“Politika” kelimesi Yunanca´dan gelen çok yüzlü anlamını ifade eden bir kelime. Politikacıların tutarsızlığını ve sık sık yön değiştirmelerini tanımlamak için bu “politika” kelimesinin açınımı kullanılır. Buradan kalkarak da politikanın iki yüzlü ve hatta çok yüzlü yani duruma ve rüzgara göre değişen bir tavır olduğu; bunun politikanın doğasında olduğu kitlelere anlatılarak bir anlamda kitlelerin politikadan uzak durması arzulanır. Bunun için politikacıların bu gün söylediğini yarın yalanlaması, kandırıldık deyip kendi bildiği yolda uygulamalara devam etmesi, yasaları yapanların kendileri olduğunu unutup yasalara aykırı davranmaları politikanın gereklerinden sayılır. Bu tip politikanın en tipik tanımını burjuva politikanın en tipik temsilcisi olan Demirel formüle etmiştir. Demirel, başbakanlıktan altı defa uzaklaşıp yedinci defa gelen usta bir politikacıdır. Ve onun ünlü sözleri arasında, verdiği vaatleri tutmayıp yeni vaatler verdiğinde “dün dündür, bugün bu gündür” ya da “politika inandırma sanatıdır” sözleri iki yüzlülüğün, belki de halkı “kandırma sanatının” formülünü vermiştir.
Şimdi gelelim bu sözcüğün asıl anlamına. Bu sözcüğün “çok yüzlü” olarak tanımlanan anlamı esas olarak çok yönlü olmalıdır. Politika, toplumun sorunlarını çözme sanatı olarak tanımlanırsa politikacı, bu sorunları çözmede tek yöne değil olayın bütün yönlerine bakarak plan yapan ve çözüm üreten kişidir. Bahsettiğim birinci tip politikacı, halkın, yani emekçi sınıfların çıkarına göre değil kendi temsil ettiği iktidar ve sermaye sınıfı çıkarına göre çözüm üreten ve bunu halka, halkın kendi çıkarıymış gibi kabullendirip oy alan ve iktidarda kalan politikacı tipidir. Yakın örnek; söz konusu yerel yönetim seçimleri olduğu halde, Cumhur İttifakı yani AKP ve MHP , bunu bir beka sorunu, yani varlık yokluk sorunu olarak seçmene inandırmaya çalışmaları...Evet burada sonuçta bir beka sorunu varsa bu kendilerinin iktidarda kalıp kalmama sorunu olarak algılamak gerekiyor. Doğal olarak bu aynı zamanda bu iktidardan çıkarı olan sermaye gruplarının da beka sorunudur.
İttifaklar açısından bakıldığında Cumhur ittifakı, AKP´nin iktidarını kaybetme korkusu ve MHP´nin de iktidar olanaklarından yararlanma, devlet içinde kadrolaşma isteği nedeniyledir. 7 Haziran genel seçimlerinde AKP´nin iktidar olma çoğunluğunu kaybetmesi böyle bir ittifakı zorunlu kılmıştı.
Tek adam iktidarına karşı olduğunu söyleyen muhalefet partileri CHP ve İyi Parti de bu iktidardan memnun olmayan ve kurtulmak isteyen toplum kesimlerinin memnuniyetsizliğinden yararlanarak iktidar olmak için Millet İttifakını kurdular. Elbette bu ittifakın arkasında duran ve onu destekleyen, iktidardan memnun olmayan sermaye kesimleri vardı. Ancak bu ittifakı destekleyen daha çok iktidarın baskıcı, ayrımcı politikalarından sıkılan, işsizliğin ve pahalılığın altında ezilen işçi ve emekçi kesimlerdi. Bu yerel seçimlerde, bu daha çok açığa çıktı. Şöyle ki İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli gibi büyük kentler başta olmak üzere sanayi kentlerinde AKP ve MHP nin oluşturduğu Cumhur ittifakı oylarını büyük oranda kaybetti. Buna karşılık CHP ve İYİ Partinin oluşturduğu Millet İttifakı ise oylarını eskisine oranla çok artırdı; hatta tekrarlanan İstanbul seçiminde fark yüzde 9´a çıktı. Bu da bize kitle desteğini büyük oranda kaybeden AKP yönetiminin sadece MHP´nin desteği ile iktidarda kalamayacağını göstermektedir. Yine de bu, AKP´nin bir genel seçimden sonra iktidarı bırakacağı anlamına gelmez. İktidarda kalmak için iki seçenek görünüyor. Birisi MHP dışında muhalefet partilerinden birini de yanına alarak koalisyon hükumeti kurmak. Ki bu yanına aldığı partinin yıpranacağı ve hatta tükeneceğini kabul etmesi anlamına gelir. 2002 Koalisyon Hükumetini oluşturan partilerin akıbetini hatırlayalım. Diğer seçenek ise İktidarın, güvenlik güçlerine dayalı, yani demokrasi dışı zora dayalı yönetim biçimini tercih ederek iktidarını sürdürmek. Her iki seçenekte uzun süre sürdürülebilir değildir.