Geçtiğimiz cumartesi günü kentte 11 kuruluşun oluşturduğu İskenderun Yaşam Platformu tarafından düzenlenen Ekonomik Kriz ve Etkileri konulu panel vardı.
Panelde konuşan Prof. Dr. İzzettin Önder, günümüzde ülkelerin savaşlarla değil, teknoloji ve akılla işgal edildiğini, ülkemizin artık teknolojiye girmek mecburiyetinde olduğunu söyledi, “Üretim teknolojisine uygun altyapı yapmamız lazım. Ülke kafasını değiştirmeli ve temelden örgütlenme yapılmalı. Sistemde tercih ve görüşü değiştirmemiz lazım” dedi.
İzzetin hoca “ülkelerin savaşla değil teknoloji ve akılla işgal ediyor” demesi bana göre haklı fakat eksik bir söylem. Bir defa İzzettin hocanın o anda aklına gelmediğini hatırlayalım; Afganistan´dan başlamak üzere Irak, Libya ve Suriye Amerika ve müttefikleri tarafından silahlı işgale uğradı. Mısır´da Amerika yanlısı darbe oldu. Emperyalist kapitalist devletler kurdukları bankalar, IMF ve Dünya Bankası gibi mali tekeller aracılığıyla geri ülkelere kredi, yatırım teşviki vb vererek bağımlı hale getirirken, diğer yandan bu mali sermayeye bağlı olarak geliştirdikleri teknoloji ve bilgi tekelini de ellerinde bulundururlar. Örneğin en gelişmiş bilgi ve teknolojilerin ABD de olması bir tesadüf değildir. Ülkemizde bir varlık gösterememiş bir çok yetenekli öğrenci ve bilim insanının, ABD´ye gidip araştırma yapmaları; bilim ve teknolojide önemli buluşlara imza atmaları tesadüf değildir. Bunun dışında ister metropol ülkelerde, isterse gelişmekte olan ülkelerde olsun kapitalist sistemin işine yarayacak bilgi, buluş ya da keşif, emperyalist tekeller tarafından el konulup patentleri kendi tekellerine alınır. Evet ülkeleri esas olarak mali ve teknolojik yönden işgal edenler emperyalist tekellerdir. Cargill tekelinin ülkemizdeki şeker fabrikalarını kapattırmasını hatırlayalım. IMF ve Dünya Bankası´ndan alınan borçların gelişmekte olan ülkeleri nasıl bağımlı hale getirdiklerini hatırlayalım. SSK ilaç fabrikasının, kağıt fabrikalarının neden kapatıldığını düşünelim. Emperyalizm sadece ABD, Rusya, Çin, AB gibi devletler değildir. Bunların hakimiyetindeki tekellerdir aynı zamanda...
İzzettin hocanın değindiği gibi dünyada emperyalist sistemin bir krizi var. Düşünülebilirki dünyanın ürettiği değerlere el koyup sermayelerini günden güne büyüten bu devasa sistem nasıl kriz geçirir? İzzetin hocanın haklı olarak dediği gibi “bu kriz insanın geçirdiği kalp, vb hastalık krizi gibi bir şey değildir.” Yani ilaç alınca geçebilecek bir olgu değildir. Emperyalist tekeller geri kalmış ülkelerin ürettiği değerlere sahip olma yanında ürettiği malları da onlara pazarlamak isterler. Bu mallar örneğin otomobiller, cep telefonları vb siparişe göre üretilmez; pazarın ihtiyacına göre üretilir. Satıldığı sürece üretilir. Bir zaman gelir pazar doyuma ulaşır. Ya da sömürülen kitlelerin alım gücü düşer. İşte o zaman kapitalist tekellerin ürettiği mallar elinde kalır. Stoklarda mal birikir. Ama yoksullar ekmek bulamamış ne gam. İşte bu durumda tekeller mallarını pazarlayamaz ve borç altındaki geri kalmış devletler borçlarını ödeyemez duruma gelir. Krizin derinleşmesi durumuna bağlı olarak fabrikalar kapatılır. Kredi veren bankalar batar. ABD´nin yüz yıllık bankası Lehman Brothers bankası elinde biriken konutları satamadığı için 2008 krizinde batmıştı. Bu şekilde üretilen mallar ve sermayeler tekellerin ellerinde kalınca ellerindeki sermaye ve malları satacakları yeni pazarlar ararlar; dünyada emperyalistler tarafından ele geçirilmemiş pazar kalmadığı için bu defa birbirlerinin pazarlarına göz dikerler. Bu da tekeller arasında pazar alanlarının yeniden paylaşılması kavgalarına, savaşlara yol açar.
Ülkemiz açısından ise bu gün kriz ilk olarak konut satışlarını düşürmüştür. Çalışanların ve emeklilerin alım gücünün düşmesi önce konutları, sonra otomobil ve beyaz eşya piyasasını daha sonra diğer üretim alanlarını etkilemektedir. Bu yüzden bir çok fabrika ve işyeri kapanmakta ve işçiler işsiz kalmaktadır. İşsizlik ve çalışanların alım gücünün düşmesi sonucu daha çok fabrika ve işyerinin kapanması beklenen bir sonuçtur.