-Kentin cadde ve sokaklarının ve havasının temiz tutulması, maden şirketlerine ve taş ocaklarına izin verilmemesi,
-Depreme dayanıklı evler,
-Asgari ücretlilerin ödeyebileceği kadar kira,
- Çeşmelerinden içilebilir temiz suyun akması ve bir ailenin ihtiyacı kadar suyun bedelsiz verilmesi,
-Kent içi hızlı ve ucuz ulaşım;
-Kesintisiz ve ucuz elektrik.
Bu talepler işçi ve emekçi halkın genel talepleri. Bu taleplerin bir kısmı seçimlerde halka vaat edilmiş de olabilir.
Depreme dayanıklı evlerin yapılamadığı son deprem felaketinde görüldü. Hatta depremin üzerinden iki yıl on ay geçti; hala depremzedelerin bir kısmı konteynerlerde kalıyor. Çeşmelerde içilecek su akmıyor. Ara sıra da kesiliyor. Kiralara yerel yönetimler karışmıyor. Elektrikleri sık sık kesiliyor. Sayın Cumhur Başkanımız “Hatay bize oy vermediği için depremde garip kaldı” demişti. Ama kaç dönemdir İskenderun’da kendi partisi seçiliyor. İskenderun Belediye Başkanı İskenderun’un içindeki Maydanoz Parkı ranta açıyor ve gerekçe olarak “işçilere ödeyecek paramız yok” diyebiliyor. Burada kamuya ait olan alanların beş yıllığına seçilmiş meclisin ranta açma yetkisi de tartışılmalıdır. Hakça olan meclisin aldığı kararların kendi seçildiği süre ile sınırlı olmasıdır. Toprak ve yeşil alanlarda gelecek nesillerin de hakkı vardır.
Sonuç olarak yukarıda konu edinilen sorunların halktan yana çözülebilmesi için “iyi, dürüst, doğru, çalışkan, bilgili, eğitimli vb.” olan bir insana değil, bu sorunları halkla birlikte ve halk için çözecek bir sisteme ihtiyaç var. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi beş yılda bir sandıkta seçilecek meclisler değil, halkın yönetip denetleyebildiği kent meclisi ve kent konseyleri organlara ihtiyaç var.


