Az önce 6 Şubat sonrası yazdığım yazılara göz attım. Yaşadıklarımızı anlattığım o günleri okumaya da hatırlamaya da yüreğim dayanmıyor. Bir yanım unutmak isterken, diğer yanım her saniyesinin hafızamda kalmasını istiyor. İçinizde benim gibi hissedenler mutlaka vardır.
Olanları ayrıntısıyla düşündüğümde ya da birilerine anlattığımda, o anı tekrar yaşıyorum ve hemen başıma ağrı giriyor. Bu nedenle mümkün olduğunca bu konuyu konuşmamaya çalışıyorum.
Ne yaşadığımız kâbusu ne de kaybettiğimiz değerli insanları, ömrümüz oldukça unutmamız mümkün değil. Biz nasıl unutmuyorsak, her şeyi güllük gülistanlık gösterenlere de elimize geçen her fırsatta hatırlatıp unutturmamakta kararlıyız.
Yaşadığımız felaketlerin, acıların, ekonomik krizlerin, emeklinin, asgari ücretlinin, atan/mayan öğretmenlerin, işsizlikten bunalıma giren gençlerin, kadın cinayetlerinin, çocuk istismarlarının, iş kazaları denilse de aslında iş cinayetlerinin, çocuk işçilerin, çocuk katillerinin, yolsuzlukların, depreme hazırlıklı olmak yerine depremden üç yıl sonra ancak bir bölümü yapılan evlerin başarı olarak gösterilmesinin ve daha saymakla bitmeyecek adaletsizliklere kılıf uydurulmasının alıcısı kalmadı.
Yani bütün bu olanların ayırdında olan, azımsanmayacak bir kitle var artık.
Anlattıklarımın ve anlatacaklarımın zaten bildiğiniz şeyler olduğunu biliyorum. Gayemiz; bunların olağan şeyler olmadığını tekrar tekrar hatırlatmak, gündemde tutmak ve unutturmamak.
6 Şubat’tan sonra aklımıza gelmeyen, ihtimâl bile veremeyeceğimiz olaylarla karşılaştık. Bir toplumun ya da bir ailenin başına bir felaket geldiğinde (Allah göstermesin) normal olan bir araya gelinmesi, bağların güçlenmesi ve yeni başlangıçlar yapılmasıdır. Zor günlerde tüm anlaşmazlıkları bir kenara koymanın, makul olan her insanın yapması gereken bir görev olduğu kanısındayım.
Dost da düşmanda böyle zamanlarda ortaya çıkar. Halkımız, genel olarak bu zor günlerdeki sınavını başarıyla verir. Tıpkı 6 Şubat depreminde olduğu gibi…(Az da olsa fırsatçılar, yardım tırlarının önünü kesen yağmacılar da oldu maalesef.)
Ne yazık ki halkımızın verdiği desteği ve kucaklamayı, asıl vermesi gerekenlerden görmemek acımızı katbekat arttırdı.
Bunları unutmak mümkün mü? Unutmadığımız bütün haksızlıkları, adaletsizlikleri biz de unutturmamak için çabalayacağız; yazarak, anlatarak, geleceğe belge olarak bırakacağız.
Canımız da yansa, başımıza ağrılar da girse anlatacağız.
Unutturmayacağımız olayların bir kısmı:
-Depremin ardından üç yıl geçmesine rağmen hâlâ bulunmayan 140 kişiye ne oldu?
-Nasıl yok oldular?
-Mahzun bırakıldığımızı biz biliyorduk ama gözümüzün içine bakılarak, kendi memleketimizde bunun itiraf edilişini katiyen unutmayacağız.
-Depremin travmasını yaşayan insanların zeytinliklerine nasıl el konulduğunu; hiçbir açıklama yapmadan, vatandaşla muhatap olmaya tenezzül edilmeden, oturduğu tapulu evinin “rezerv alan” ilan edilip insanların inim inim inletildiğini unutacak mıyız?
-Dondurucu soğukta enkaz altında yardım bekleyenlere günlerce, haftalarca yardım gelmediğini nasıl unutabiliriz?
-O soğukta enkazların başında analar, babalar, evlatlar çaresizce çırpınırken asker de kışlada emir bekliyordu.
-Askerin ilk anda neden sahaya çıkarılmadığına anlam vermek ve bunu unutmak mümkün mü?
-Bir zamanlar kara gün dostu bildiğimiz Kızılay’ın, vatandaş perişan haldeyken kâr gütmesi Kızılay’ın varoluş amacıyla bağdaşıyor muydu?
Bunlar unutacak cinsten ya da mazur görülecek şeyler mi? Ayrıca unutmak ihanet olmaz mı, hem kendimize hem de hayatını kaybedenlere?
-30 – 40 yıllık yapılar ayakta dururken yeni yapılmış milyonluk rezidansların yerle bir olduğunu gördük. Bu binaların yapımı aşamasında imzası olanlar salınarak gezerken, kimi de komik cezalarla işin içinden sıyrılıyor.
Onca insanın ölümüne neden olanlara arka çıkanlar unutulabilir mi?
Asıl başarı, önlem alıp can ve mal kaybını önlemek iken, şehirler yerle bir olmuş, 55 bin kişi canından olmuşken, üç yıl sonra tamamı bile yapılmayan binalarla övünülmesi; “Bizden başka kimse bunları yapamazdı. Hatta dünyada bile bizden başkası yapamaz.” denilmesi trajikomik değil mi?
Evet, gerçekten sizden başka kimse böyle bir şey yapamazdı belki de…
Neden mi?
Birincisi; Bu felaketin ardından anında istifa ederlerdi zaten.
İkincisi ve en önemlisi ne biliyor musunuz? Depreme dayanıklı yapılar yaptıkları için buna gerek kalmazdı.