İnsan nesli toprağı özelleştirmeden önce dünya, üzerinde yaşayan bütün canlıların eviydi. İnsan özel mülkiyet adı altında yeryüzü topraklarını işledikçe kendi dışındaki, evcilleştiremediği canlıları topraklarından sürdü. Hatta topraklarını işlemek için esir ettiği hayvanların dışında kendi hemcinslerini de kendine köle etti.
Bugün bu gelişmenin sonucu olarak tüm canlıların ortak evi olması gereken topraklar, sermaye sahiplerinin maden arama, istediği yere işyeri ve tarım alanı açma amaçlı kullandığı mülkiyetleri haline gelmiştir. Egemen sınıflar istediği topraklara el koyarken o ülkenin yasalarına uymak yerine kendilerine uygun yasaları sermaye gücü ile çıkarırlar. Emperyalist devletlerin başka ülke topraklarını işgal etmesi, maden alanı açmak için zeytin ağaçlarının kesilmesi, gerektiğinde bir bireyin özel mülküne el konması bu yüzdendir. Burada sermaye, kapitalizmin kutsal saydığı özel mülkiyet hukukunu, kendi çıkarı söz konusu olduğunda yok saymakta bir beis görmez.
Burada akla şu soru geliyor: Üzerinde tüm canlıların milyonlarca yıldır evi sayıp yaşam sürdürdüğü bu toprakları özelleştirip kendi çıkarına kullanmak hangi yasaya uygundur? Ya da dünyanın bütün parlamentoları bir araya gelip yasa çıkarsa bu adil olabilir mi?
Sosyal alanda da benzer şekilde, yaşam alanları toplumsal ilişkilerle yürüyor; ama yönetim bir kişiye veriliyor. Antik devirlerden beri gelen krallık, sultanlık, padişahlık gibi tek kişinin yönetimi çağımızda her ne kadar seçimlere, ya da göstermelik halk iradesine indirgenmişse de yine sonunda yönetim bir lidere teslim ediliyor. Ama yine burada egemen olan kapitalizmin tanrısı para oluyor. Çünkü kapitalist toplumda bütün her şey sermayenin emrindedir. Seçimlerde bundan bağımsız düşünülemez.