Sadullah ÇAĞLAR

Tarih: 11.12.2025 07:46

Semiramis’in Aşk Bahçeleri

Facebook Twitter Linked-in

Musul şehri, Bağdat hüzünlüdür. Neden? Ona; bomba yağdırdılar. Doğu’nun gizemli şehri barbarların gazabına uğradı. Babil, Basra, Saba melekesi Belkıs’ın ihtişamlı binbir gece masalları, uygar denen korsanlar tarafından yakıldı.

Güzeller güzeli Harun Reşit’in gözdesi prenses, gün güzel dünyanın en büyük aşkları, Mezopotamya’nın esrarlı gecelerinde yaşandı. İskenderiye’den sonra en büyük kitaplık Bağdat’taydı.

Doğu kültürünün başkenti Babil’di. Batıda mezhep savaşları olurken Doğu’da insan güzelliği yaşanıyordu. Sürecin bilim adamları başarılıydı. En güzel ipek kumaşlar orada yapılırdı. Dünya güzeli Saba Melike'sini, Babil’in erişilmez kraliçesini görmek için uzak diyarlardan insanlar Mezopotamya’ya koşarlardı.

İranlı şair Ömer Hayam, Doğu’nun gizemini şöyle anlatır: "Ey, esrarengiz melek, ey sihirli duygu, ey aşk beni ne zaman Semiramis’in aşk bahçelerine götüreceksin? Bu esrarlı güzellikler gecelerinizi süsler, aynalarda kendinizi değil; hayalinizden taşan güzellikleri seyredersiniz.

Ve içinizde bir şey duyarsınız.

Fakat, ızdıraba yakın bu duygu nedir bilemezsiniz, siz umutsuz bir aşkın pençesine düşmüşsünüz.

O zaman beni Babil’in masal şehri Bağdat’a götürün belki taşan ruhum Semiramis'in aşk bahçelerinin gölgesinde huzur bulacaktır. Acaba büyük aşklar Şark'ta yaşanırken, Atinalı Sokrates çığlık atarak ne diyordu; “Benim bir tek bilgim vardır, o da aşktır. Onu ölüme götüren ilkellik acaba günümüzde yok oldu mu? Hayır!  

İnsanlar birbirlerini öldürmeyi, ortadan kaldırmayı düşünmediği sürece, daha çok aydınlanmaya ihtiyacımız var. Ama kapital düzenler insanın aklıyla oynadılar. Mülkiyet hırsıyla insan aklı kirlendi. Sevmek, sevilmek sanki uzaya gitti, kayboldu.

Bağdat'ta insanlar ölürken ya da hastanelerde kanlar içinde acı çekerken, sürüleşen insanlar, ölüm bombalarına hayranlık duyuyorlardı: 20. yy'ın sonunda insanlık sanki ortaçağa dönüyordu. Teknoloji insan beynini teslim almıştı.

İnsan sevme, duyma, görme, duygulanma içinde olan bir varlıktır. Onu hayvanlar aleminden ayıran, düşünen insan nitelikleri olmasıdır.

Arap efsanesinin büyük aşkı Mecnun'a "Sen Leyla için yıkıldın, değer mi?" dedikleri zaman Mecnun, "Siz gönlümdeki Leyla'yı bilemezsiniz" demişti.

Sevgiyle donanmış Kays, insan güzelliklerin tümünü üzerinde taşıyordu.

Hiç kimse büyük şair Nazım Hikmet gibi memleketini sevmedi, ama ona "Vatan haini" dediler. Oysa Nazım memleketine aşıktı, insanlarına da! Son yıllarında hapis yattığı zindanları özlüyordu;

"Bakıyorum Moskova'nın pencerelerinden seni düşünüyorum, memleketim, memleketim. Türkiyem seni düşünüyorum"

Devam ediyor devrimci şair özlemine;

"Kimi insan otların, kimi insan balıkların çeşidini bilir. Ben ayrılıkların... Kimi ezbere sayar yıldızların adını, kimi hasretlerin"

Aşkların çeşidi vardır. Kimi insan inançları için canını ortaya koyar, kimi insan, insanlık için ilacın denemesini kendi üzerinde yapar. Tıpkı sıtmanın ilacını 1880 yılında bulan bilim adamı Charles Louis gibi...

Günümüzdeki insanın bunalımı, özgürlüğünü kaybetmesinden kaynak- lanıyor.

Kimliğini unutmuş insan, nasıl sevebilir? Kişilik kendini bulmak zorundadır. Bağdat'ta halk ölüme meydan okurken insanlıkları kaybolan kişilik, onları anlamakta güçlük çekiyordu.’Ne demişti büyük Arap şairi; "Sevgilim, bütün vücudumu yak, ama kalbimi yakmaktan çekin, çünkü orada sen varsın."

Semiramis'in aşk bahçelerinde insan güzelliğin kaynakları vardır.

Uygarlık insanı sevmekle başlar.

Büyük şair Ömer Hayyam "Beni alın Babil'e götürün" dediği zaman, sevgiye olan açlığını belgelemiş oluyordu. 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —