Nurullah ER

Tarih: 04.02.2026 07:21

30 Ocak

Facebook Twitter Linked-in

30 Ocak, takvim yapraklarında sıradan bir gün bilinse de karakış günleri olarak anımsansa da tarihte yeri olan önemli bir gündür.

Yıl 1943, aylardan 30 Ocak. İkinci Dünya Savaşının yaşandığı en sıcak günler.

İngiliz Başbakan’ı Churcill Adana’ya gelerek dönemin Cumhurbaşkanı İnönü ile görüşür.

Görüştükleri yer ne bir saray ne de köşk.

Tarsus Yenice İstasyonunda bir tren vagonu. Toros dağlarının tepesi beyaz kar yüklü olsa da Çukurova ikliminin içleri ısıtan bir havası vardı.

Savaşın seyri masaya yatırılmıştı.

Savaşta Nazi Almanya’sı yenilmeye başlamıştı. Müttefik Devletleri Türkiye’yi yanlarına alarak savaşın seyrini değiştirmek istiyorlardı. Churcill’in ziyareti bu münasebetleydi. İngiltere Başbakanı Churcill’in ne kadar kurt politikacı, güçlü bir devlet adamı olduğu bilinmekteydi. Türkiye’nin savaşa girerek Balkanlar’da yeni cephe açılacağını ve savaşın sürecinin kısalacağını düşünüyordu. Görüşme güvenlik nedeniyle gizli tutulmuştu. Görüşmede, İnönü’nün yanı sıra, Başbakan Saraçoğlu, Dışişleri Bakanı Menemencioğlu ve üst düzey generaller vardı. Churcill ise asker danışmanlarıyla katılmıştı.

İki gün sürmüştü görüşme. Churcill, Türkiye’nin savaşa girmesini istiyordu. İnönü ise denge politikası izliyordu. Dün savaştığı güçlerle birlikte olmak ne kadar yakışık alır ne kadar güvenilirdi. Ayrıca halk savaştan yeni çıkmış, yokluk, kıtlık yaşıyor, hastalıklar göz açtırmıyordu. Ordu donanımlıda değildi. Sovyetler Birliği ile karşı karşıya da gelmek istemiyordu. Nihayetinde komşuydu.

Görüşmede Churcill her ne kadar İnönü’ye maddi ve manevi yardım, askeri destek vaadinde bulunsa da İnönü’yü ikna edememişti. İnönü dinlemiş ama duymamıştı. Tarihçiler bu görüşmeyi “sağırlar diyaloğu” olarak adlandırırlar. Bu İnönü’yü küçümseme değil, ayrıca Türkiye’nin 20.yy’da en başarılı diplomatik manevralarından biri olarak tarihe geçer. İnönü son derece temkinli ve diplomatik bir çizgi izleyerek ülkeyi savaştan uzak tutmuş, büyük bir yıkımı önlemişti. 

İki lider aynı masada olsalar da aynı yüz yılda değillerdi. Biri kazanacak savaşı düşünürken, İnönü kaybedecek ülkeyi. Ne de olsa Mustafa Kemal’in silah arkadaşıydı. “Savaş zorunlu olmadıkça bir cinayettir.” sözünü o an hatırlamıştı. 

Görüşmeler biter, el sıkışmalar ve gülümsemeler... Ne var ki savaşa değil fotoğrafa yakışır. 

İleriki yıllarda muhalefet tarafından ülkenin yaşadığı yokluk, kıtlık ve ekmeğin karneye bağlanması, savaşlı günler... seçim meydanlarında siyasetin konusu olur. İnönü ise bu suçlamaya, “Sizi ekmeksiz bıraktım ama babasız bırakmadım.” Diye cevap verse de halkta karşılığını bulamaz ve seçimleri kaybeder. 

İnönü’nün yaptığı siyaset adamlığı değil, devlet adamlığıydı. Hangi doğrunun ne zaman söyleyeceğini ne zaman yapacağını bilmişti. Kendini tarihe değil, ülkesine sorumlu hissetmiş, seçimi kaybetse de ülkeyi kaybetmemiştir.

Aradan 83 yıl geçti, yine karakış günleri, hava sisili, hava puslu, yollar kar kapalı...

Kıtlık olmasa da yoksulluk diz boyu. Ekmek karneyle verilmiyor ama askıda ekmek almak için sıraya giriliyor, Pazar yerinde akşamları çürükleri toplanıyor, günü geçmiş gıdalar marketlerde kapış kapışa gidiyor.

Emperyalizmin bölgemizdeki savaş çığırtkanlığı kulakları tırmalıyor.

Belli ki bu çığırtkanlık barıştan daha kolay, ama insanlıktan ucuzdur.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —