Ölümü öldürmek isteyenler arasında şairler başı çekerler, diye düşünürdüm. Yaşama şiirle tutunan arkadaşlarımdan biliyorum bunu. Belki de bu nedenle onlar, yalnızlığa apaçık direnirler. “Şair yalnızlığı”, “şair küskünlüğü” lafı da bu durumlarından dillere pelesenk olabilir.
Halk ozanım Ali Çuhadar, böyle şairlerden değildi. Evinden konuk eksik olmazdı. Yedirip içirmeyi sever, lafın kaymağını çıkartırken köpüklü kahveyi dil üstünde tadını alarak içmekten mutluluk duyardı. Konuşmayı şehvetle sevdiği kadar çalışmaktan da yüksünmez, tarım ve hayvancılığın da hasını yapardı. Nadiren işsiz ve yalnız kalır, işte o zaman duyguları şaha kalkar ve onları imgeleştirir ve dizelere dökerdi. Bu vazgeçmediği şiir serüveni doksanlı yaşlarına kadar teklemeden sürdü. Ta ki, altmış beş yılını paylaştığı, birlikte yaşamaktan zevk ve onur duyduğu sevdasını eliyle toprağa verene kadar...
Onunla sık sık bir araya geliyor, görüşemediğimiz zamanlarda telefona sarılıyorduk. Aradan geçen zamanın farkına varmadan yazdıklarımız ve yaptıklarımız üzerine lafı koyultuyor, taşırdığımız yerlerde telkinlerde bulunuyor, evdekilerden uyarı gelince de küçük harfle konuşarak telefonu kulağımızdan uzaklaştırmamaya çalışıyorduk. Aramızda otuz yaş farkı olmasına karşın bağımızı güçlü kılan memleket ve insan sevgimizin güçlü olmasıydı. Belki de bu nedenle görüşmelerimizde laf döner dolaşır ülke ve dünya sorunlarına gelirdi. Güncel olaylarla, yakın çevremizdeki birbirinden farklı yaşantılarla da duygu ve görüşlerimizi süslerdik. Onun gibi birkaç yaşlımla sohbetimiz uzadığında eşimin, “Sen en iyisi mi bir bakımevi kur, sohbetinize orada devam edersiniz.” demesine şimdi hak vermiyor değilim...
Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan şimdi kendimi, bu üretken ve konuşkan ozanımın mezarı başında buldum. Mezarına yeni dikilmiş mersin yapraklarına dokunup kokusunu içime çektiğimde binlerce yıl öncesine ışınlandım sanki. Doğu Akdeniz’in havası ve suyuyla beslenen bu topraklarda yaşayan erguvani elbiseli Fenikeliler arasına dolaşan Adonis efsanesini dinledim sehavil boyunca. Keldağ’la Amanoslar arasında salıncak kurup Humbaba’nın güçlü elleriyle sallandım. Derin bir uykuya dalacaktım ki mersin çalısından tuttuğum mezardan ozanım Ali Çuhadar’ın işittirmesiyle kendime geldim. Onun bana vasiyeti vardı, benim de sözümden vazgeçmem olanaksızdı.
Üzerinde “Kaşdağları’ndan Amanoslar’a” yazan tuğla kalınlığındaki kitabı havaya kaldırarak var gücümle sesime yüklendim.
“Topraklarımızın büyük yazarı Yaşar Kemal, ‘O güzel insanlar, atlarına binip gittiler.’ diyor. İkinci Yeni’nin bıçkın delikanlısı Cemal Süreya da ‘Her ölüm erken ölüm’ dizesiyle isyan ediyor. Bu söz beni derinden etkiler. Şimdi toprağa kavuşturduğumuz ozanımız gibi doksan beş yaşında olsak da ölümü kabul etmeyiz. Hayatın devridaimini bilmesek, doğanın yasalarını öğrenmemiş olsak, bu isyanımızla kendimizi eritirdik. Belki de bunu derinden hissettiği için fakültedaşım büyük ozan Enver Gökçe, Saffet Hocasını kaybettiğinde ‘Ölüm adın kalleş olsun’ demiştir.
Ozanım Ali Çuhadar, altmış beş yıllık sevdasını, hayat arkadaşı Ayşe ablamızı kaybedince gözlerinin ferini, yüreğinin direğini yitirdi. Aklını yitirmediğine şükreder hale geldi. O günden sonra her buluşmamızda, telefonlaşmamızda, ‘Sizlerde olmasanız, hemen bu alemden göçmek istiyorum.’ diyordu. İlk kez bir şairin ölmeyi öldürmek yerine toprağa kavuşmak istediğini görmenin acısını duydum.
Şimdi size, kendisinin Ayşe’sine kavuştuğu gün mezarı başında okumamı istediği ‘Helallık Almaya Geldim’ şiirini sizinle paylaşmak istiyorum.
Kara gözlüm ben gidiyorum ağlama
Son kez olsun helallaşmaya geldim
Merhem olup el sürmedin yarama
Merhemnin sana kalsın demeye geldim
Kimse bilmez bu gurbetin halini
Deremedim gonca gonca gülünü
Gönül arz ediyor hemen ölümü
Ayrılmadan son kez görmeye geldim
Uzat ellerini kınalı kuşum
Ne kadar belalı imiş bu benim başım
Belki de son olacak seni görüşüm
Yolculuk haberimi vermeye geldim
Günlerim yıl oldu ben düşeli peşine
Ağardı saçlarım hep düşüne düşüne
Gurbet elde neler gelir bilmem ki başıma
Karlı başımı döşüne sürmeye geldim
Gurbet elden dönülür mü belli olmaz
Gidenlerin çoğu hiç geri gelmez
Dönenlerin çoğu yari yerinde bulamaz
Çuhadar der sağlıkta kimse kıymet bilmez
Yarim helallığın almaya geldim
İki yıl aradan sonra yarine kavuşan ozanımız ışıklar içinde yatsın.” dememle birlikte mersinin yemyeşil yapraklarından yükselen yaşam kokusu yüreklerimizi sardı.