Nurullah ER


Zelzele

Nurullah ER


Bu toprakların dili eskidir, geçmişte depreme zelzele denirdi.

Oluş sebebi bazı kesim tarafından yer altındaki sarı öküzünün boynuzuna bağlanırdı.

Antik Çağda ortaya çıkan bu düşünceler mitolojik olarak efsaneleşmiş günümüze kadar gelmiştir.

Zelzele günümüzde deprem olarak adlandırılır, Anadolu coğrafyası bir deprem kuşağı olarak bilinir.

Cumhuriyet Türkiye’sinde büyüklü küçüklü birçok depremler olmuştur.

Ben büyük depremlerden Erzincan depremini babamdan duymuştum, Varto depremi olduğunda ortaokuldaydım, Gediz Depreminde ise lisede.

1999 Yılında yaşanan Düzce Depreminde çalışıyordum.

2023 on bir ili kapsayan depremi ise bir fiil yaşadım.

Anadolu insanı depremle doğan, depremle ölen bir nesildir.

Ülkemizde yaşanan böylesi büyük depremlerin mağduriyetini, acısını halkımız yaşamış, devlet olarak ekonomik kaybı devletin hanesine yazılsa da bedelini yine halkımız ödemiştir.

Deprem büyük bir doğal afettir.

Aileni, çocuğunu, yakınını, komşunu kaybediyorsun, yerini yurdunu yok biliyorsun. Bir yerde öksüz kalıyorsun, yetim oluyorsun. Bedenen yoruluyor, ruhen çöküyorsun. Maddi değerlerin yok oluyor, manevi değerler bitiyor.

2023 yılında yaşanan ve Hatay’da büyük yıkıma sebebiyet veren depremin üçüncü yılındaydık.

Üç yıldır depremin acısını, mağduriyeti yazıldı, çizildi, anlatıldı.

Yıl dönümünde acılar tazelendi, yakınlar yine anıldı.

Mutlaka mağduriyetleri giderici işlerde yapıldı.

Ama, hala beton molozları içinde yakınlar aranıyorsa…

Hala konteynerlerde yazın sıcağı, kışın soğuğu solunuyorsa…

Bir şeyler hala eksik demektir.Zaman zaman düşünmüyor değilim.

Keşke dünya sarı öküzün boynunda kalsa da doların yeşiline bürünmeseydi.

Bari ihaneti, yalanı, üçkâğıtçılığı, yolsuzluğu, hırsızlığı olmazdı.

Ölenler kader bilinirdi, depreme alın yazısı denirdi.

Günümüzdeki gibi kadere marifet yüklenmez, ince işler planlandırılmazdı.

Şimdi Kolon kesmeyi de biliyor, imar affını da…

Elinde metre; ölçüyor, biçiyor, kantar önünde; demiri, çimentoyu tartıyor.

Mührü basıyor, imzayı atıyor.

Tüm mesaisini gece karanlığında yapıyor, demirden çalmayı, çimentodan artırmayı ilahi tasarruf biliyor.

İnanç tedbiri dışlamaz aksine onu emreder. Eğer hatayı kadere bağlarsak, kul hakkını kime havale edeceğiz?

Göğeme, yoksa sessizliğe mi?

Bilinmeli ki zelzele doğaldır, felaket ihmaldir. Ve ihmali kadere bağlamak yıkıntı üstüne yıkıntı koymaktır.