Doğum ve ölüm.
İnsan yaşamı ikisinin arasında gider gelir.
Ölüme yapacak bir şey yoktur. O; çocuk, genç, yaşlı demez, aldı mı alır götürür, bitirir, yapacak bir şeyin kalmaz.
Ya yaşam?
İşte oradadır insan çabası, gayreti, mücadelesi...
Zaman denen olgu içerisinde çırpınıp durur.
Her yıl yeni bir yaş alırken, çocukluğunun bittiğine, gençliğini kaybettiğine, yaşlılığın hüznüne hayıflanır durur. Ne var ki yaş almak bir kayıp değil aynı zamanda yeni bir fırsattır. Güç aşamalarının kapılarını aralayan bir süreçtir.
Yılların geçişi, biriken deneyimlerin, derinleşen ilişkilerin ve yeniden doğan umutların yolculuğudur, hayatın getirdiği zorluklarla başa çıkma becerisinin artmasıdır, yaşama tutunma gayretidir.
Özellikle emeklilik dönemi yeni hedefler belirlemek için bir fırsattır her şeye rağmen.
Yeni beceriler edinmek, farklı kültürleri tanımak, yeni hobiler edinmek, yeni yerler görmek insanların yaşamını zenginleştirir. Hayatlarına anlam katarken, aynı zamanda zihinsel ve fiziksel sağlığını olumlu yönde etikler.
Yaşam umuttur, mücadeledir...
Nazım Hikmet dizelerinde,
“Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.”
demiş.
Yaş almak ihtiyarlamak değil, kimse fazla yaşadığından ihtiyarlamış sayılmaz.
İhtiyarlamak, ideallerin gömülmesi, hedeflerin olmamasıdır.


