Cinsiyetleri ne olursa olsun tüm bireylerin toplumda eşit haklara sahip olması, seçimlerinde eşit fırsatlardan yararlanması, suç işlediklerinde adil yargılanmaları gerekir. Adil yargılanma için feminist adalet toplumsal kodlardan sıyrılarak mutlak eşitlik sağlar.
Feminist adalet için öncelikle yargının şiddet dilini bırakması gerekir. Kamu spotlarından verilen eğitime, yargılamada yapılan değişikliklere, bilgiye erişimin kolaylaşmasına rağmen cinsiyetçi şiddet dili hâlâ her olayda karşımıza çıkıyor.
Güney Afrikalı bir foto muhabiri olan Kevin Carter 1993 yılında Sudan’da kıtlığı resmeden fotoğrafı ile 1994 de Pulitzer ödülü aldı. Fotoğrafı herkes hatırlar. Açlıktan iki büklüm olmuş siyahi bir çocuk ve yemek için ölmesini bekleyen akbaba. Bu fotoğraf çekiminden birkaç ay sonra Kevin Carter arkasında gördüğü acılara dayanamadığını söyleyen bir notla intihar etti. Ne hissettiğini anlamak
çokta zor değil. Kadın ve çocuğa şiddet dosyalarında duyduğumuz bir çok söz bizi de bu noktaya sürüklüyor. Buna dur demek gerekiyor.
Yakın zamanda çok fazla şiddet dosyasına bakmaktan kaynaklı duygusal yıkım hissediyorum. İzninizle bu yazı biraz iç dökme olsun.
25 yıllık meslek hayatımda girdiğimiz bütün şiddet dosyalarında aynı cümleleri duyuyoruz. Sanki istismarının galaksi rehberi diye bir kitap var topyekûn okuyup cinsel şiddet savunması yapıyorlar.
Küçüğün istismarında bana 18 yaşındayım dedi cepte. Sonra bunun altını üstünü süslüyorlar. 85 B sütyen takıyordu onsekiz sandım. Kuaförde onsekiz yaş üstü işlem yaptırıyordu. Bana asıl adını söylemedi o halde yaşı da doğru değildir. Ben onsekiz kabul ederim. Eve geldi, flört etti. Onsekiz yaşında gibi flört ediyordu. Öte yandan şiddete maruz kalan çocukların mesajlarına, sosyal medya paylaşımlarına bakıyorsun hepsi çocukça paylaşımlar. İstismar ettiği çocukla çekilen fotoğrafta x ilköğretim okulu amblemi olmasına rağmen bana onsekiz dedi savunmaları duyuyoruz. Madem küçüktü annesi niye sahip çıkmadı diyen var. Velev ki anne kötü ebeveyn. Uyguladığın cinsel şiddete nasıl bir mazeret bu?
Bütün bu konunun özü ile ilgisi olmayan savunmaları sabırla dinliyoruz. İstismara uğrayan çocuk ya da kadına dair süreç zaten bizi hırpalıyor. Empati, sempati kurmamaya özen göstersekte orada kanadı kırık biri var ve buna engel olamıyoruz. Sanığın şiddeti bitiyor yargılama şiddeti başlıyor.
Neden oradaydın, ne giydin, neden bağırmadın, neden izin verdin? İstismarcı yer, zaman koşuluna bağlı olmadan bu eylemi yapar. Maruz kalanın bir suçu yoktur. Herhangi bir sebep cinsel şiddeti haklı çıkarmaz. Cinsel şiddet eşit olmayanlar arasında gerçekleşir. Eşit olmayanın izni, rızası olmaz. Kıyafet seçimi istismarcı için harekete geçme nedeni değildir. Öyle olsa idi Ortadoğu'da çarşaflı kadınlar hiç istismara uğramazdı.
Yargılamada mahkemenin şiddet dili bize gösteriyor ki yargılama makamı eğitimsiz. Hukuk eğitiminden bahsetmiyorum elbette. Neredeyse bütün şiddet dosyalarında yargılama makamı şiddete maruz kalanı kendi eğitim, kültür ve yaş düzeyinde sanıyor. Soruyu sorarken yapılmadı gereken bu neden yapmamış o halde suçlu mantığıyla soru soruyor. Ortaöğretim de okuyan aile içi şiddete tanıklık etmiş çocuğa neden polise gitmedin diye sorabiliyor. Çocuğun eğitimi, yaşı, yaşadığı çevre bunu ona düşündürtüyor mu bilmiyor. Yaşadığı lojmanın dışındaki hayata yabancı. Yaşla edindikleri tecrübenin herkeste olduğunu varsayıyorlar.
Dostlar bu davalar yorucu, yıpratıcı, yok edici. Direniyor ve takip ediyorsak şiddetsiz dünya hayalimiz için. Bir gün mutlaka kazanacağız. O güne kadar burada feminist adalet için dayanışmayı büyütmeye devam...