İsmini maydanozdan alan park.
Siyasi yönü olmayan, klasik isimlere benzemeyen, yakışan bir isim. Tabiat sevgisini, tarımın önemini, yeşilin değerini çağrıştırıyor.
İskenderun Yunus Emre Mahallesinde bu ismi taşıyan bir parkımız vardı. Ağır Bakımla, Ziraat Bahçesi arasındaki tarla geçmişte tarım arazisi olarak kullanılırdı.
Çok hisseli bir tarla olduğu konuşulur, Reyhanlılı seksen yaşın üstünde bir vatandaş, tarafından kiralanır, elli yaşın üzerindeki bekar kızıyla toprağı işler, kış ve yaz sebzeleri yetiştirir, çevrede ki tüm mahalleliler, hatta İskenderun’un diğer mahallesinden gelen aileler tarla da sebzeyi kendisi toplar, bahçenin bir köşesindeki kulübede, haymanın altında oturan amca, tartar, parasını alırdı. Sabahın alacakaranlığında gelir, gün kararırken giderlerdi.
Sonraki yıllarda tarlanın Ağır Bakım tarafına siteler yapıldı, Ziraat Bahçesi tarafı ise kırk beş dönümlük alanı kamulaştırılarak parka çevrildi. Park ismini orada yetişen sebzeler içinde öne çıkan maydanozdan aldı. İsmine “Maydanoz Park” dendi. Parkın içine; ağaçlar dikildi, çiçekler ekildi, yürüyüş yolları, sportif aletler kondu, içine gazino yapıldı. Çevredeki mahallelilerin; yürüyüş alanı, spor yapma, düğün ve geceler, eğlenceler düzenlenen sosyal tesisi durumuna geldi.
Belki de en büyük görevi 6 Şubat Depreminde üstlendi park. Anlatılması zor olan o faciadan; Modern Evler, Yunus Emre ve Sakarya Mahallesi sakinlerinin yağmurdan, soğuktan sığındığı, korunduğu alan oldu. Deprem sonrası yardımseverler tarafından çadırlar kuruldu, konteynerler yapıldı, yemekler kaynatıldı, çaylar demlendi deprem mağduriyetleri önlenmeye çalışıldı. Park, depremzedelerin evi, yuvası gibi sımsıcaktı. Hala bir kısım depremzedeye hizmet verdiği bilinir.
Geçmişte yeşilin solunduğu, sosyal ruhun hayat bulduğu, sağlığın canlandığı, yardımseverliğin, dayanışmanın yaşandığı böylesi bir alan şimdi yok edilmeye çalışılıyor. Hem de Şehri Emin bilinen belediye başkanı tarafından. Gerekçesi, belediye çalışanlarının maaşının ödenemediğinden, Vakıflar Müdürlüğüne devredilecek, bin kont yapılacak, kiraya verilecek, satılacak.
Belediye Meclisinde itirazlar olsa da kamuoyu tarafından destek görmese de dediğim dedik çaldığım düdük misali Meclisten satış kararı çıkana kadar polemikler, suçlamalar, iftiraya varan sözler; kızgınlıklar, öfkelerle belediye başkanımız istediği sonucu elde etmiş, muradına ermiş gözüküyor.
“Mecburuz, borç ağır, çalışanların maaşını ödeyemiyoruz” diyor başkan. Bunu söylerken seçim çalışmaları sırasında, “hizmet almak için çarkın dişlileri birbirini tutmalıdır”; tehdit mi, hizmet vaadi mi olduğu belli olmayan, popülizm kokan sözlerini unutmuş olmalı herhalde.
Mecburiyet bu ülkede, yanlış kararları, kötü yönetimi, savurganlığı yıllarca aklamıştır. Bunu yapanlar siyasi emekli, satanlar ise “kriz yönetiminin” kahramanı olmuşlardır.
Parkları düşündüğümde daha çok çocukları, birde yaşlıları görürüm. Çocuklar park alanına geldiğinde nasılda çırpınırlar, serçeler gibi cıvıldaşırlar. Yaşlılar yaşadığını düşünürler, hüzünlerini atarlar, gülümserler... Böylesi yerlerin yok edilmesiyle bunların sevinci, mutluluğu ne olacak sorusunun cevabını bilse bilse belediyeyi yönetenler biliyor.
Çocukların zaten borçlu doğulduğunu, yaşlıların ise fazladan yaşadığını düşünürler belki.
Yeşil alanlar satılıyor, alternatifi “kara beton” oluyor.
Geçmişte parkı halka kazandırdık, şimdi ise belediyeyi borçtan kurtarmak için elden çıkardık.
Kazanan kim?
Borç!
Kaybeden?
Henüz doğmamışlar...
Bu tür satışlarla belediye borcunu ödeyerek kurtulur mu bilmem, ama İskenderun buna benzer her satışta, her yeşil alanın kayboluşunda kendi olmaktan çıkar.