce arkadaşımız her gün ailesiyle helalleşerek evinden çıkmaya devam ediyor” diyor. Yani bir savaş hali var.
Sadece 2017 ve 2018 yıllarındaki iş cinayetlerine baktığımızda manzara şudur:
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi´nin (İSİG) verilerine göre 2018´in ilk yedi ayında en az 1.103 işçi iş cinayetlerinde yaşamını kaybetti. 2017´nin ilk 10 ayında 1.683 iş cinayeti yaşanmış, Sakarya Meydan Muharebesi´nde ölenlerin sayısı 3 bin 250, Büyük Taarruz´da ise 2 bin 542 dır. Yani Türkiye´de yapılan üretim için her yıl kaybedilen can, büyük bir meydan savaşında kaybedilen kadardır. Her gün bir muharebeye giriyormuşuz gibi iş kazalarında beş işçi kaybediyoruz. Evet, üretim yapan emek ordusu her gün can kaybediyor; ama bu ordunun başındaki “komutan”, kendi ordusu için güvenlik önlemlerini işçilerin yaşamını kendi çıkarı için hiçe sayan işverenlerden bekliyor. Üretimin her alanında örgütlenmiş bir konfederasyonun yapması gereken sadece basın açıklaması yapmak mıdır? İşverenlerin insafına ve vicdanına seslenmek midir? İşçilerin üretimden gelen bir gücü vardır. Ama bu konfederasyonun bu gücü hiçbir zaman kullanmak niyetinde olmadığı geçmişinde yaptıklarından bellidir. Belki de işverenlerin iş kazalarına karşı bu kadar aymaz davranmalarının nedeni, Türk-İş´in işçinin bu gücünü kullanmayacağını bildikleri içindir.
Elbette sadece Türk-İş te değil, bütün sendikalar için de şu söylenebilir; ne genel kurullarında iş kazalarına karşı yapılması gerekenler gündeme gelmekte, ne de toplu sözleşmelerde işverenleri önlem almaya zorlayıcı maddeler konmaktadır.
Hal bu ise iş güvenliği sağlanmadığı durumlarda iş bırakma uygulansa; can kayıpları ve yaralanmalar için işverenlerin göze alamayacakları tazminatlar sözleşmelere konsa bu günkü can kayıpları yaşanmayacaktır.
Sendikacılar işverenlere karşı işçilerin üretimden gelen gücünü kullanmak yerine yasalara sığınmayı tercih etmektedirler. Peki, işverenler yasaları niye uygulasın? Her işveren kår mantığı ile çalışır. Bir işveren için yasanın uygulamasının maliyeti, uygulamamasının maliyetinden daha yüksekse o zaman bu yasayı uygulamayacaktır. Nitekim Türk-İş Başkanı Atalay´ın dediği gibi Soma davası işverenler için caydırıcı olmamış; yani işverenler 301 işçinin yaşamını kaybettiği ocaklarda herhangi bir yaşamsal önlem almamış.