Ülkede ekonomik, demokratik ve siyasi istikrarın olmadığı tek adam sistemini destekleyen siyasi bloka karşı altı partinin bir araya gelerek tek adam rejimini devirme amaçlı kurduğu millete ittifakı kurulmuşken, onların dışında “Türkiye halkı iki kutuplu burjuva ittifak seçeneğine mecbur değil” diyerek yeni bir sol ittifak kurulduğunu geçen haftaki yazımda değerlendirmiştim. Burada halkın aklına gelen hangi ittifakı iktidara getirelim sorusundan çok “tek adamı gönderelim, ama yerine getireceğimiz iktidar bizim sorunlarımızı çözebilecek mi? İşsizliğe nasıl çözüm bulunacak, ekonominin dışa bağımlılığı nasıl azaltılacak, çalışanların ve emeklilerin gelirleri insanca yaşam düzeyine nasıl getirilecek, tarım ürünleri ülkenin ihtiyacını karşılayacak düzeyde nasıl üretilecek, ülkeden kaçan beyin göçü nasıl durdurulacak, göçmen sorununa nasıl çözüm bulunacak, parasız sağlık ve parasız eğitim toplumun ihtiyacına göre nasıl düzenlenecek? Bu ve benzeri sorulara halkı ikna edici net yanıtları henüz hiçbir ittifakta göremiyoruz.
Millet ittifakındaki bileşenlerden 2017’ye kadar, yaklaşık 200 bin işçinin grevini yasaklamış, özelleştirmeleri bütün gücüyle desteklemiş AKP’li hükümetin bakanı, bugünün DEVA lideri Babacan mı yukarıda sıralanan sorulara yanıt bulacak? 7 Haziran - 1 Kasım seçimleri arasında yaşanan kaos ortamında “bombalar patladıkça bizim oylarımız artıyor” diyen dönemin AKP’li başbakanı, bugünün Gelecek Partisi lideri Davutoğlu mu sorunlara çare olacak? Ya da İYİ Parti, Saadet, DP ve CHP’nin ortaya koyduğu bir burjuva program mı sorunları çözecek?
Bu burjuva tarzdaki ittifaklar daha önce çok defa denenmiş deneylerdir. En yakın örnek Yunanistan’da sağ hükümete karşı kurulan Siriza ittifakı örneğidir. Siriza örneğinde on parti bir araya gelerek hükümeti kuracak oyu aldılar. Halka bizim partilerden duyduğumuzun ötesinde vaatlerde bulundular. Örneğin çalışanların maaşlarını refah düzeyine yükseltme, tarıma yatırım yapma vb. daha önemlisi bunları yaparken kaynak olarak AB ‘ye olan borçları erteleme hedefleri vardı. Ama iktidara geldikten sonra bir ay geçmeden AB ve özellikle Merkel’le görüşmeden sonra bu vaatlerinden vaz geçtiler. Emperyalist sistemi göz ardı ederek ve emperyalist sistem içerisinde halkın sorunlarını çözme vaadinde bulunmak halkı kandırmaktan başka bir şey değildir.
Ezilen halkın sorunlarını kapitalist sistem içinde çözmek mümkün değildir. Sorunları çözümsüz hale getirmiş burjuva sisteme karşı konulacak güç, işçi sınıfının ve onun doğal müttefiki emekçilerin örgütlü gücü olmalıdır. Burjuva iktidarlara karşı yapılacak ittifak sanayi işçileri, tarım emekçileri, büro, sağlık, eğitim emekçilerinin fiili ittifakı olabilir. Bu da ancak sendikaların bürokratik yönetimlerden arındırılarak işçi ve emekçilerin iradesine geçtiği zaman olacaktır.