Müslüm KABADAYI

Tarih: 19.02.2026 07:27

Osman Güven’i Anılarıyla Yaşatmak...

Facebook Twitter Linked-in

Doğanın bir parçası olan insan, beslendiği kaynaklara göre fiziksel, özellikle de kişilik ve bilinçsel bakımdan kendisi olur. Aynı coğrafyadan beslenen insanların ortak özellikleri olduğu kadar, farklı özellikler geliştiren niteliğiyle öne çıkanlar dikkat çekerler. Osman Güven de Karadenizli tipolojisinden farklı nitelikleriyle dikkat çeken eğitimciliği ve aydın tavrı olan bir dostumuzdu. Aramızdan ayrıldığını öğrendiğimde aklımdan geçen ve dile döktüğüm ilk cümle şu oldu: “Soyadına yakışır bir yaşamıyla yüreğimizde ve belleğimizde derin iz bırakan Osman Hoca’sız, güven(ce)sizliği insanlığa dayatan kapitalist-emperyalist düzende ne yapacağız?”

Trabzon’da altı yılı aşkın çalıştım. Karadeniz coğrafyasını her yöresinden insanla tanıştım, bazılarıyla çalıştım, dostluk kurduğum çok güzel insanlarla bağımı hiç kesmedim. Bağımızın güvenle sürdüğü insanlardan biriydi Osman Hoca. Araklı’nın Marzuba (Kaymaklı) köyünde 1955’te doğup ilkokulu köyünde, ortaokulu Araklı’da, liseyi Sürmene’de ve yükseköğrenimini Trabzon’da tamamlamıştır; çocukluğu ve öğrenciliğinde çalışkanlığı, önderliği ve mücadeleci kişiliğiyle öne çıkmıştır. Onu, 1970’li yıllarda Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü’nde tanıyan önce sınıf , daha sonra öğretmen arkadaşı ve düşünsel yoldaşı olan Abbas Yılmaz, “Osman hayatını, sadece kendisi için değil, insanlığın ve çevresinin mutluluğu için, insan hakları için, özgürlük için adayan bir arkadaşımızdır.”  cümlesiyle anlattı. Yükseköğrenim döneminde kendilerini okula almak istemeyenlerin kurduğu ablukayı Osman’la birlikte mücadele ederek kırdıklarını ve o zor şartlarda okulu bitirdiklerini dile getirdi. Bu saptama, onu tanıyan herkesin hemfikir olduğu bir kişilik özelliğidir.

1987-1993 döneminde Trabzon’da öğretmenlik yaptığımda, dersimin olmadığı zamanlarda iki yıl elektrik projesi çizip ilçelerdeki elektrikçi arkadaşlara götürüyordum. Elektrik mühendisi Hıdır Oktay’ın bürosunda yürüttüğüm bu çalışma üzerinden Yomra, Arsin, Araklı, Sürmene ve Of ilçelerini haftada bir gün dolaşırdım. Gittiğim yerlerdeki okuyan, araştıran, ülke ve dünya sorunları üzerine kafa yoran insanları tanımaya başladım. Tabi, Trabzon’da çalışan öğretmen, edebiyatçı-sanatçı, hekim arkadaşlarımın önerdiği kişilerle başlayıp rastlantıyla tanıştıklarımla genişledi iletişim ağımdakiler. Araklı’da buluşma noktalarımızdan biri Tahir Bacı’nın bakkaliyesiydi. Tahir’le tanışmamıza Osman Hoca vesile olmuştu. Aynı köyden ve akrabaydılar. O dönemde öne çıkan Toplumsal Kurtuluş Dergisini çevredeki politik insanlar Tahir’den alırlardı. Kendisi de bu dergileri özenle inceler ve tartışmak istediği konuları benimle paylaşırdı. Müşterileri olmadığı zamanlar çok verimli söyleşiler, tartışmalar yapar; yöreyle ilgili onun anlattığı sorunları, olayları, sözcük-deyim ve özlü sözleri not alır, bunları yazımda değerlendirirdim. Osman Hoca’nın kardeşi Kasım, öğretmen arkadaşlarımız İzzet Aşkar ve Muzaffer Karadeniz, PTT’de çalışan Mehmet Güven, Ankara’dan gelen Ahmet Kerem Çebi ile parkta buluşur; ülke ve dünya gündemine ilişkin sosyo-ekonomik, politik konuları değerlendirirdik. O arada edebiyat ve sanatı da ihmal etmez, yazdığımız metinler, okuduğumuz kitaplar üzerine görüş ve düşüncelerimizi paylaşırdık. O zamanlar Edebiyat Dostları, Yeni İnsan, İnsancıl dergileri de bu açıdan ilgi odağımızdaydı. Ne garip rastlantıdır ki, Kasım 2010’da İstanbul’da kaybettiğimiz Tahir’in cenaze törenine de Ankara’dan Osman ve Mehmet Güven hocalarımızla birlikte Marzuba’ya giderek katılmıştık. Onlar yıldızlarına kavuştular. Işıklarda yatsınlar...

Osman Hocamız, eşi Hülya Hanım da Keskinli olduğundan Ankara’ya taşınıp öğretmenliğini orada sürdürürken, okul arkadaşı ve branştaşı Abbas Yılmaz Hoca da eşi Nesrin Hanım’la İstanbul’a taşınmıştı. Tatillerde, merkezi mitinglerde buluşup özlem gideriyor, duygu ve düşüncelerimizi paylaşıyorduk. Her görüşmemizde Osman Hoca’yı vakur duruşuyla, tartışılan konuya tarihsel bakış açısıyla ve ağır-vurgulu konuşmasıyla izler, dinlerdim. İleri sürdüğüm görüşleri, önerilerimi de can kulağıyla dinler, “Öyle de düşünebiliriz, bu da olabilir” gibi cümlelerle farklı düşüncelere açık olduğunu gösterirdi. Benim gibi çevresindeki herkeste bu izlenimi bıraktığını, cenaze törenine katılmak üzere Ankara Ortaköy Mezarlığına giderken tanıştığım Ziya Karaca’dan dinledim. Gümüşhaneli ve aynı kuşaktan olup Trabzon’da okuyan, Osman Hoca’yı oradan tanıyan Ziya Bey, “Bizim toplumdaki şartlanmışlık nedeniyle farklı görüş ve düşünce ileri süren insanlara tahammül pek yoktur. Osman Hoca, bunu kapsayıcılıkla özümsemiş ender Karadenizlilerdendir.” dedi. Yanımızda bulunan ve onun öğrencilikten beri arkadaşı olan Hasan Karadenizli de bunu teyit etti.

Trabzon’dan sonra on yıl Antakya’da çalıştım ve 2003’te Ankara’ya geldim. Demek ki 22 yıldır başkentte kendisiyle Trabzon Kültür ve Dayanışma Derneği’nde, Eğitim-Sen’de ve Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde bir araya gelip dertleşir, söyleşirdik. Basın açıklamaları, miting ve diğer eylemlerde yan yana yer almak yanında dil-kültür, emek edebiyatı, göç ve göçmen edebiyatı gibi konularda yaptığım söyleşilerde buluşurduk. Konuyla ilgili katkıda bulunur ya da konuyu açmamı sağlayan sorular sorardı. Söyleşilerde gözüm onu arar, gelmediğinde eksikliğini hissederdim. Son yıllarda hastalıkla mücadelesi nedeniyle gözüm onu daha çok arar olmuştu. Bu kez telefonla konuşarak kafamızda oluşan sorular üzerine sohbetimizi yapardık. Eylemlere ve söyleşilere genellikle eşim ve kızlarımla katıldığım için diğer arkadaşlarım gibi kendisi de ailemi tanımıştı ama kendisinin eşini ve çocuklarını  sadece kendisinin anlatımından tanımıştım. Yüz yüze hiç görüşememiştik. 16 Şubat Pazartesi günü, onun Araklı’da öğrencisi olmuş sevgili İsa Hacıhasanoğlu’nun tanıştırmasıyla eşi Hülya Hanım’ı, çocukları Eczacı Berna’yı ve Mühendis Emre’yi cenazesi başında ilk kez görüp başsağlığı dilemek, benim için bir başka hüzün oldu. Babaları gibi çocukların da vakur duruşları dikkatimi çekti. Anneleri Hülya Hanım da böylesine toplumcu, kamucu çalışma, mücadele içinde olan eşiyle uyumlu bir yaşamı göğüslemenin onurlu duruşuyla hafızama kazındı.

Osman Hocamızı sonsuzluğa, yıldızlara uğurlarken, toprağa verirken yakınları ve dostları olarak göz yaşlarımıza hakim olamadık. Mezarına toprak attıktan ve dini tören bittikten sonra eskimeyen arkadaşlarından Abbas Hoca’ya bir konuşma yapmasını önerdim. Sağ olsun o da Osman Hoca’nın dünya görüşünü, kişiliğini ortaya koyan konuşmasını, onun anılarını yaşatacağımız sözünü vererek bitirdi ve hepimiz alkışladık. Kulağı keskin olan güzel insan Osman Güven dostumuz bizi duymuş ve “İyi ki varsınız!” demiştir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —