Nermin Abadan Unat (18/09/1921, Viyana – 11/12/2025 İstanbul)
Nermin Abadan Unat. Türk yazar, çevirmen, hukukçu, sosyolog; siyaset ve iletişim bilimci.
İnsan hakları ve kadın hakları savunucusu.
İlklerin kadını.
Hocaların hocası.
“Hayatını kendisi seçen kadın” denilmesinin nedenini, hayat hikâyesini öğrenince anlıyoruz.
Hayatının aşkı olan ilk eşini kaybettikten beş yıl sonra ikinci kez evlendiğinde, iki eşinin de soyadlarını ve yüzüklerini birlikte kullanan bir kadın o.
Kendi dilini ve ülkesini seçen bir kadın.
Türkiye’nin ilk kadın siyaset bilimcisi.
Mülkiye’nin ilk kadın asistanı, ilk kadın doçenti, ilk kadın kürsü kurucusu.
Basın Yayın Yüksek Okulu’nun ilk kadın müdürü. İlk kadın senatörlerden, ilk kadın gazetecilerden biri.
Nermin Abadan Unat’ı 11 Aralık 2025 günü, 104 yaşında kaybettik. O günden bu yana onu yazmak istememe rağmen bugüne kısmet oldu. Bu arada kendisinin röportajlarını, konferanslarını, onun hakkında yazılan makaleler ve hayat hikâyesini farklı kaynaklardan okudum. Bu müstesna insanı tanıdıkça hayranlığım kat ve kat arttı.
Babasının ailesi Saraybosna’dan İzmir’e gelip yerleşen Boşnaklardandır. Babası İzmir’de doğmuştur. Macar olan annesi ise Polonya’da dünyaya gelir. Anne ve babası evlendikten sonra Viyana’ya yerleşirler. Altı yıl sonra da İstanbul’a taşınırlar. İstanbul’a taşındıktan dört yıl sonra basını kaybetmesi üzerine, annesiyle birlikte yeniden Viyana’ya döner.
Babasını kaybetmiş bir çocuk olarak, ilgisiz bir anneyle büyürken, tek isteği okumaktır. Annesiyle gittiği ev toplantılarında sıkıldığı için, önüne konulan mecmuaları okuduğunu anlatır. O mecmualarda Atatürk Türkiye’sini övgüyle anlatan haberler yer almaktadır. Savaştan çıkmış, küllerinden doğan bir ülkeyi Avrupa yakından takip etmekte; Atatürk’ün devrimlerinden övgüyle söz etmektedir. Anlayacağınız, Türkiye’nin gıpta ile izlendiği ve gerçekten kıskanıldığı yıllardır
Nermin’i heyecanlandıran en önemli konu ise Türkiye’de kız çocuklarının erkeklerle eşit şartlarda, parasız eğitim gördüğünü öğrenmesidir.
Bu bilgi, bir süre sonra onun hayatını değiştirecek kararı almasını sağlar. Zira annesi, onu okutacak gücü olmadığını ve okulu bırakması gerektiğini söyleyecektir. Bunun üzerine, yatılı olarak okuduğu okula yakın olan Türk Büyükelçiliğine gider ve büyükelçiyle görüşmek istediğini söyler. Bir röportajında ifade ettiğine göre, kapıdaki yaşlı görevli çocuğu şöyle bir süzdükten sonra onu büyükelçi’nin yanına götürür. (Bu arada ayrıntılara fazla giriyor olabilirim ama1934 yılında, dilini bile bilmediği bir ülkeye gitme kararı alan14 yaşındaki bir kız çocuğunun cesareti, azmi ve kararlılığı geçiştirilecek bir durum değildir. Onun hayatındaki başarıların ilk adımı olan bu aşamaları atlamak istemiyorum.)
Büyükelçi, babacan tavırla küçük kızı dinlemeye hazırlanırken, Nermin şu soruyu sorar: “Fransızca mı, Almanca mı konuşmamı istersiniz?”
