Menü Doğru, dürüst ve sorumlu habercilik
Halit KATKAT

Halit KATKAT

Tarih: 29.05.2018 10:41

Umutsuzluktan umut çıkarma seçimi

Facebook Twitter Linked-in

En zor, en ümitsiz durumlarda; örneğin çaresiz bir hastalıkta, bir kaza anında düştüğünüz zor durumda; sel, deprem vb. doğa felaketlerinde ya da ekonomik, siyasi kriz, savaş vb. toplumsal felaketlerde sizi yaşama bağlayan şey umuttur. TV´lerde sağlık konusunda tartışmalar yaşanırken bir doktorun kendi deneyiminden aktardığı bir olayı hatırlıyorum: Doktor, aynı hastalıktan yatan iki hastasından birinin umut dolu, diğerinin ise karamsar olduğunu ve her iki hastaya da aynı tedavi uygulandığını, ama umutlu olan hastanın hastaneden yürüyerek çıkarken, karamsar olanın ise yaşamını yitirdiğini aktarmıştı.

Önümüzde 24 Haziran seçimleri var. Bu seçimlerde hem meclis üyelerini, hem de meclisten daha yetkili, her şeye kadir birini seçeceğiz. Kimi seçersek seçelim, seçilecek Cumhurbaşkanı bu yetkileri kullanma yetkisine sahip olacaktır. Seçilen kişi yasama, yürütme ve yargının tek kişiye tabi olduğu bir sistemi yönetecektir. Çoğunluğun yani halkın iradesi yerine bir kişinin iradesini esas alan bu sisteme, sandıkta ne kadar oy alırsa alsın, demokrasi denmesi mümkün değildir. Nasıl bu duruma geldik? Meclisteki partiler nasıl kendilerini yok sayacak bir tek adam yaratmaya izin verdiler? Referandum ve önceki seçimlerde yapılan tartışmaları bir kenara bırakarak şimdi önümüzdeki seçimde neyi seçip seçmeyeceğimize, seçim bittikten sonra bizi neyin beklediğine de bakarak bir karar vereceğiz.
Peki, oy verirken bu partilerin geçmişteki yaptıklarına, söyledikleri ile yaptıkları arasındaki tutarlılık ya da tutarsızlıklarına, bizim talep ettiklerimizi savunup, savunmadıklarına mı bakacağız; ya da fanatik futbol taraftarı gibi oylarımızı “bizim” partiye mi vereceğiz? Bu soruyu evet, her partinin azımsanmayacak fanatik taraftarı var diye yanıtlayabiliriz. Ama seçim sonuçlarını esas olarak etkileyecek seçmen kitlesi fanatik olmayan seçmen kitlesidir. 2002 Seçim sonuçlarına bakılırsa görülecektir ki orada Meclis´te bulunan bütün partileri, anketörlerin tahminlerinin aksine, seçmenler seçim barajının altında bırakmış; hiç biri Parlamentoya girememiştir. Bu örnek gösteriyor ki fanatik olmayan büyük bir seçmen kitlesi var. İyi ki de var.
Seçim sonucunda nasıl bir tablo ile karşılaşacağız? Birincisi 16 yıllık AKP iktidarının “her malı dışarıdan alırız” anlayışının getirdiği durdurulamayan döviz artışı sonucu Türkiye´nin döviz geliri ile gideri arasındaki fark yani cari açık 55 milyar dolar oldu. Bu yıl Türkiye´nin ihtiyaç duyduğu sıcak para toplamı ise 230 milyar dolar. Kim gelirse gelsin bu miktar ödenmek zorunda. Uluslararası kapitalist sistemin kurallarına göre çalışan ekonominiz varsa kural bu. Hatırlanacağı üzere Yunanistan Başbakanı Çipras AB´den aldığı borçları ödemek istemeyince AB, kredi musluklarını kapamış ve sonunda Çipras AB´nin dayatmalarını kabul etmek zorunda kalmıştı.
Bunun faturası kime çıkarılacak? Elbette ki emekçi halka çıkacak. Döviz artışından dolayı yatırımlar ve ihaleler duracak. Yatırım olmadığı için işsizlik daha da artacak. Ücretler ödenemeyecek. Borçları ödemek için vergilere ve tüketim mallarına zam yapılacak.
Halktan yana işlemeyen bir adalet sistemi vardı; 16 yıllık Erdoğan- AKP iktidarı döneminde bu tek kişinin emrine tabi adalet sistemine dönüştü.
Demokrasiye gelince, ülkede hiçbir zaman halk iradesine dayanan bir demokrasi olmadı. Halkın iradesi, beş yılda bir sandığa giderek parası olanların, sermaye sahiplerinin belirlediği adaylara sandığa giderek oy atmaktan ibaret oldu. Ama bu gün bu durumdan da geriye bir gidiş söz konusu. Demokrasi (göreceli de olsa) ile diktatörlük arasında bir seçim bu. İki seçeneğimiz var. Cumhurbaşkanına KHK´leri çıkarma yetkisi taşıyan ve yürütmeyi, yargıyı, yasamayı da ‘tek adam´ın elinde toplamayı amaçlayan ‘tek parti tek adam rejimi´ni, yani faşist bir yönetim inşasını savunan partilere mi oy vereceğiz? Yoksa ‘oyunuzu bana verin sizi kurtarayım´ diyen; vatandaşın siyasete katılmasını 4-5 yılda bir yapılan seçimlerde oy vermekle sınırlayan partilere mi oy vereceğiz?
Halkın bıkkınlığı, isteksizliği, seçimlerden bir heyecan duymaması, ümitsizliği, bir umuda dönecek mi? Ya da demokrasiye, yani halkın iradesine dayanan halk demokrasisine gidecek bir kapı aralanacak mı? 25 Haziranda göreceğiz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —