İnsan besleminde ekmek, en kutsal gıda maddesi. Ekmek yendiği zaman insan sanki açlıktan kurtulduğunu hisseder.
Özellikle geri kalmış ülkelerde ekmek daha çok tüketilmektedir. Gelişmiş memleketlerde ise ekmek çok az yenir. Neden? Bilim adamlarına göre Batı’da ücret çok geliştiği için et, süt, meyve çok ucuz; üretim makine ile yapılmakta. Örneğin çikolata, muz, tavuk… genelde bu nedenle ekmek tüketimi azalmakta.
Türkiye’de geçmişte tarım alanı çok genişti. Öyle ki, Türkiye’den dünya ülkelerine buğday, pamuk ihracatı çok ilerideydi.
Peki neden ziraat ülkesi olan Türkiye, dış ülkelerden günümüzde buğday ithal etmekte?
Sunun temel nedeni yanlış göç olayı. Yani köylerden kente göçten kaynaklandı. Şimdi ise köyler boşaldı. Peki ne oldu kentlerde? Köy-kent gelişti; gecekondular şehri kuşattı asıl neden.
Son yıllarda halkın doyumu olan ekmeğin fiyatının artması tepki yaratmakta. Basında, televizyonda ekmeğe yeni zamlar yapılması, 7,5 liraya kadar olması tartışılıyor.
Genel olarak sıkıntının genel nedeni işsizlik. Makine çağına geçişte geç kalındı. Türkiye’de 24 Ocak 1980 IMF ekonomik uygulaması bugünkü ziraattaki gelişmeyi önlemiştir.
Batı’nın yüzyıllar önce yaptığı toprak reformu yapılmadı. İşlenmeyen topraklar tarıma, yani üretime açılmadı. Örneğin, bir Konya ovası bir Çukurova sanki sahipsiz. Konya’da saatlerce yol alan ova sessiz. Hatay’ın Amik ovası için ne diyelim... Bütün çevre topraklarını besleyen göl, kurutuldu; maalesef efsane Amik Gölü toprağa gömüldü.
Ekmek olayını haberlerde takip ederken aniden kafamda geçmiş yıllarda defalarca okuduğum Viktor Hugo’nun Sefiller romanını hatırladım. Evet, nasıl unutabiliriz kitapta yaşayan Jean Valjean’ı… Zavallı yoksul kişi, fırından bir ekmek çaldığı için kürek mahkumu ilan edilerek zindana atılmıştır.
1789 öncesi Fransa’da halk yoksulluk içinde dönemin kraliçesi Marie Antoinette sefahat içinde yaşamakta. Paris kuyumcuları kraliçeye altın taşımakta. Halk sefalet içinde yaşarken kraliçe ışıklı sarayında her gün balolar düzenlemekte.
Paris sokakları ve halk sokağa dökülüp yürüyüp kraliyet sarayının önüne gelir. Kraliçe Marie Antoinette ile yakınları korku içinde. Kraliçeye yakınları yalvarmakta; “Kraliçem ne olursun balkona çıkıp halka görün” diyenlere: “Ben Avusturya prensesi, Fransa kraliçesi, sokak insanlarının karşısına çıkmamı benden nasıl istersiniz? Kim bunlar?”
Sonuçta soylu kadın ikna edilip halka görünür; “Benden ne istiyorsunuz?”
“Ekmek”
“Peki, ekmek yoksa pasta yiyin!”
Viktor Hugo’nun Sefiller kitabının günümüze kadar hala okunması bir yerde politik olmasından kaynaklanır. Şöyle ki; Hugo 1789 karşıtı güçler, yani eski kralcılar iktidar döneminde bir dönem parlamentoda milletvekili iken, insan haklarına karşı olması nedeniyle ölüm cezasının kaldırılması için önerge vermesi nedeniyle mahkum edilir. Bu nedenle Belçika’ya sığınıp sürgünde yaşar.
Uzun yıllar kaldığı Belçika’da, 18 yılda Sefiller kitabını yazar. Aç insanın bir ekmek çaldığı nedeniyle kürek mahkumu cezası verilmesi adalet sisteminin katılığına tepki olarak halkın Bastille’e yürümesi Dünya genelinde yeni çağa geçişin habercisiydi.
Genelde Bastille yürüyüşü, insanın yaşama hakkının kutsallığı, gelecekte yeniliğin öncüsü 1789, insan hakları beyannamesi, insanlığın büyük mücadele sonucunda kazanıldığı belgelenip tarihe yazıldı.
Viktor Hugo Sefiller romanının önsözünde şöyle der: Dünya genelinde cehalet, sefalet bulundukça bu gibi kitaplar, yani benim yazdığım gibi insanlığa karşı hep yazılacaktır.
Çarlık Rusya’nın aydınlanmacı yazarlarından Dostoyevski’nin şu sözleri günümüz için çok anlamlıdır: Aydın kişi ülkesinde ve dünyada yaşanan haksızlığa karşı kendini soyutlayamaz. Yani, ilgisiz kalmaya hakkı yoktur.
Türkiye’de gerçek aydın, Uygarlık Tarihi’ni yazarak kendini ortaya koyan Server Tanilli gibi bedelini ödedi.
Ekmek insanın en temel, açlığını gideren besindir.
Türkiye, 2. Dünya Savaşı yıllarında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün mucizevi diplomasisi sonucu savaşın dışında kalmayı başardı. Halk ekmeği karneyle aldı, fakat aç kalmadı. Şekerin kilosu 5 lira oldu. Ancak, savaş sonrası tüm besinler normale döndü, enflasyon yaşanmadı.
Savaş içinde yaşanan sıkıntılar, geriye yönelik çok kötü kullanıldı. 1950 yılları, çok partili döneme geçildiği süreçte Demokrat Parti iktidarı, Celal Bayar-Adnan Menderes dönemi…
İzmir ziyaretinde 13 yaşlarında kız çocuğu hazırlanmış şekilde İnönü’ye yönelir. İnönü’ye yaklaşarak; “Paşam sen ne yüzle İzmir’e geldin! Sen bize zamanında ekmeği karneyle yedirdin.” İnönü, kızın başını okşayarak, “Kızım, sizlere ekmeği karneyle aldınız. Belki de aç kaldınız. Ama sizleri babasız bırakmadım” der. Oradaki insanlar gözyaşına boğulur.
Her zaman üstüne basarak söylüyoruz, politika akıl ve bilim işidir. Genelde ekmek, kutsal yaşam gıdasıdır.