Son günlerde gelişen ya da gelişemeyen siyasi olayların işçi ve emekçi sınıfların çıkarlarıyla, talepleriyle zerre kadar ilgisi yoktur.
MHP Genel bahçelinin AKP Genel başkanıyla, seçimler esnasında, birbirlerine Abdullah Öcalan’ın asılmasına atıfta bulunarak ve ırkçı şimdi Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması aşamasına gelmesi şaşırtıcı değil mi? Bahçeli’ye durup dururken bu kadar keskin dönemeci aldıran ne oldu?
Daha önceki ‘barış’ masasını devirdi diye T. Erdoğan’ı eleştiren Kürt burjuva partileri şimdi ne oldu da yeniden aynı masaya geri döndüler. Onları masaya döndüren irade neydi?
CHP’ye baktığımızda şu soru akla geliyor: AKP iktidarından önceki yıllarda Kürt burjuva partileriyle ittifak yaptı. 2002 yılındaki seçimlerden önce Bülent Ecevit’in başında olduğu DSP ile MHP iktidar ortağı idi. Hatta seçimi iki partide kaybedince Ecevit seçim kararı aldıran MHP’ye bozularak “baltayı ayağımıza vurduk” deyimini kullanmıştı.
Şimdilerde ise seçilmiş belediye başkanlarını içeri atıp, CHP’ye elinde yargı sopasını sallayan iktidar partisine karşı sokaklarda adalet ararken birden İmralı komisyonuna üye verip görüşmelere katıldı. Sonra İmralı’ya gitmem dedi.
İktidar partisi AKP daha önceki barış masasını yıkmışken, Kürt siyasilerini terörist ilan edip hapse atmışken ve seçilmiş belediye başkanlarını görevden alıp yerlerine kayyım atarken şimdi ne oldu da Abdullah Öcalan’la görüşme komisyonu kurdurdu. Eğer Abdullah Öcalan’ı hapisten çıkarmak istiyorsa o yetkisi var. Çakıcıyı hapis cezası dolmadan nasıl çıkardıysa, Rahip Bronson’u ABD Başkanı Trump’ın bir telefonuyla hapisten çıkardıysa Öcalan’ı da aynı şekilde çıkarabilirlerdi. Sonra istedikleri zaman Meclisten istedikleri yasayı çıkarabiliyorlar. Muhalefetin verdiği bütün teklifleri geri çevirebiliyorlar. İstemediklerinde Anayasa Mahkemesi ve AHİM kararlarını dinlemiyorlar, “yok hükmündedir” diyorlar.
İktidarın seçilmiş 20 belediye başkanını somut delil topladan gözaltına alması ve yerlerine kayyum ataması halk iradesinin çiğnenmesi iken kayyumlara karşı halk kendi iradesini geri alamadıysa bu o partilerin yeterli mücadeleyi veremediklerindendir. Bu yüzden yüzlerce işçi işten çıkarıldı. Ama kayyumlar hiç engellenmedi; üstelik tıkır tıkır çalıştı. Bu partiler tarafından işçi sınıfı yok sayıldı. Eğer işçi sınıfıyla bağları olsaydı işçiler ve emekçiler yasadışı olan bu kayyımları çalıştırmazlardı.
Bugün barış ve demokrasi komisyonunun Kürt üyeleri “Öcalan bizim irademizdir” diyerek ve barış getireceği iddiasıyla bu komisyona çok güveniyorlar. Ama sizin ve bütün partilerin iddia ettiği gibi ‘seçim halk iradesini’ gösteriyorsa Öcalan hangi seçime girdi de Kürt Halkının iradesini gösteriyor? Ya da siz seçilmiş Kürt milletvekilleri olarak Kürt Halkının iradesini temsil edemiyor musunuz?
Bütün bunlar düşünüldüğünde mantıklı her insan, bu politika değişikliğinin ABD ve İsrail’in moda deyimle Orta doğuyu yeniden dizayn etme planı ve tek adam iktidarının devamı nedeniyle olduğunu görür.
İçerisinde tek bir işçi ve emekçi temsilcisi olmayan bu politikaların ve partilerin Türk ve Kürt işçi ve emekçilerine zerre kadar yararı yoktur.
İddia edilen “barış” ta toplumda işçi-patron arasında vb. uzlaşmaz çelişkiler varken olamaz.
Bütün bu gelişmeler göz önüne alındığında, bu olaylar durup dururken gökten vahiy inmediğine göre, siyasilerin kararlarını değiştirecek bir gücün varlığı akla geliyor.