İşçi ve emekçi kesimler bugüne kadar hep pahalılıktan şikâyet edegeldiler. Elbette bu iktidar döneminden önce de pahalılıktan şikâyetler vardı. Ama daha önce artış oranları ondalık sayılarla ifade edilirken son yirmi yılda yüzdeli sayılarla ifade ediliyor. Pahalılıktan şikâyetçi olanların çoğu işçi ve emekçiler; yani kafa ve kol emeği ile geçinenlerdir.
Ülkede TUİK verilerine göre yaklaşık 28-30 milyon çalışan ve emekli, yoksulluk sınırı olan 97 bin liranın altında maaş alıyor. Yine TUİK verilerine göre 16 milyon kişi bu soğuklarda evini ısıtamıyor. Türkiye nüfusunun % 56’sının, yaklaşık 50 milyon kişinin, aylık geliri açlık sınırı olan 30 bin liranın altında. Buna karşın son 2026 da asgari ücretli ve emekliler verilen zamlar ise açlık sınırının da altında.
Elbette bunlar basın organlarında yayınlanıyor ve çalışanlar da durumun farkında… Çalışanlar ve emekliler bu durumu dile getirmek için meydanlarda haykırıyor. Geçen yıllarda aynı eylemler yapılmıştı. Ama iktidarlar açlık sınırının altında geçinmeye çalışanların sesini duymamıştı.
Bunun nedeni, milli gelirin paylaşımında alt gelir gruplarıyla üst gelir gruplarının hesaplarının farklı olmasıdır.
Alt gelir grupları insanca yaşayacak bir maaş almak isterken üstteki sermaye sahipleri ise sermayelerini büyütmek istiyor. Burada uzlaşmaz bir çelişki var. Bu çelişkiyi çözmesi gereken devlet aygıtı üst gelir gruplarının egemenliğinde… Bu bakımdan bu çelişkiyi çözmek mümkün değil. Bu bakımdan iktidar bütçe gelirlerini onların kazanacağı şekilde ayarlıyor. Felsefe şu; alt gelir gruplarına dağıtmak sermayeyi çarçur etmektir. Onlara vermektense sermaye gruplarına ayırayım,
Onlar yatırım yapsınlar.
Geçen hafta ki yazımda “Asgari ücretin, işçi ücretlerinin ve emekli maaşlarının bilinçli biçimde düşük tutulması; sadece ekonomik bir denge arayışı değil, emekçi sınıfları sürekli çalışmaya, borçlanmaya ve itaat etmeye zorlayan yeni bir kölelik düzeninin inşasıdır. Bu düzen, ulusal tercihlerle olduğu kadar emperyalist kapitalist sistemin çevre ülkelere biçtiği rolle de doğrudan bağlantılıdır.” Yazmıştım.
İşçi, emekçi ve emeklilerin meydanlardaki kitlesel açıklamaları, vicdanlara seslenmeleri boşunadır.
Bu büyük kitlenin daha büyük kitlesel örgütlenmelere ve üretimden gelen gücünü kullanabilmelerine ihtiyacı var.


