Büyük depremin üzerinden neredeyse bir buçuk ay geçti ama depremzedelerin barınma, beslenme, temizlik, tuvalet sorunları hala çözümlenmiş değil. Bir tarafta insanlar hala çadır bulamazken depremzedelerin ihtiyaçlarını karşılamakla görevli Kızılay’ın çadır sattığını öğreniyoruz. Bunun yanında depremin ilk günlerinde yükselen “Arama kurtarma çalışması yeterli değil”, “Yardım yok”, “AFAD nerede, Kızılay nerede”… çığlıkları bugün, yardımların zamanında ve yeterli olarak ulaştırılmaması, hijyen, tuvalet, su, çadır, konteyner, salgın hastalık tehdidi, enkazların rastgele tarım alanları ve yerleşim alanlarına yakın yerlere dökülmemesi taleplerine dönüştü.
Büyük depremin üstünden geçen beş hafta açıkça gösterdi ki AFAD, Kızılay gibi afetlerde halkın yardımına koşmak için kurulmuş kurumlar, iktidarın arka bahçesine dönüştürülmüş olmaları nedeniyle, bırakalım depremzedeye yapılacak yadımın dağıtım ve organizasyonunu AFAD, sivil kuruluşlar ve gönüllüler üstünden yapılan dayanışma ve yardımlaşmayı bile engellemeye çalıştılar.
Ama Türkiye’nin halkları, depremin ilk gününden itibaren, gönüllüleriyle, sivil kurumlarıyla, yanlarında götürdükleri depremzede için can suyu olacak yardım malzemesi ve arama kurtarma çalışmalarına katılım anlamında depremzedeyle dayanışmanın seçkin örneklerini sundu ve sunmaya da devam ediyor. Ama burada şunu belirtmemiz gerekir ki gelen yardımların dağıtılmasında sıkıntılar ortaya çıktı. Yardım tırlarının deprem bölgelerinde sorumlu bulamayıp gelen yardımları boş alanlara cadde kenarlarına döktü. Bir taraftan yardımlar bu şekilde gelişi güzel dağıtılırken diğer taraftan yardım yapan kuruluşların bu yardımları şov amaçlı yaptıklarını halk gördü.
Bir bütün olarak, bakanlıklar, yardım kuruluşları, sendikalar, dernekler olarak örgütlenmeye yatkın bir toplum olmadığımız bir kere daha ortaya çıktı. 2010 yılından beri Birleşmiş Milletlerden anlaşmalarla aldığımız kent konseyi diye bir kurum var sözde… Bu kurumda yerel bazda sendikalar, muhtarlar, meslek odaları; kaymakam, vali, belediye gibi yerel yöneticilerin temsilcileri, kentte kurulu partilerin temsilcileri var. Peki sayın okuyuculara soruyorum, böyle bir kurum bu felakette en azından yardımları organize etmeyecekse neye yarayacaktır?
Bir defa bu yardımları ele alalım; kent konseyi muhtarları seferber edip mahallede kimin neye ihtiyacı var tespit edecekti. Gelen yardımları dağıtmak için bir komite kurulup gelen tırlar yüklerini nereye indireceğine bu komite anında karar verecekti. Yine enkaz kaldırma ve kurtarma çalışmalarında Kent Konseyi kentte aciliyet sırasına göre yerleri ve ihtiyaçları tespit edip gelen kurtarma ekiplerine yol gösterebilirdi.
Bir bütün olarak halkın gereksinimlerini karşılamada bir demokratik kurum olan bu Kent Konseyi uygulamasına iktidar, yerel yönetimler, sendikalar ve siyasi partilerin soğuk bakması, ilgilenmemesi, böyle önemli bir görevde kullanılmaması nasıl açıklanabilir?
Bunun tek açıklaması var feodal sistemden kalan “bir kişi, kahraman çıksın bütün görevi, yetkiyi ona verelim yapsın” anlayışımızdır. Yani herkes demokrasi diyor ama demokratik bir örgütlenmede yer almak, ısrarcı olmak istemiyor. Yönetimin iktidarını, yetkilerini halkla paylaşmak istemediği anlaşılır bir şey olabilir de sendikaların, siyasi partilerin bu örgütlenmeye uzak durması anlaşılır değildir.