Büyükelçinin isteği üzerine Fransızca anlatmaya başlar.
Türkiye’ye, İzmir’de yaşayan amcasının yanına okumak için gitmek istediğini söyler. Bu arada amcasına her hafta mektup yazmasına rağmen, tek bir cevap bile alamamıştır. Ama başka çaresi yoktur. Büyükelçi üç gün sonra tekrar gelmesini tembih eder. Nermin eve gidince annesine; Türkiye’ye gideceğini söyler. Dikkat ettiniz mi? izin istemiyor gidiyorum diye haber veriyor sadece. Bu gerçek olamayacak kadar hayret edilecek bir durum değil mi sizce de? Bir kız çocuğu 1934 yılında trenle üç günlük yolculuğa tek başına çıkmak istiyor. Hem de dönmemecesine… (Bir daha asla annesini görmeyeceğini bilmeden.)
Burada kendi özeleştirimi yapmadan geçmek istemiyorum. 36 yaşındaki oğlum geçen hafta arkadaşıyla Tayland’a gitti. Elimden gelse takip cihazı takacağım yemin ederim. :) Büyük oğlum yurt dışında çalışmaya başladı. Şimdi dönüyorum dese zil takacağım. :) (Kendisine açıkça söylememiştim artık o da öğrenmiş oldu.) bu iki örneğin ortasını bulmamız gerekiyor sanki…
Küçük kız, üç gün sonra tekrar büyükelçiliğe gittiğinde; biletleri, harçlığı, trende yemek yemesi için kuponu ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne vermesi istenen mektup dâhil olmak üzere her şey hazırlanmıştır. Üçüncü sınıf tren biletiyle çıktığı üç günlük yolculuğun ardından İstanbul’a ulaşır ve mektubu Emniyet Müdürüne teslim eder. Bir polis nezaretinde İzmir’e gidecek gemiye bindirilir. Bir günlük deniz yolculuğundan sonra da İzmir’e varır.
Onu istemeyen akrabalarıyla kalmanın zorluğundan bahsederken, onlar hakkında ne olumsuz bir söz söyler ne de sitem eder.
İzmir Kız Lisesinin ardından İstanbul Hukuk Fakültesinden mezun olur. 1944 yılından 1950 yılları arsında Ulus gazetesinde çalışır. Kazandığı bursla Amerika’ya gider. 1953 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde asistan olur. Beş yıl sonra doçent, 1966 yılında profesör olur.
Yurt dışında birçok yerde çalışmalar yapar. Yurt dışındaki göçmen Türk işçilerine ve kadın sorunlarına ağırlıklı yer verir.
Bir konferansında boş oturan kadınlara çok kızdığını söylerken üretmenin ve faydalı olmanın önemine dikkat çeker.
Dilimize “kamuoyu”, “halkla ilişkiler”, “baskı grupları” gibi kavramlarını kazandırır.
Uluslararası Siyasi İlimler Derneği (IPSA)Başkan yardımcılığı, Türk Sosyal Bilimler Derneği Başkanlığı, Avrupa Konseyi Kadın – Erkek Eşitlik Komisyonu başkan yardımcılığı görevlerinde bulunur.
1978 – 1980 yılları arasında Cumhuriyet Senatosunda görev alır.
Almanca, İngilizce ve Fransızca kitaplar ve makaleler yazar.
Yüz yaşındayken bile Boğaziçi Üniversitesi’ne gidip meslektaşlarına destek vermekten geri durmayan bir kadındır.
Haksızlıklara karşı ses çıkarmanın, protestonun her yurttaşın demokratik hakkı olduğunu savunur.
Şiddete başvurmadan, adaletsizliklere karşı durmayı öğütler.
Mekânı cennet olsun. Nermin Abadan Unat.
( Wikipedia.org sayfasından yararlanılmıştır.)