DİSK Genel Sekreteri ve Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, Sendika.org adlı internet sitesi ile yaptığı söyleşide, AKP iktidarının son 20 yılda attığı adımlarla devletin kurumsal işleyişinin bütünüyle emeğin mücadelesini bastırmaya odaklandığını, artık sendikal örgütlenmenin adeta bir yasadışı örgütün gizli örgütlenmesi şeklinde yürütülebildiğini, işçilerin haklarını kullanabileceği koşulların oluşabilmesi için bu siyasi iktidarın gönderilmesi ve bunun için de etkili bir toplumsal muhalefet örgütlenmesi gerektiğini söylüyor.
Sayın Serdaroğlu, isminde “Devrimci İşçi” kelimeleri olan bir konfederasyonun genel sekreteri olarak söylüyor bunları. Bu söyleşinin neresinden tutmalı bilemiyorum. AKP iktidarının “devletin kurumsal işleyişinin bütünüyle emeğin mücadelesini bastırmaya odaklandığı” ne demek? O bir sermaye iktidarı değil mi? Bir işçi konfederasyonun başında olan kişi kapitalist sistemde devletin sermayenin devleti olduğunu bilmez mi?
Sermaye iktidarı olarak devlet, elbette temsil ettiği sınıfın çıkarı için işçi mücadelesini ezmeye, sendikalaşmasının önünü kesmeye çalışacaktır. Bunun aksini düşünmek devletin rolünü anlamamak ya da işçileri kandırmaktır. Çözüm olarak söyledikleri daha garip “işçilerin haklarını kullanabileceği koşulların oluşabilmesi için bu siyasi iktidarın gönderilmesi” gerekiyormuş. Sanırsınız bu iktidarı gönderip yerine işçi iktidarını getirecek. İşçilerin daha kendi iradeleriyle yönettikleri sendikaları yok, kendi partilerini kurmaktan uzaklar, bu durumda iktidara da gelemeyeceklerinden belli ki kastettiği başka bir burjuva hükümet. Zaten kendisi de bir sol ittifaka imzasıyla katılmış. Katıldığı sol ittifaktaki imzalara bakıldığında kendisinin dışında bir tane bile işçi yok, kendisi de ne kadar işçi sayılıyorsa… Gelen iktidar, ki yine burjuva iktidar olacak, izin verirse sayın Başkan işçileri örgütleyecek, hak alacak.
Dikkat edilmesi gereken diğer şey de “işçilerin haklarını kullanabilmeleri için” siyasi iktidarın gönderilmesi için “toplumsal muhalefet örgütlenmeli” demesidir. İşçi sınıfının örgütlü gücüne inanmayıp sınıfsız toplumsal muhalefete inanan bir kişinin işçi konfederasyonun başında olması ne büyük bir talihsizlik. Bu aynı zamanda işçi sınıfının işinin ne kadar zor olduğunun da göstergesidir.
İktidar meselesi bilimsel ve matematiksel olarak ele alınması gereken bir meseledir. İktidar meselesi böyle ele alınmadığı için Türk-İş’in kurulduğu ellili yıllardan beri yetmiş yıldır işçi haklarında önemli bir gelişme olmamıştır. Bilimsel ve nesnel olarak toplumda birbiriyle çıkar çatışması olan iki sınıf, burjuvazi ile işçi sınıfı vardır. Bu sınıflardan burjuvazi işçi sınıfının yarattığı değerlere el koyar, servetlerini büyütürken işçi sınıfı giderek yoksullaşmaktadır. Burjuvazi kendi iktidarını kendi yöntemleriyle, demokratik kandırmaca ve kaba güç, işçi sınıfına karşı korurken işçi sınıfı da üretimden gelen birleşik gücünü hakları almak ve kendi iktidarını kurmak için de kendi tarzında örgütlenmek zorundadır. Matematiksel olarak da üreten işçi sınıfının hem üretimdeki gücü hem de sayısal gücü burjuvaziden fazladır.
İşçilerin esas mücadele alanı üretim alanları olduğu halde bugüne kadar sendikalar ve siyasi partiler onları alanlarda toplamaya çalıştılar. Alanlar burjuvazinin işçileri kolayca dağıtacağı yerlerdir. Bu tür eylemlerde ısrar, büyük kayıplar verilmesi bir yana ayrıca alanları dolduracak kitleleri de giderek alanlardan uzaklaştırmıştır. Günümüzde işçi sınıfının sınıfsal önderliği olmadan hiçbir toplumsal devrim başarıya ulaşamaz.